Uçuyordu kuşlar özgürlüğün rengi olan mavilere

Evrende birleşen denge gibi bahara kanat çırpıyordular

Sonra yağmur çiseliyordu gökyüzünde

Ve yağmurdan sonra rengarenk bir gökkuşağı

Karanlıklar kayboluyordu

Umut dolu yarınlar oluşuyordu

Cennet kokan ülkemde

Gerçek haykırıyordu

‘Gel beni bul’ diye

Işık gibi, aydınlık gibi…

Dağ ve uçurum, ölüm ve yaşam arasındadır aydınlık. Güneş kokan ovalarda karanlığa karşı kendini her gün küllerinden yeniden yaratandır. Doğayı güzelleştirir, en küçük zerreye bile umut verir. Bu umutla baharlar güler, yaşam yeşerir ve masumiyet doğar.

                                                              ***

Dengbejin sesi gibi; dağ dağ, şehir şehir, ova ova her zerreye işlemiş gibi gezinip durur maneviyatı aydınlık olan Derviş. Senelerce hakikat yolunda ilahi aşka yürür. Ama bilmez ki ilahi aşk onun kalbindedir. Niye yürür durursun sen ey Derviş? Derviş der ki; aşk akıl işi değil ki, Allah aşkı beni yollara, dağlara ve ovalara vurmuştur. Güzel ahlak sahibi olan Derviş Allaha yakın olmak için maneviyat yoluna düşer ve sonsuz bir yürüyüşe tabi olur.

                                                                ***

Toprakları suç sayılan Mezopotamya’da büyür çocuklar. Nenelerimizin suladığı bu kutsal topraklar her an sorgulanır ve çocukların masumiyetine kan akıtılır. Kardelenler de kanlarda açar artık. Nehir nehir akar ağıtlar. Ve insanoğlu ağıtlarda büyür büyüdükçe de tarihleşir, yeniden yeşeren tohumlara dönüşür.   

                                                            ***

Bir şafak vakti insanoğlu uyanır, ölüme meydan okur ve yaşama tutunur. Her ne kadar tarih kanlı olsa da yaşam da bir o kadar güzeldir. Var oluş için yokluğa karşı bir kavgaydı insanoğlu. Ekmeği için, namusu için, toprağı için, vatanı için bir kavgaydı insanoğlu…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol