Türkiye’nin şuan ki gündemlerinden bir tanesi de siyanürle gerçekleşen toplu intihar vakaları. İstanbul ve Antalya’da 84 saat içinde siyanürle iki ailenin toplu intiharı daha gündemden düşmeden, yine İstanbul’un Bakırköy İlçesi’nde bir evde 1’i çocuk 3 kişilik bir aile bu maddeyle intihar etti.

Önce İstanbul’un Fatih İlçesi’nde kapısına 'Dikkat siyanür var' yazılı not olan bir evde, 2'si kadın 4 kardeş ölü bulundu. Yapılan tespitler sonucunda 4 kardeşin toplu halde intihar ettiği ortay çıktı. İntihar nedenlerine ilişkin yapılan araştırma ve tartışmalar neticesinde, annelerinden kalan ağır bir borcun altında ezilen ve birbirlerine tutunarak hayatta kalmaya çalışan dört kardeşin intiharı, bu toplumun yüzüne bir tokat gibi indi.

Bu olayın üzerinden daha 48 saat geçmeden bu defa da Antalya’da bir apartmanın son katında oturan ve arkasında bir mektup bırakan 4 kişilik Şimşek ailesinin ölüm haberi geldi. Yapılan incelemelerde bu olayda da siyanür bulgusu tespit edildi.

Herkes büyük bir dehşet ve şaşkınlıkla ne oluyor derken, bu defa da İstanbul’un  Bakırköy İlçesi’nde bir evde 1’i çocuk 3 kişilik bir ailenin siyanürden intihar etti haberi geldi.

Toplumun bir bölümü ağır bir depresyon yaşıyor. Yapılan araştırmalara göre de yaklaşık 1 milyon kişi intiharı düşünüyor. Kısa bir süre önce de siyanür maddesi ile intihar etmek 16’cı sıradayken, şimdi birinci sıraya yerleşti. Bunun nedeni ise intihar vakalarının bir kısmının kopya intiharlar olması.

Bu haberleri yapma ve servis etme biçimi çok önemli. Basının bu konuda çok dikkatli olması gerekiyor. Sanki toplumda intihar etmesi gereken bir grup var algısını oluşturup ve onları bu yönteme özendirmek dilinin kullanılmaması gerekiyor.  

İnanın bu yazıyı yazarken nasıl bir dil kullanmalıyım konusunda kendimle adeta savaş verdim. Sürekli yazıp sildim. Çünkü söylediğiniz ya da yazdığınız bir cümle bile insanların psikolojisi üzerinde çok büyük etkiler bırakabiliyor. Çünkü bir insanın giyebileceği en büyük hüküm vicdanıdır. Vicdan yarası asla kabuk bağlamaz bir hükümdür. Ve vicdan sahibi olanlar dili ve davranışlarıyla sonucu kötü olabilecek hiçbir şeye asla sebep olmak istemezler. O yüzden bu haberleri de magazinsel olaylar olarak servis etmek yerine daha duyarlı ve hassasiyet oluşturacak bir tutumun oluşmasını gözeten bir dilin kullanılması lazım.

Yaşanan bu durumu özetlerken yoksulluk, fakirlik ve çaresizliğin ne kadar acımasız ve kötü bir şey olduğunu görüyoruz. Çaresizlik ve yoksulluğa mahkum olan bu ailelerin ölümü tercih etmesi insanın gururunu, onurunu kırıyor ve vicdanını yaralıyor. Bu kısa dünyada daha çok yemek yerine daha çok paylaşmak olsa belki de bu durumlar yaşanmaz.  

Çok yemek ve mal biriktirmek büyük bir marifet olarak görünüyor. Sanki kefenin cebi varda kendimizle biriktirdiklerimizi götürecekmişiz. İnsan öldüğünde üzerindeki kıyafetleriyle bile toprağın altına gömülmüyor. Nasıl ki çırılçıplak doğduk, çırılçıplak da gideceğiz bu hayatta.  

Ama işte bunu anlayabilmek için büyük bir yüreğe sahip olmak lazım. Kendini terbiye edebilmek lazım. Vicdan sahibi olmak lazım. Benim bir tanem daha fazla olsun yerine, fazla olanını ihtiyacı olanla paylaşmam gerekiyor düşüncesini taşımak lazım. Ama böyle düşünen insanlarla maalesef ki alay ediliyor. Haksızlık, adaletsizlik ve paylaşımsız olmak da daha itibarlı bir durum olarak görünüyor. Kafaları değiştirmek çok zor. Her koyun elbette ki kendi bacağından asılır. Ama bu durumu değiştirmek hepimizin elinde.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol