BİLİNMEYEN DİYARBEKİR

03:55:53 | 2019-04-12
Nermin ZENGİN
Nermin ZENGİN       tijda_412@hotmail.com

Diyarbakır'ın tanınmış en ünlü ve aynı zamanda Anadolu'nun ilk camisi olan Ulu Cami’nin, 639 yılına kadar kilise olduğunu, Mar Toma Katedrali ismiyle anılan bu yerin, Hıristiyanlık inanışından önce de Güneş Mabedi olduğunu, yine 1700 yıldır kilise olan Meryemana Süryani Kilisesi’nin 6000 yıllık bir tapınak olduğunu ve kilise öncelerinde Güneş Mabedi olduğunu, Surların Güneş’e dönük burçlarından en muhteşemi olan Keçi Burcu’nun bir Güneş Mabedi üzerine kurulduğunu,  biliyor muydunuz?..

Eskiden Mardin Kapı'dan On Gözlü Köprü’nün olduğu yere doğru gidildiğinde üstü düz ama kayalıklı "Hatun-Kastalı" denen yerin üzerinde, Dicle'yi tamamen görebilen mekana "Şemsiler" denirmiş.

Bu tapınma yeri 50-60 yıl önceye kadar da Güneş’e tapanların geçmişine tanıklık edercesine, 4. Murad'ın yıktırmasına rağmen bir cephesi ayakta dururmuş. O da yol genişletildikten sonra tarihin sayfalarından silinmiş. Güneş'e tapanların ibadet ettikleri yer o mekanmış işte…

Zamanın da Şemsiler gün ışımadan yataklarından çıkıp oraya doğru yol alırlarmış. Zamanın muhafızları Mardin Kapı'da bulunan 3 kapıdan birini açarak sur dışına çıkmalarına yardımcı olurlarmış. Mekana yönelen kalabalık dualar eşliğinde tapınacakları yere varır, Güneş’in doğuşunu büyük bir huşu içinde karşılarlarmış. İbadetlerini bitirdikten sonra inançlarına göre tazelenmiş yüreklerle evlerine dönerlermiş.

İnançlara göre, Güneş ile Ay iki tanrının birleşmesinden vücut bulmuş iki kardeşmiş. Konakları da yerin altındaymış. Ana-babaları olan tanrılar karanlığa bürülü olan yeryüzüne ışığı ve sıcağı taşıma görevini Güneş'e vermiş. Canlılara hayat vermek, toprağı, suyu, havayı ısıtmak için elinde tuttuğu ışıkla yerin altından üstüne çıkarmış Güneş. Dört cihana huzmeler salıp, bolluk, bereket ve sıhhat bahşederek dünyayı dolaştıktan sonra yerin altındaki konağına geri dönermiş.

İki kardeşin birarada bulunmasına izin verilmediğinden daha o ayağını konağın eşiğinden içeri atmadan Ay yeraltından fırlayıp, gökyüzüne çıkarak aylak aylak gezinip okyanuslara, denizlere yansıyan güzelliklerini seyredermiş. Bundan ötürü Şemsiler, ölümün ta kendisi demek olan karanlık ve uykunun taşıyıcısı Ay'a değil de Güneş'e taparlarmış.

16. Yüzyıla kadar şehrimiz Diyarbekir'de hala yaşayan Şemsi aileler varmış. 4. Murad'ın Bağdat seferi sonrasında geldiği ( 5 Şubat 1639) ve uzun süre ( 71 gün) kaldığı  Diyarbekir'de Şemsi ailelerin hepsini bir gece de boğdurarak öldürmesinden sonra şehrimizin yok olan renkleri arasındaki yerlerini almıştır, Şemsiler.

-- Adversting 6 --

 




ETİKET :  

Tümü