Diyarbakır’ı ziyaret eden ünlü Fransız seyyah Kont Cholet'in, gözlemlerini yazdığı "Asya Türkiye’sine, Ermenistan, Kürdistan ve Mezopotamya'ya yolculuk" isimli kitabında seyyah; Diyarbakır’ı ziyaretinde eski egemenliklerden geriye çok şey kalmadığını belirterek, "Dicle’nin kenarlarında bulunan büyük mezar taşları, çeşmelerin kenarlarına çizilmiş yazıtlar, uzun zaman orada hüküm süren Asurlular, sonra da Mısırlı hükümdarlardan kalan yegane kalıntılardır" diye yazar. 

Diyarbekir halkının çok karışık bir halk olduğunu ve dini mezheplerin çok sayıda bulunduğunu belirten seyyah Cholet, kitabında Diyarbakır hakkında şunlara yer verir:

"Latin Katolikler, Ermeniler, Keldaniler, Süryaniler, Ortodoks Ermeniler ve Müslümanlar, bu kentte ibadethanelere ve din adamlarına sahiptirler. Ama yine de tüccar ve zengin olanlar genelde dinlerine çok bağlı olan Ortodoks Ermenilerdir. Şu anki hoşgörü ve valinin iyi yönetimi sayesinde taviz kabul etmeyen ibadetlerini yerine getirebilmekteler ve şehrin içinde birkaç kiliseye sahiptirler.

Maalesef din adamları her açıdan eleştirilecek yönlere sahiptir: Bu Ortodoks Ermeni rahipler dini kullanarak, insanları sömürüyorlar ve ahlakları bozuktur. Bazen Muhammedilerin gözleri önünde bile bu saygınlıklarını yitirebiliyorlar ve buna rağmen bütün insanların üzerine tartışılmaz bir otoriteye sahipler.

Diyarbekir'de konsolosun yönetimi ve güvencesi altında, Fransa’nın resmi olarak desteklediği iki Latin Katolik manastır bulunmaktadır: Biri Françeşko Tarikatı’ndan diğeri de Marsilya Rahibeleri; bu kurumları gezerken, buradaki insanların bilgileri, ahlakları ve yetenekleri bizi son derece mutlu etti; şizmatiklerin çürümüş adetlerinin tam tersini sergilemektedirler. Fransa adını bu kadar erdem ve bilgiyle kuşatarak bizlere ne büyük hizmetler vermektedirler.

Maalesef, Türkiye’deki misyonerlere katılmak isteyen insanlar o kadar az ki ve İtalya buralarda Kutsal-Merkez açısından öylesine imtiyazlar kazanmış ki; İstanbul elçiliği ne kadar bütün Doğu misyonları konsolosluğumuzun denetimine vermiş olsa da ve sadaka ve yıllık yardımlarımızla onların giderlerinin yarısından fazlasını karşılıyor olsa da birçok durumda personel yetersizliğinden İtalyan pederlere başvurmak durumunda kalıyorlar.

Sadece Diyarbekir bölgesinde yedi tane dini kuruluş Fransisken İtalyanların elindedir; bir gün Fransız misyonerlerinin bunların yerlerini almalarını ümit etmekteyiz ki, bu hem dinin ilerlemesi, hem de daha bilgili öğrenciler yetiştirme açısından çok faydalı olacaktır. Aynı zamanda diğerleri gibi Fransızca yerine İtalyanca öğretmek ve bizim ülkemizin yerine kendi ülkelerini tavsiye etmek gibi gereksiz temayüller göstermezler.

Öğrencileriyle birlikte bizleri karşılayan Fransız rahibelerine gelince, onlar da erdem ve bağlılık yönünden gurur vericidirler. Birkaç aydır burada bulunan altı rahibe, Damas’tan buraya gelmek için at üstünde ve Türk eyerleri üzerinde korkunç bir sıcak havada yirmi sekiz günlük bir yolculuk yapmışlar. Zavallı kadınlar ilk günler çok eziyet çekmişler; fakat alışkanlıktan dolayı ve yenilikleri keşfetme heyecanıyla Diyarbekir'e geldiklerinde yolculuklarının sona ermesine üzüldüklerini söylediler bizlere.

Diyarbekir'den ayrılmak ve Dicle Nehri’ne inmek için kelek adı verilen büyük bir sal inşa ettirmekteyiz ve konsolos ile birlikte her gün bunu gözetlemeye gidiyoruz. Bu mevsimde sık sık yağan yağmurdan korunmak için ve daha rahat bir ortam sağlamak için beş metre yüksekliğinde ve dört metre uzunluğunda bir kulübe sipariş ettik.

Fakat surların kapısı dar ve alçak olduğu için ve bu boyutlar buradaki insanların alıştıkları boyutlarda olmadığı için bu kulübenin inşasını da surların dışında yapmak ve işçileri yakından izlemek zorunda kaldık..."

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol