Doğanın yasasıdır; ondan ne aldıysan o senden fazlasıyla er geç geri alır.

Buna, ‘uzak olsun’, depremlerde, sel baskınlarında, yangınlarda ve de benzeri doğa olaylarında hep tanık olduk.

Diyarbekir’de de böyle oldu. Her ne kadar yerel yönetimler, ildeki devlet erkânı, dernekler,  ilgili STK’lar ve de Diyarbekir’i seviyoruz, diyenler, Diyarbekir’i terk etmedik diyerek övünenler; Diyarbekir’i har vurup harman savuranlara karşı yurttaşlık görevlerini yapmasalar da, sel gelir, çalınanları fazlasıyla geri alır, götürür.

Bu sel baskını ki onu da irdeleyeceğim, on tane sandalye ve de beş tane masayı alıp götürdü diye vaveylayı koparmanın hiçbir haklı tarafı yok. Dicle Nehri bu vesile ile kendinden çalınanları geri aldı, hepsi o kadar.

Dicle Nehri işgalcileri, sorulduğunda; “Bize babamızdan, atamızdan kalmış, tapulu arazilerimizdir,” diyenlere “Buralar on bin yıldan beridir benim su yataklarımdır” dedi.  Bugüne kadar bu işgalcilere göz yumanlara, babasının malıymış gibi Dicle Nehri yataklarını işgal edenlere, onlara dokunmaktan korkanlara; “Ben sizden yiğidim, ben malımı kimseye kaptırmam”  dercesine ortalığı silip süpürdü.

Olan kendi bahçesini, kendi bağını, kendi tarlasını ekip biçenlere oldu.

Geçmiş olsun emeğiyle kazanıp ekip biçenlere…

Geçmiş olsun gariban çiftçiye, geçmiş olsun emeğiyle ekip biçen köylüye.

Geçmiş olsun Diyarbekirime…

                             &

Malamınê Diyarbekir

Şimdi gelelim kopan baraj kapağına.

Neymiş,

Dicle Nehri üzerinde sulama, içme suyu ve enerji amaçlı inşa edilen ve 2000 yılından beri işletmede olan Dicle Barajı’nda son günlerde aralıksız ve mevsim normallerinin üzerinde yağan yağışlar nedeniyle rezervuarda su seviyesi hızla yükselmiş. Seviye yükselmesini kontrol altına almak gayesiyle üç adet olan Baraj dolu savak kapaklarından bir adetinin açılması çalışması yapıldığı sırada radyal kapak kazaen yerinden kopmuş.

21. yüz yılda dünya Ay’ı bırakmış Mars’a giderken biz  baraj kapağının kopma durumuna geldiğini fark edemiyor, milyarlarca zarara mal olacak kapağın onarma, bakıma alma zamanının geldiğini bilemiyoruz.

Olacak iş mi bu?

Bu resmen ihmaldir, umursamazlıktır. Daha fazlasına dilim varmıyor, terbiyem elvermiyor söylemeye.

İhmalinde gerek devleti, gerek yurttaşları büyük zarara uğratacağı herkes tarafından bilinen bu düzeneklerin; altı aylık, yıllık bakımları yapılmaz mı? Ne bileyim periyodik kontrolleri yapılmaz mı? Her barajdan ya da belli barajlardan  sorumlular yok mu?. Bu baraj kapağının kopabilecek duruma geldiğinin sorumlusu olmalı. Bu resmen Devlet malına ve de dolayısı ile baraj çevresinde yaşayan insanlara ve mallarına bir anlamda ihanet değil midir?

Malamınê sahipsiz Diyarbekir.

Hep birlikte okuyalım;

“Nehir yatağındaki suyun genişleyerek akmasına sebep olacağından ve il merkezine yaklaşık 4 saat içerisinde ulaşması beklendiğinden, nehir yatağı kenarında can, mal ve hayati tehlikeye meydan vermemek için Eğil, Yenişehir, Sur, Çınar ve Bismil ilçelerimizin sınırları içerisinde ve il merkezinde Dicle Nehri yatağına komşu ve yakın olan yerleşim yerlerinde yaşayan ve bu güzergahları kullanan tüm vatandaşlarımızın nehir yatağından uzak durmaları ve daha dikkatli olmaları hususu; kamuoyuna duyurulur.”

Hani güzel bir söz var;

 “Basra harap olduktan sonra ağlayıp sızlamak boşuna!” 

Ben kimseyi olur olmaz suçlamak çabasında değilim. Ancak devletin ve de halkın bunca zararına neden olan ihmalkarlar bulunmalı ve cezalandırılmalıdır.

                                      &

Kirveme öğütler;

Kirvem,

 “Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime,

Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.”

                                          &

Ve günün şiiri;

AMED’İME

Kırklar Dağı ağlıyor,

        Dicle Nehri’nin cigeri yanıyor.

Bugünlerde Seman Köşkü yas tutmuş,

Hevsel’de dut ağaçlarının gözü yaşlı.

 

Mardin Kapı Mezarlığında ağlayanlar;

Analar, babalar, bacılar, kardaşlar,

Kendi ölülerine mi ağlıyor, sanıyorsun.

Degil brako vallahi degil.

Onlar benim gibi, Amed’me ağlıyor.     

RECEP YILMAZ

                                                                      &

 

Güzel bir hafta dileğiyle,

Dostça kalın… 

“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”

“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.

“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”

 “ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”

Daha da önemlisi;

YAKIP YIKILAN BÖLGELERDE EVLER, ASLINA UYGU VE DİYARBEKİR EVLERİNE YAKIŞIR BİR BİÇİMDE YAPILSIN.    

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol