KENDİLERİ KÜÇÜK  YÜKLERİ BÜYÜK

Zafer TÜZÜN-ÖZEL HABER

DİYARBAKIR - Birleşmiş Milletler (BM) tarafından dünyada gün geçtikçe artan çocuk işçiliğine karşı farkındalık yaratmak ve çocuk işçiliğine engel olmak amacıyla her yıl 12 Haziran tarihi, 2002 yılından beri Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü ilan edilmiştir.

Dünyada mevcut çocuk işçi sayısı ve çalışma koşulları endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre, dünyadaki çocuk işçi sayısı 152 milyon. Türkiye’de ise, 2018 yılı ‘Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı’ ilan edilmesine rağmen çocuk işçi sayısı 2 milyonu geçti. Güneydoğu Ekspres Gazetesi olarak Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi avukatlarından Ömer Sansarkan ile çocuk hakları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik

Öncelikle çocuk kimdir? Bize çocuğun tanımını yapar mısınız? Ve çocuk hakları deyince ne anlamamız gerekiyor?

Çocuklar kendilerine ait özel algılayışları ve özel gereksinimleri olan varlıklardır. Çocukluk dönemi 0-18 yaş arasını kapsar. Bence özgür olan herkes bir nebze çocuktur. İnsanın doğumundan itibaren birey olma hakkını tanıyan, ek olarak 18 yaşına kadar yaşama, gelişme, korunma ve katılma haklarına sahip olmaktır. Çocuk hakları her çocuğun ‘onurlu, saygın, özgür, eşit ve adil bir yaşam’ sürmesini sağlamak, bunu korumak ve güvence altına almak için insan hakları içinde yer alan çok önemli ve ayrılmaz bir alandır.

- Çocuk işçiliğinin bir ‘hastalık’ olarak sürdürüldüğünü söyleye bilir miyiz?

Hastalık derken kimin hastalığı olduğunu belirtmekte fayda vardır diye düşünüyorum. Bence toplumun bir hastalığı; zira toplum olarak çocuklarımıza iyi bir yaşam sunamıyorsak ve bununla mücadele edemiyorsak, gerçekten amansız bir hastalığa yakalanmış durumda gözükürüz.

- Çocuk işçiliği mevsimlik tarım işçiliği, Suriyeli mültecilerin artmasıyla birlikte daha karmaşık bir boyuta ulaştı. Bununla birlikte çalışma koşullarının yetersizliği ve tarımda çalışan çocukların sayısındaki artışla ilgili neler söylemek istersiniz?

Çalışan çocuk olgusunun sosyal kaynaklarından birisi de nüfus artışıdır. Suriyeli mültecilerin gelmesiyle birlikte ciddi anlamda bir nüfus artışı meydana gelmiştir. Bu da ucuz işçiliğin doğmasına sebebiyet vermiştir. Birçok işletme getirmiş olduğu maliyet avantajı nedeniyle çocukları çalıştırmayı tercih etmektedir. Mevzuattaki yetersizlikler ve denetim eksikliği, çocukların çalıştırılmasına yönelik geleneksel bakış açısı, düzensiz göç hareketleri vb. Nedenler birlikte değerlendirdiğinde çocukların çalıştırılmasının birbirleriyle doğrudan veya dolaylı bağlantılı olduğu görülecektir. Tarımda çalışan çocuk sayısındaki artış da iş gücü maliyetini düşürmektedir. Maalesef tarım işçilerinde iş güvenliği, iş sağlığı gibi durumlar mevcut değildir. Yine çocukların çalışma süreleri de günlük/haftalık çalışma süresinin çok çok üstünde yer almaktadır. Bu durum çocuklarda yorulma, bedensel ve zihinsel yüklenme, dikkat bozukluğu ve bunlara bağlı olarak iş kazaları ve meslek hastalıklarına yakalanma riskini arttırmaktadır.

- Birçok çocuk ya çeşitli şebekeler ya da ailesi tarafından dilendiriliyor ya da çalıştırılıyor. Çocuk işçiliğini önlemek mümkün mü? Toplum olarak bu konuyla nasıl mücadele etmeliyiz?

Çocuk işçiliğini tam anlamıyla önlemek zor olsa da en aza indirilebilinir. Bu da sivil toplum kuruluşlarının hep bir arada çalışmasıyla yapılabilecek bir projedir. Yani biz Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak bu konuda bir proje planlıyoruz. Buna yerel yönetimlerin de dahil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Aile sosyal politikalar, emniyet, baro ve belediyelerle birlikte bu konuda ortak çalışma yürütülürse işin üstesinden gelinebileceğini düşünüyorum. UNICEF çocuk işçiliğinin önlenmesine yönelik olarak ivedilikle yapılması gereken girişimler ise şu şekilde ortaya konulmaktadır:

1 - Çocukların tehlikeli işlerde ve sömürü biçimlerde çalıştırılmalarına hemen son verilmesi

2 - Çocuklara ücretsiz ve zorunlu eğitim sağlanması

3 - Daha kapsamlı yasal düzenlemeler yapılması

4 - Bütün çocukların nüfusa kaydedilmesi

5 - Çocuk çalıştırılması ile ilgili ulusal ve uluslararası düzeyde veri toplanması ve çocuk çalıştırılmasının izlenmesi

6 - Ticari yaşamdaki kuralların çocuk hakları ile ilgili ihlallere imkan vermeyecek şekilde düzenlenmesi ve çocuk çalıştırılmasının önlenmesi, bu açıdan tüm kuruluşların satın alma politikalarını çocukların yüksek yararını koruyacak biçimde düzenlemeleri. UNICEF’in belirlemiş olduğu girişimler üzerinde durularak bu konuda ciddi adımlar atılırsa toplum olarak bu konunun üstesinden gelebilmemiz mümkündür.

-  Çocuk işçiliği ili ilgili haberler, sadece 12 Haziran’da medya da yer alıyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Diğer özel günlerde olduğu gibi maalesef çocuk işçiliği de sadece 12 Haziran’da gündeme gelebiliyor. Sözde farkındalık yaratmak amacıyla gündeme geliyor ne yazık ki, bu durum da olmasa o gün de medyada bunu görmeyebiliriz. Genel olarak insanların yapısı bu şekildedir. Toplum olarak duyarlılıktan kaçmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Buna içsel bir rahatlatma diyebiliriz aslında. Misal bugün 12 Haziran ise buna ilişkin birçok kişi paylaşım yapacaktır, bu konuda fikirlerini beyan edecektir. Uygulama noktasında herkes taşın fotoğrafını çekmektedir, ancak kimse elini taşın altına koymamaktadır.

- Siz baro olarak çocuk işçileri ile mücadele anlamında neler yapıyorsunuz?

Baro olarak yoğun olduğumuz alan daha çok işin yargılama kısmını oluşturmaktadır. Biz davalara müdahil olup çocuğun yanında yer almaktayız. Bu da genelde çocuk istismarının olduğu davalar oluyor. Ama çocuk haklarını ilgilendiren bütün alanlarda faaliyet yürütmeye çalışıyoruz. En son 31 Mart -1 Nisan 2018 tarihlerinde 32 baronun katılımıyla gerçekleştirdiğimiz çocuk hakları çalıştayın da çocuk işçiliğine de değinip bu konuda kanunlarda düzenleme yapılması gerektiğine ilişkin raporlama yapıldı.

-  Çocuk işçiliğinin hukuksal boyutunu açarsanız sevinirim?

Çalışan çocuklar, ülkemizde ve dünyada sömürülmeye en açık ve korunmaya muhtaç toplumsal kesimlerinden birini ve ülkelerin geleceği açısından en önemlisini teşkil etmektedir. Türkiye’nin onayladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1.maddesi,18 yaşından küçük herkesi çocuk olarak tanımlamaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü ise,15-24 yaş grubunu genç işçi kabul ederken,15 yaşın altında aile bütçesine katkıda bulunmak ya da yaşamını kazanmak amacıyla çalışanları “çocuk işçi” veya “çalışan çocuk” olarak adlandırmaktadır. Bence çocuk işçiliğinin hukuksal boyutu olmamalıdır. Yani çocuğun o yaşlarda temel haklarını elinden alan bir durumun yasalarda yeri olmaması gerektiğini düşünüyorum.

- Onların da ‘çocuk’ olmaya hakkı var dersek bu nasıl olacak?

Evet, bunu duyunca burukluk yaşıyor insan ama salt bununla kalmakla yetinilmemeli. Bazen karikatürler de denk gelmekteyiz; 23 Nisan gününde çocuk işçilerin “olsun biz de 1 Mayıs’ı kutlarız” şeklinde gösterilmesi her şeyi açıkça ortaya koymaktadır. Onların da “çocuk” olmaya hakki yok mu demek toplum olarak bizlerin ayıbını oluşturmaktadır. Onlar derken maalesef çocuk olduklarını unutuyoruz. Bu hak zaten onların toplum olarak bunu ellerinden alan bizlerin bir an önce harekete geçerek var olan haklarını yaşatmaya çalışmalıyız.

- Dünya’da çocuk işçiliği ve Türkiye özelde de Diyarbakır’da çocuk işçiliği neden bu kadar fazladır?

Bu konuda bir çok nedenden söz etmek mümkündür: Bu bağlamda ailede huzursuzluk, çözülme, parçalanma ve boşanma; işsizlik; sosyal değişim ve yabancılaşma; köyden kente göçle birlikte kente ayak uyduramama, çocukların ortada kalması, kentte okul hayatına alışamama vs., yani çeşitli uyum sorunları; yoksulluk; evde sevgisizlik, istismar, baskı, şiddet, dayak ve çatışma; anne-babasızlık; ihmal ve ilgisizlik; cinsel taciz, macera isteği; yurtta kendini güvende hissetmeme, ilişki biçimlerinden rahatsız olma gibi durumlar; okulda başarısızlık; evin fiziki yetersizliği, örneğin darlığı; çocuğun sokakta çalışıp, para kazanmasına teşvik edici kültürel değerler; eğitimsizlik; anne-babanın aile bilincinden yoksun olması; arkadaş grubu; kendini kanıtlama isteği; medyadan etkilenme; sokağın cazibesi; devlet ve yetişkin yardımlarının çocuğu sokağa teşvik etmesi gibi nedenler zikredilebilir. Bu sıraladığımız nedenlerin hepsi de hem dünya da, hem de yaşadığımız coğrafyada mevcuttur.

- Çocuk işçilerin üçte ikisinin ailelerinin çalıştıkları alanlarda onlara yardım etmek için çalıştığını belirtiyor?

Evet, ezelden beri gelen bir uygulama vardır; ‘’baba mesleği’’ diye. Burada aile faktörü önem arz etmektedir. Aileler küçük de olsa iş gücü iş gücüdür mantığıyla hareket etmektedirler. Çocuk da bu konuda ailesine destek olmak amaçlı çalışmaktadır. Bugün mevsimlik işçilere baktığımızda ailenin tüm fertlerinin birlikte çalıştığını görüyoruz. Biraz hayatta kalma mücadelesi bu duruma itmek zorunda kalıyor. Anne ya da baba çalışmayınca geçinmek zorlaşıyor. İş bulamayan ebeveyn mevsimlik olarak çalışmak zorunda kalıyor. Yılın belli bir döneminde çalışınca haliyle tüm aile fertleri çalışmak zorunda kalıyor. Bu konu da ülkenin gelişmişlik düzeyini göstermektedir. Bugün işsizliğin en yoğun olduğu dönemleri yaşıyoruz.

- Son olarak neler söylemek istersiniz?

Bugün değil her gün çocuk işçiliğiyle mücadele etmemiz gerekmektedir. Küreselleşme sürecinde, giderek maliyeti düşürmeye zorlayan üretim süreci her yerde işçileri, küçük üreticileri ve işletmeleri, özellikle de çocukları sürekli olarak mağdur etmektedir. Bu nedenle çocuk işçiliği ile etkili bir şekilde mücadele edilmelidir. Geleceğimizi belirleyecek olan çocuklardır. Biz onlara sahip çıktıkça, güzel bir yaşam sundukça, haklarını yaşamlarına izin verdikçe onlar da gelecekte bizim çocuklarımıza daha iyi bir dünya bırakacaklar. Dünyanın bütün çocukları birleşin; Oyun saati geldi.

- Türkiye’de çocuk haklarıyla ilgili kanunlar sizce yeterli mi? Türkiye’de çocuk hakları yeteri kadar biliniyor mu?

Türkiye Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde Çocuk Hakları Sözleşmesine imza atan ilk ülkelerden biri olmasına rağmen sözleşmenin düzenlediği konularda iyileştirme ve çocukların yüksek yararı için yeterli olma konusunda istenilen düzeye gelememiştir. Özellikle iç hukuktaki düzenlemeler çok yavaş ilerlemektedir. Hatta bu sözleşme yürürlüğe girdikten 20 yıl sonra bile medeni hukuk, ceza, iş kanunu, özel koruma tedbirlerine ihtiyaç duyulurken, bu konuda düzenleme yapılmamıştır. Şu anki kanunlar yeterli olmamakla birlikte çocukların üstün yararı göz önüne alınarak iyileştirme yapılmalıdır. Mevcut kanunlar bile uygulama alanı bulursa bugün çok daha iyi yerlerde olabilir. Maalesef  ki uygulamada mevcut kanunlar da uygulanmamakta bunun yerini keyfi uygulama almaktadır. Örnek vermek gerekirse; Bugün Diyarbakır’da siyasi nedenlerden dolayı bir çocuk gözaltına alınabiliyor ve çocuk şubede değil TEM’de kalıyor. İfadesine çocuk savcının katılması zorunluyken maalesef ki bu çocuğun ifadesine terör savcısı katılıyor.

Çocuk hakları yeteri kadar maalesef bilinmiyor, 2018’de hukuk ve tıp öğrencileriyle yapılan anket çalışmalarında çocuk haklarını bilen sayısında yüzde 52 gibi bir oran ortaya çıkmıştır. Bugün yine birçok kesim çocuk haklarından bihaber yaşamaktadır. Biz Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak bu yıl kasım ayında dünya çocuk hakları gününde birçok okulda öğrencilere çocuk hakları konusunda bilgilendirme amaçlı olarak seminer düzenledik. Çocuk haklarının yaygınlaşması noktasında birçok faaliyet yürütüyoruz.

Ömer SANSARKAN Kimdir?

Diyarbakır doğumluyum. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Diyarbakır Barosu’na bağlı avukat olarak mesleğimi icra etmekteyim. 3 yıldır Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nde aktif olarak çalışıyorum. 2017 yılında Çocuk Hakları ve Çocuk Adalet Sistemi Eğitimi’ni, 2018 yılında Çocuk Haklarının İhlali ile ilgili AİHM’e bireysel başvuru yöntemleri eğitimini, yine 2019 yılında Çocuk Hakları Eğitimi’ni aldım ve bu konuda kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol