Ziştovi Sürgünlerinin Diyarbakır Günleri

Ahmet Sünbül Yazı Dizisi (4)

Güneydoğu Ekspres DiyarbakırTuna Valisi olan ve Bağdat'a atanırken Diyarbakır'a uğrayarak Ziştovi sürgünleri ile görüşen Mithat Paşa, onlara gönüllü korumaları olarak Bağdat'a gelmelerini teklif eder. Teklife sıcak bakmayan ve af edilmelerini isteyen mahkumların bu isteği kabul edilmez. Ancak kent içinde kalmaları, gece hapishaneye dönmeleri şartı ile dışarıda çalışmalarına izin verilir.

Mithat Paşa onlara yardım eder

Bağdat'a atanan Mithat Paşa'nın Diyarbakır ziyaretinin dönemin Bulgarca gazetelerinde geniş yankı bulur ve Diyarbakır'daki sürgünlerin haberlerine yer verilir. Mithat Paşa'nın kefil olması sonrasında Ziştovili sürgünlerin kent merkezinde serbestçe dolaşmalarına izin verilir. Mahkumların daha rahat yaşamaları ve şehir içinde çalışabilmeleri  için gerekli yardımlarda bulunan Mithat Paşa ve beraberindekiler 12 kelek ile Dicle Nehri üzerinden Bağdat'a doğru yoluna devam eder.

Üst düzey memurlara hademelim yaparlar

Paşanın ziyaretinden sonra mahkumlar şehirde serbest gezer, siyasi sürgün statüsünün verdiği hakları kullanıp çalışmaya başladılar. Ancak mahalli idare, hapishaneden şehre bırakıldıktan sonra, Bulgar devrimcilerinin üzerinde  Ziştovi'den aileleri tarafından gönderilen tertemiz ve şık giysilerini görünce, zengin olduklarına kanaat getirir ve 2 kuruşluk yevmiye ile tayınlarını keser. Bundan dolayı, henüz belirli bir işe tutunamayan bazı sürgünler dara düşerken, daha aydın olanlar vilayetteki üst düzey memurlara hademelik yaparlar

Mar Kozma Kilisesi'ndeki ayinlere katılırlar

Kent merkezinde özgür olan sürgünlerden dindar olanlar, kentteki kiliselere giderek dini ibadetlerini yerine getirirler. Kudüs Patriği'nden Slavca ibadet yapmaları için Slavca dini kitaplar talep ederler. Bu talepleri karşılanır. Bulgarlar papazlarıyla birlikte, Mar Kozma Kilisesi'nde Noel, Paskalya, Aziz Kiril ve Aziz Metodiy gibi daha törensel ayinlerde aktif olarak yer alırlar.

Diyarbakır'daki Hıristiyanlarla evlenirler

Şehre serbest bırakılan ve çalışarak hayatlarını kazanan mahkumların bazıları ciddi şekilde evliliği düşünmeye başlarlar. Zaman içinde Nikola Yakınov, Bonyo Konstantinov, İliya Miluşev, Mihail Vlaev, Miluş Vasilev, Yordan Gergitsov ve Stoyan Radev, Diyarbakır'daki Hıristiyan cemaatten olan kadınlarla evlenirler ve burada yuva kurarlar.

Bonyo Konstantinov'un nikahı 1870’te kıyılır. Bir yol sonra Diyarbakır'da dünyaya gelen oğlu Konstantin Mar Kozma Kilisesi'nde vaftiz edilir. (Diğer evlenen mahkumlar da, af kararları çıkması ardından sonraki yıllarda eşleriyle birlikte Ziştovi'ye dönerler.)

Rus Konsolosun girişimi sonuçsuz kalır

19 Mart 1872 tarihinde Diyarbakır'a gelen Rusya'nın Halep Konsolosu Nikolay İvanov'u ziyaret eden Bulgar devrimciler, serbest bırakılmaları için girişimde bulunması için kendisine bir dilekçe ile başvururlar. Bu dilekçeyi alan konsolos, 23 Mart tarihinde kentten ayrılır. Ancak tüm girişimlere rağmen, serbest bırakılmaları için bir gelişme yaşanmaz.

Binbaşı, tekrar hapishaneye gönderilmelerini ister

Şehir merkezinde çalışmalarına ve serbestçe dolaşmalarına izin verilen Bulgar sürgünlerin günlük tayınlarlarını ödemek istemeyen bir Binbaşı, mahkumların kent merkezinde rahatsızlık yarattıkları gerekçesiyle onları tekrar hapishaneye getirtir.  O gün yaşananları sürgünlerden Yasen Kamenov, serbest bırakıldıktan sonra yazdığı anılarında şöyle anlatır:

Sur'da kiralık evlerde kalırlar

"Paramızı ödemek istemeyen bir Binbaşı vardı; bunun üzerine biz işi bıraktık. Bazı arkadaşlarımız Türk mahallesinde kira tutmuşlardı. Ben Yanko Mançev’le Hıristiyan Şeyh Matar mahallesinde kalıyordum. Adı geçen Binbaşı bizim yaptığımıza alınmış olacak ki, kızmış ve bütün Bulgarların koğuşa kapatılmalarını emretmiş.

Dicle Nehri kıyısında piknik

İliya Kiryakov’la bunu öğrenince, Türk mahallesindeki arkadaşların bir kepazelik yapmış olabileceklerini ve Binbaşıya şikayet edildiğini düşündük; neylersin gençlik yılları işte. Binbaşı da zaten hıncını almak için böyle bir fırsat kolluyordu. Biz et, ekmek ve kuru üzüm rakısı aldık, burada meretin tadına doyum olmuyor ve Mardinkapı'dan Mardin yoluna çıktık; bahçeler üzerinden nehre indik; paçaları sıvadık. Dicle’yi geçtik ve ormana girdik; genişçe, derin gölgeli bir yer bulduk.

Odun topladık, ateş yaktık ve Kiryakov eti kızartmaya başladı. Ben de Çarıkköy bağlarına gittim. Bağa girince, karşıma, yaşlı bir Kürt olan korucu çıktı. Ben Kürtçe bilmiyorum, o da Türkçe anlamıyor. Adam, başımda uzun fes ve ördek gibi beyaz giysiler içinde olan bana şaşkınlıkla bakıyor; ben bir şeyler soruyorum, o omuz silkeliyor ve 'Nu zani' diyor.

Elimi cebe attım, yarım beşlik çıkardım ve bana üzüm toplaması için bir mendil uzattım. Anında anladı; para, sağır dilsizleri bile anlaştırıyor; üzüm dolu mendille ormana Kiryakov'un yanına döndüm. Bu arada o kebabı şişte kızartmıştı. Derin gölgenin altında yedik içtik ve bütün gün uyuduk. Şeyh Matar’a döndüğümüzde karanlık çökmeye başlamıştı. Yanko Mançev’le kaldığımız ev yakındaydı.

Zaptiyeler sürgünleri toplar

Fırının önünde çanaklarda yoğurt satılıyordu. Yoğurt almaya eğildiğim anda, Kiryakov 'Zaptiyeler' diye fısıldadı. Ben yoğurdu elimden düşürdüm ve Şemas Jernis’in kapısına dayandım. Sokaklar dar, o kadar ki bazı yerlerde atlanabiliyor. Tam da evin taş merdivenine tırmanacağım anda, önünde oturan ve bekleyen bir zaptiye gördüm. 'Kimi bekliyorsun?' diye sordum. 'Sizi bekliyorum; bütün kalebent Bulgarların hapishaneye toplanması için Binbaşından emir var' dedi. Yapacak bir şey yoktu, muhafızla hapishanenin yolunu tuttum.

Tekrar hapishaneye getirilirler

İliya Kiryakov, Şemas Jernis’te kaldı. Hapishaneye girince, mutasarrıf paşayla köylere dolaşmaya çıkmış olan birkaç kişi hariç, bütün arkadaşlarımızın toplanmış olduğunu gördüm. Paşa kapılarında seyislik ve hademelik yapan bazı arkadaşlarımız vardı; onlar köy ve palankalardaydı. Böylece Binbaşının arzusu yerine getirildi, ancak o korkuttuğumuzu ve paramızı istemeyeceğimizi sandı.

Vali, serbest bırakılmalarını sağlar

Sabah bir muhafızla, Kiryakov’a iletilmek üzere Şemas Jernis'e mektup gönderdik. Biz ondan valiye arzuhal yazmasını ve Binbaşının bizi kapatmasının altında yatan gerçek sebebi açıklamasını; bize ödeme yapmak istemediğini ve bizimle karşılaşmamak için hep ıssız sokaklardan geçtiğini yazmasını istedik. Vali de bunu okuyunca, derhal paramızın ödenmesi ve mahpushaneden salınmamız için emir vermiş." (Sürecek)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol