ERDOĞAN VE DİYARBAKIR…

21:55:32 | 2018-11-11
Taner ÖZBAY
Taner ÖZBAY       tanerozbay@mynet.com

Yıl 2008. Diyarbakır Valisi iken Başbakanlık Müsteşarı olan Efkan Ala’nın makamındayım. Sohbet derinleşmiş, yerel seçimlere, Ak Parti’nin Diyarbakır’da nasıl kazanabileceğine gelmiş, fikrimi sormuştu. Belediyeleri kazanmanın çok zor olduğunu, fakat aradaki farkı kapatmanın, büyük bir rekabet oluşturmanın mümkün olduğunu söylemiştim. “Nasıl?” diye sordu.

“Öncelikle seçimlerden iki yıl ya da en azından bir yıl önce Diyarbakır’da az çok tanınan, bilinen, sevilen bir isim belirleyeceksiniz. Diyelim ki bu kişi sizsiniz. Doğru bir tercihsiniz fakat arzu edilen düzeyde güçlü bir isim değilsiniz. Bu iki yıl içinde zaten pozitif olan kişiliğinizi topluma mal edecek, sizi kentin genelinin tanımasını sağlayacak her türlü aktivitede bulunacaksınız vs vs…. Ve sizin ayarınızda, pozitif niteliklere sahip 15 kişi de meclis üyesi adayı sıfatıyla sizinle birlikte aktivitelerde hazır olacak, ekip olarak hareket edeceksiniz. Etti mi size 16 Efkan Ala… Tek başına çok güçlü olmayan Efkan Ala işte o zaman çok güçlü bir Efkan Ala olacaktır” şeklinde yanıt vermiştim. Elini masaya hızlıca vuran Ala “vallahi tam da gönlümden geçenleri söyledin” demişti.

O dönem Başbakan olan ve her fırsatta Diyarbakır’ı kazanmayı arzu ettiğini ifade eden Erdoğan’a en yakın isimlerden olan Efkan Ala’nın, gönlünden geçirdiği prensipleri Erdoğan’a aktarıp aktarmadığını bilemiyorum; fakat onları hayata geçiremediği apaçık ortadaydı.

İşte 2009 yerel seçimleri: Ak Parti Milletvekili Kudbettin Arzu büyükşehir belediyesine aday gösterildi. Ve işte 2014 yerel seçimleri: Ak Parti Milletvekili Galip Ensarioğlu aday gösterildi. Mart 2019’da yapılacak seçimlerde ise bir başka milletvekilini, Mehdi Eker’i aday göstereceklerini düşünüyorum.  2014’te olduğu gibi Nihat Hatipoğlu’nun adı sıkça telaffuz edilse de aday gösterileceğine ihtimal vermiyorum.  

Önceki hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni stadyumun açılışı münasebetiyle Diyarbakır’daydı. Akşam bir otelde, partililerin dışında kimsenin alınmadığı, basına kapalı bir toplantıda partililere seslenen Erdoğan’ın adeta esip gürlediği, “16 yıl içinde size 36,5 katrilyon para gönderdim fakat siz bunu siyasi başarıya dönüştüremediniz, oyları yükseltemediniz. Cumhurbaşkanlığında bana %27 oy verilmiş, siz ancak %22 oy alabilmişsiniz. Demek ki vatandaşın gönlüne girmeyi başaramamışsınız” mealinde oldukça sert bir konuşma yaparak Diyarbakır milletvekillerinden de teşkilatından da memnun olmadığını söylediği ifade edildi.

Sondan geriye doğru bir analizle, sonuçlar üzerinden değerlendirme yapacak olursak Erdoğan yerden göğe kadar haklıdır. Zira ortada başarısız bir tablo ve buna sebep olan başarısız bir siyasi kadro bulunmaktadır. Fakat bu başarısızlık “Bu ülkenin başbakanı olarak açıkça ifade ediyorum ki, Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır” deme cesaretini gösteren Erdoğan’ın sorumluluğunda değil midir?

Diyarbakır’ı son derece önemseyen Erdoğan, il başkanlarından, milletvekillerinden, belediye başkan adaylarından, bunların kim olduğundan hangi ölçüde haberdardır? Bu kişilerin Kürt siyasetinin merkezi, kalesi konumunda olan Diyarbakır gibi zor bir kentin yükünü taşıyacak, güçlü rakibinin karşısına çıkartılacak donanıma sahip olup olmadığı konusunda ne kadar bilgi sahibidir?

2003 yılından bu yana basın camiasındayım. Diyarbakır siyasetini de yakından takip eden bir televizyon programcısıyım. Her seçim döneminde “Erdoğan istihbarat kanalıyla araştırıyor” ya da “Erdoğan özel bir ekiple araştırma yaptırıyor” deniliyor fakat gel gör ki, geride kalan 15 yıl içinde bir tek kez dahi ne kapım ne de telefonum çalmadı, Ak Parti’nin belediye yahut milletvekili seçimleri aday süreçleri hakkında nasıl bir gözleme ya da fikre sahip olduğumu soran olmadı. Böyle bir tecrübe edinen meslektaşımın olduğunu da duymadım. Sadece bir kez bir anket şirketinin bazı adayları araştırdığına dair saha çalışması yaptığına tanıklık ettim ki, son derece ilgisiz aday adaylarının yer aldığı listenin kim tarafından ve neye göre oluşturulduğunu da anlayamamıştım.

Öte yandan Ak Parti genel merkezinden zaman zaman bazı heyetler kente gelip gitmişse de, nedense hep bildik yerlere ve bildik isimlere gittiklerinden bu heyetlere itibar edilmemiştir.

Ak Parti Diyarbakır teşkilatından kime sorarsanız sorun size vereceği ilk cevap “Diyarbakır’ın Ankara’dan yönetildiği, Diyarbakır’dan el çektirilen siyasilerin Diyarbakır’dan ellerini çekmediği, mevcutların da Erdoğan’ı eksik bilgilendirdiği, yanlış yönlendirdiği” olacaktır. Zaten kendi köyünde dahi karşılığı olmayan isimlerin yıllardır Diyarbakır’ın başına taç yapılmasının başkaca da bir izahı bulunmamaktadır. Ve iddia şu ki, potansiyeli olan, gelecek vaat eden isimlere parti içinde özellikle yer verilmiyor, önü kesiliyor. Hasbelkader yer edinenler ise geri plana atılarak yıpratılıyor, etkisiz hale getiriliyor. 

31.7.1998 tarihinde katıldığı bir tv programında “Türkiye artık kaliteli insan istiyor, namuslu, dürüst, ilkeli insan istiyor. Eğer sizde bunları görüyorsa halk peşimize takılıyor” şeklinde nefis bir cümle kuran Erdoğan’ın, Diyarbakır’da bunun gereğinin neden yapılamadığının cevabını bulması halinde, kendisinin %27 oy alırken, partisinin neden %22’de kaldığının ve gönderdiği 36,5 katrilyon paraya rağmen neden siyasi başarı elde edilemediğinin cevabı kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

-- Adversting 6 --

 




ETİKET :  

Tümü