31 Mart yerel seçimlerin ardından ittifak ve siyasi partilerin lider ve aktörlerinin verdikleri ilk mesajlar, her birinin bu seçimden galip ya da kazançlı çıktığı yönündeydi ki bu, seçimlerin mağlubunun olmadığı anlamına geliyordu. Kürtçede bir söz vardır. “Kesek nabêjedewê mim tirş e.” Yani hiç kimse ayranının ekşi olduğunu söylemez. Oysa ekşi ayranın olduğu bir gerçek vardır ki bundan hareketle bu seçimde kazançlı olan da vardır çöküş yaşayan da. Nasıl mı?

Bir defa bize göre en kazançlı parti CHP oldu. Zira CHP Ankara, Antalya, Adana, Mersin gibi büyükşehirleri iktidar partisi olan AK Parti’den almayı başardı. Başka bir anlatımla Millet İttifakı adı geçen büyükşehir belediyelerini Cumhur İttifakından aldı. Halen tartışması süren İstanbul da cabası…

CHP, bir ejderha gibi HDP’li Kürt oylarının tamamını aldı, Demokratik Güç Birliği büyüsü altında. Oysa bu birliği gösteren resmi bir sözleşme HDP lehine kamuoyuna açıklanmadı hala da açıklanmış değil. HDP’li yetkililer de bu konuda kamuoyuna her hangi bir metni henüz deklare etmemiş bulunmaktadır. Eğer durum buysa Kürtler resmen ne kazanmıştır sorusu akla gelmektedir. Ama tarihsel bir gerçek vardır ki, HDP’nın hanesine batıdan gelen tek bir oy yazılmadı. Bu seçimde HDP oyları yüzde 4.25’e kadar düşmüştür. HDP ayrıca, Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı doğu şehirlerinde neredeyse yarıya yakın belediyesini kaybetti ki, bize göre bunun adı çöküştür.

İKTİDARA GELİNCE…

Cumhur ittifakı Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehir belediyesini muhalefete kaptırdı. Arada çok ciddi oy farkı olmasa bile bu şehirler kaybedilen kaleler olarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar Türkiye genelinde yüzde 52 oy oranına erişse bile Cumhur İttifakı’na sandıktan sarı ışık görünmüştür. Beka söylemiyle seçim stratejisini uygulayan Cumhur İttifakı bu mesajı ülkenin iç kesimlerine ancak algılatabildi. Kıyı kesimlerinde yanı turizm, ticaret ve elit kesiminin yoğun yaşadığı bölgelerde ‘beka’ mesajı boş çağrı gibi algılanmışa benziyor.

Anlaşılan o ki, iktidar biraz aşınmışa benziyor. İktidarlar, doğaları gereği, uzun ömürlü oldukça giderek yıpranma payı yaşarlar. Şu aşamada AK Parti’nin yaşadığı biraz bu anlama gelmektedir. Nerelerde yıprandı peki?

Öyle anlaşılıyor ki, MHP ile olan birliktelikten dolayı biraz yıpranmıştır, çünkü tarafsız Kürtlerden artık MHP’nin ittifaktaki konumundan dolayı oylar AK Parti’ye gidememektedir. Tarafsız Kürt seçmeni öyle bilgi yoksunu, işi ayırt etmeyen değildir; bilakis süreci analiz edebilen, belli kaoasite de bilgi yüklü olan bir seçmen tipidir ki, bagajında silah taşımayan bir Kürt partiye oy vermek eğilimindedir. Ancak böyle bir henüz var olmadığı için Kürtlük olgusundan dolayı HDP’ye teveccüh göstermektedir zaman zaman.

AK parti son dönem bünyesine kazandırdığı kadrolarının yetersiz olması hasebiyle biraz da yıpranmıştır. Bu kadrolar, halka tam inememekte, partisinin siyasi anlayışını, stratejilerini kitlelerle paylaşma ya da anlatma noktasında yeterli bir donanıma sahip değildir. Son döneme bakılırsa AK Parti’nin öyle elle tutulur bir siyasi aktörü Türkiye’ye kazandırdığı görülememektedir.

Yerel anlamda AK Parti çatısı altında siyaset yapanlar listelerde yer bulmadıkları zaman küskünlük göstermekte ve sahada partisinin lehine yeterli bir çalışma ortaya koymamaktadır. Konuştukları zaman “bizimki bir davadır, bu işe gönül vermişiz” lafı ağızlarından düşmemektedir. Hatta “biz öyle kişilere takılmayız, bir reisçiyiz” demektedirler. Ama etkin oldukları alanlara bakılırsa çok “sevdikleri” oyların gelmediği görülmektedir. Seçim sathı mahalinde AK Parti cephesinde bir küskünlük, bir sahte AK Partililik anlayışı hakimiyeti söz konusudur.

AK Parti’yi yıpratan bir başka durum ise inançsızlık. Bu seçim özelinde görüldü ki listelerde yer alanlar ta başta yenilgiyi kabullenmiş durumda. Kime sorsanız seçimi “zaten HDP kazanır” lafı işitirdiniz. Bu nedenle AK Parti’nin son yıllarda yerel düzlemde her hangi bir siyasetçiyi kazandığı söylenemez. Bu durumu bazı eski AK Partililerle değerlendirdiğimizde “partide emek sahibi ve arkasında oy olanlar listelere girememekte, yerlerine kafa-kol ilişkide etkili olanlar kendilerine ilk sıralarda yer bulmaktadır.

Bölge gerçeğine bakıldığı zaman başta Başkan Erdoğan olmak üzere MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kullandıkları dil Kürt seçmeninde bir tartışma, bir memnuniyetsizliğe neden olduğunu gözlemledik. Örneğin Başkan Erdoğan’ın “Kürdistan” söylemini her mitingde ortaya atması belki de Sezai Temelli’nin ekmeğine yağ sürdü. Eğer böyle ise başkanın danışmanları neredeydi diye sormak gerekir. Bu durum özellikle tarafsız Kürt seçmenini psikolojik olarak Cumhur İttifakı’ndan uzaklaştırmış olabilir ki bu da AK Parti’nin yıpranmasına biraz katkı yapmış gibi gözükmektedir.

Oysa bölgede rakipleri olan HDP’de bu durum görülmediği gibi küskünlük ve inançsızlık söz konusu değildir. Listelere giremeyen gireni her koşulda desteklemektedir.

Bu seçimde çöken de yıpranan da elbette ders çıkarmaya çalışacaktır. Fakat bu seçimde göze çarpan en önemli husus, HDP’nin Türkiye ile entegrasyona tabanıyla onay vermesinin gözüküyor olması. Akla acaba önümüzdeki seçimlerde “HDP, CHP ile bütünleşecek mi?” sorusunu getirmektedir ki duruma bakıldığı zaman manzara öyle görülüyor. Bu durumu başka bir yazıda değerlendirme üzere…

Saygıyla…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.