Zaman akıp giderken, bizler de zamanla birlikte kendimizi yeniden oluşturuyoruz. Zaman her zaman anlam ve değer katılması gereken bir olgudur. Bu yüzdendir ki  zamanın akışıyla gelişiyoruz, öğrendiklerimizi süzgeçten geçirip olması gerekenleri pratikleştirmek istiyoruz.

Her geçen yılın tecrübelerini yeni yılda olacaklar için bir birikim ve maddi-manevi sermayeye dönüştürürüz. Attığımız her adım ve nefeste peşine düştüğümüz hakikat ve doğru olanla “aldığımızı vermeyi de bilmeliyiz” felsefesi ile yol alıyoruz.

Yaşamın her anı bir sorumluluk ve tarihtir aynı zamanda. Hiçbir şeyden kaçmadan sorumluluklarımızı doğru ve güzel olanıyla yerine getirmektir. Bundandır ki bıkmadan, yorulmadan ve usanmadan zorluklarla mücadele ediyoruz ve mücadelemiz bizde bir kimlik oluşturuyor. 

Ve diyoruz ki, yaşam dur durak bilmeyen bir ırmaktır. Yaşamın en gizemli tarafı da ırmaktaki canlılığı ve akışkanlığı keşfetmektir. Karanlığa karşı ise zamanın aynasına ışık tutuyoruz. Bu ışıkta hiç bitmeyen arayışlarımız sürekli kendini bulmaya çalışıyor. Ve birey olarak bu buluşlarımızda sade ve yalın olmak istiyoruz.

Karanlık çağa karşı direnenler yıldızlarla her an selamlaşıyorlar. Özgürlük kokan dağlar, ovalar, deryalar ve insanlar her yeni yılda yaşamı yüceltiyorlar. Var olmak fani bedenin ölümsüzlüğünden geçmiyor, çünkü biliyoruz ki insanlar idealleri ve düşleri kadar uzun yaşar.  Yaşama gözlerini yumanlara neden gittiniz diyemiyoruz; esasında yok oluş yoktur çünkü, gittikten sonra da var olmak olduğu içindir. Toprakla buluştuğumuzda onda bir fidana dönüşüp ruhumuzu yeniden diriltiyoruz. Ve şimdi biliyoruz ki kanatlanmışız mavinin sınırsızlığında. Ve anlıyoruz ki insanların yüreğine hiçbir mekan ve coğrafya sınır bırakmaz.

                                                                            ****

2018’de  belki de gözümüze en çok çarpan şey yüz milyonlarca insanın yiyecek ekmek bulamaması, aşırı tüketim ve mülk biriktirme kültürünün hızlı bir şekilde yaygınlaşması. İnsanların açgözlülüğü ve oburlaşmasının yanı sıra yaşamın tek manasının bir şeylere sahip olup paylaşımda bulunulmaması.

Egoist, narsist ve megaloman kişiliklerin çoğalıp zirve yapması yaşamı içinden çıkılmaz bir yere taşıdı. Bu kişilikler insanlara çok zarar verdi ve gün geçtikçe dünyayı birçok ciddi tehlikelerle karşı karşıya getirdi. Bu kişiliklerin yarattığı iklim değişiklikleri, savaşlar, eşitsizlik ve hoşgörüsüzlüğü illiklerimize kadar hissediyoruz ve kendimizi güvende hissetmiyoruz artık.  

 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol