Toplumda maalesef ki, feminizme ilişkin yanlış bir algı var. Ve bu algıyı yaratan insanlar da feminizmle ilgili pek bilgi sahibi değiller. Bu yanlış algıyı yaratanlar toplumu şuna inandırıyorlar; sanki feministler erkek düşmanıdır, kadının üstünlüğünü savunur, kadınlara pozitif ayrımcılık gösterilmesini isterler.

Feminizm; en basit tanımıyla cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkan, kadınların haklarının korunmasını hedefleyen ve eşit bir yaşamın olmasını sağlamak isteyen bir dünya görüşüdür. Sadece kendine karşı değil, aynı zamanda genele karşı da yapılan ayrımcılık ve saldırıya karşı mücadele yürütür.

Oysa ki, feminist kavramı oluşmadan önce de vardı. Dünyada ilk kendi yaşam haklarından mahrum bırakılan cins kadındır. 5000 yıldır kadınların hakları ellerinden çalınmış ve köleleştirilmiştir. Kadınlar feminizm adı altında verdikleri mücadeleyle kendi haklarına sahip olmak istiyorlar.

Bilindiği gibi Dünya da ataerkil zihniyet mevcut… Ataerkil kadın ve erkek arasındaki eşitsizliktir. Ataerkil zihniyeti yaklaşık 5000 yıldır var olan bir sistemdir. Bunun öncesinde kadın merkezli doğal toplum yaşamı mevcuttu. Bu doğal toplumda, kadın ve erkekler doğa ile uyum içerisinde yaşıyordu. Yani bu toplumda hiyerarşi yoktu, kolektif bir yaşam vardı, mülkiyet temelli bir yaşam değil de, komünal ve ahlaki bir yaşam düzeni vardı.

Ama ataerkil zihniyetle birlikte, bu sistem ters yüz oldu. Tarihten beri kadınlar da kendi özüne dönüş demek olan yaşam için mücadele veriyorlar. Özellikle de 19’cu yüzyılda ve 20’ci yüzyılın başında feministler, kadınların karşılaştıkları üç eşitsizliklerle mücadele ediyorlardı. Oy kullanma, eğitim, kamusal alanda aktif olma ve çalışma hakları. Bu mücadelelere katılan kadınların kararlılığı ve ısrarı sayesinde değişim mümkün olmuş ve kadınlar oy kullanma, çalışma ve eğitim hakkı kazanmıştır.

Feminist kadınlar kimi zaman radikal mücadeleler vermişler ve bu uğurda yaşamını da yitirmişler. Fakat bu kadar büyük bedeller ödeyen bir feminist anlayışı çoğu zaman yetersiz de kalmıştır. Toplumdan uzak duran, toplumun dilini konuşamayan bir yaklaşımda ortaya çıkmıştır. Kimi zaman kendi gücünü dünyanın birçok yerinde olan diğer kadın harekatlarıyla birleştirememişler. Bir bütün düşünmek yerine, parçalı bir durum ortaya çıkmıştır. Evet, bireyi güçlendirmek önemli, fakat bir bütün düşünüp kadın gruplarını güçlendirmek de önemli. Kendi başına kalmak yetersizliği de oluşturur, o yüzden kadın feministler kolektif bir şekilde harekat etmeli…

Ha bu arada biliyorsunuz Pro-feminizm de vardır. Yani kadın haklarını destekleyen ve mücadelesinin hedefine ulaşması için yanında yer alan erkeklerdir. Pro-feministler de kadına yönelik uygulanan her türlü baskıyı kendisine yönelik bir baskı olarak daha çok görüp kadın mücadelesine güç vermeliler.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol