Kutsal kitaplara göre Allah insanı çamurdan yaratmış, sonrada bu çamura ruh üflemiş ve insan böyle can kazanmış. Düşünsenize, yaşamın ilk çağlarında rüzgar, su, kuşlar, kelebekler ve aslanların sesi doğanın sesi olmuş ve bir canlılık oluşturmuş. Daha sonrasında da evrim geçiren insanın sesi doğaya karışmış.

Yaşamın bu evreye gelmesinin en büyük nedeni doğa üzerinde insanın verdiği büyük emeklerdir. İnsanın nasıl insan olduğu sorusunun cevabı da verdiği emeklerle kendisini insan yapmasıdır. Yiyecek arama, bulma, bunun üzeride denetim sağlama ve zamanla bunları sistem haline getirmesi…

Topraktan var olan insan kendi özünden kopmamış, çöl ortasında bulduğu bir yudum suyu bile toprağı ile paylaşarak, tohumların bedeninden ruh yaratmış. Bulduğu ateşi de paylaşmış.

Her insan kendi doğduğu toprağa göre şekillenmiş. Ama bu onun başka topraklarda da yaşayamayacağı anlamına gelmez. Yaşar, ama eğer ki toprağından zorla kopartılıp mültecileştirilmemişse yaşar.

İlk çağlarda insan, etik ve estetik değerleri üzerinde birbirleriyle her zaman ilişkilenmiş. Etik, ‘en yüksek ve erdemlik’ gibi kavramları ifade ederken; estetik ise, ‘doğru, güzel, iyi ve yüce’ olanını ifade eder. Etik ve estetikle harmanlanmış bir yaşamda, çirkinliklere karşı bir tutum belirlenirken, güzel olanını yaşamak için de özgürlük ahlakı ile ölçüler belirlenmiş. 

Fakat zamanla insan kendi elleri ile yarattığı uygarlıklara tutsak oldu. Yaratılan egemenlik ilişkileri cinsiyetçiliği, köleliği, mülkiyetçiliği oluşturdu. Oluşan sınıflar güzel olanına karşı, çirkinlikleri çoğalttı. Çirkinliklere karşı bir yok oluşu yaşamayan güzellikler de kendi mücadelesini sürdürüyor.  Ve bugüne kadar iki hat üzerinden tarihsel bir mücadele çizgisi gelişmiş. Birisi; sömürü, kölelik ve sınıflaşmayı yaratan eril zihniyet, diğeri ise; sömürüye baş kaldıran, cinslerin özgülüğünü savunan, ekoloji talanına karşı ve demokratik yaşamı esas alan mücadele kitlesi.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol