Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
'Barış için PKK kayıtsız şartsız silah bırakmalı'
'Barış için PKK kayıtsız şartsız silah bırakmalı'
AK Parti Diyarbakır Milletvekili İçten, "Silahlar dağda olduğu sürece, PKK olduğu sürece asla insanlarımız demokrasiyle, özgürlükle tanışamaz. PKK'nın varlığı devam ettiği sürece barış da olmaz. PKK kayıtsız, şartsız silah bırakmalıdır" dedi
21 Şubat 2012, 07:33

ÖZEL HABER

Gönül MORKOÇ

DİYARBAKIR - AK Parti Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten, AK Parti hükümeti döneminde, demokrasi ve insan hakları alanında önemli adımların atıldığını belirterek, "Silahlar dağda olduğu sürece, PKK olduğu sürece asla insanlarımız demokrasi ile özgürlükle tanışamaz. PKK'nın varlığı devam ettiği sürece barış da olmaz. PKK kayıtsız, şartsız silah bırakmalıdır" dedi

 

Cuma İçten, MİT yasası, Kürt sorunu ve Diyarbakır'a yapılan ve yapılacak yatırımlarla ilgili Güneydoğu Ekspres Gazetesi'nin sorularını yanıtladı.

 

- MİT görevlilerinin ifadeye çağrılması Türkiye'nin gündemine bomba gibi düştü. Ardından MİT yasası çıkarıldı ve muhalefet partileri büyük tepki gösterdi. MİT yasası üzerinde neden bu kadar kıyamet koparıldı?

 

-MİT önemli bir kurum ve Başbakanlığa bağlı bir kurum. Kendine has bir yasası var. Ama bu, istihbarat kurumları yasaların dışına çıkacak anlamına gelmiyor. Cumhuriyet Savcısının mevcut istihbarat birimindeki kişileri telefonla ifadeye çağırması, demokrasi ve hukuk açısından doğru ve etik bir durum değil. Ama en nihayetinde bu savcının tasarrufunda ve hukuki bir durum. Savcının da bağlı olduğu üst amirleri var.

 

-Savcı neden MİT mensuplarını ifadeye çağırdı?

 

-Detayları muallak bir konu. Ben başka bir şey söyleyebilirim, halk farklı bir şey söyleyebilir. Bürokrasi farklı bir şey söyleyebilir. En nihayetinde önemli olan, yapılan işlerin hukuka uygun olup olmadığıdır.

 

-Bu durumu cemaat-AK Parti çekişmesi olarak yorumlayanlar çoğunlukta. Katılır mısınız?

 

-Ben buna inanmam. Bir kere cemaatler bu ülkenin vazgeçilmez unsurlarından bir tanesi. Adı geçen cemaat Türkiye'de asla şiddetten ve problemden yana olmamış bir cemaattir. İstihbarat birimi de Başbakanlığa bağlı bir birim. Devleti temsil eden bürokratik bir kurum. Cemaat niye orayla bir kavgaya girsin ki? Bugüne kadar yapılmamış bir şey. Cemaatin bu işin içinde olduğunu, ya da bir Cumhuriyet Savcısının bu işin içinde olabileceğine inanmıyorum. Ferdi bir yaklaşım da olabilir.

 

-Derin devlet uzantısı olabilir mi?

 

-Türkiye'de yakın zamanda 34 insanımızı kaybettik. Belki de açıklanacak raporun içinde istihbarat zafiyeti de olabilir. Ama şu bir gerçek, ne zaman demokratik çözüm önerileri gündeme gelse bu ülkede bazı şeyler karışıyor, sıkıntılar oluyor. Şuan bunları konuşmak için çok erken.

 

-Soruşturmanın Başbakan'a uzanabileceği söylendi. Yasa da jet hızıyla Köşk'ten onay aldı. Soruşturmanın Başbakan'a ulaşabileceği endişesi mi yasayı bu kadar hızlı yürürlüğe koydu?

 

-Hayır ben buna inanmıyorum. Hukuki olarak bir boşluk olmuş olabilir. Belki o açıklık üzerine bu adımlar atılmış olabilir. Adı konulmamış, suistimal edilmeye uygun cümleler varsa bunun kuralının konması ile ilgili bir adım olabilir. Onun dışında "bu Başbakan'a uzanırdı" sonucunu çıkartmak bence doğru değil. Bizim öyle bir kaygımız olmadı hiçbir zaman. Başbakan 10 ay hapis yatmış biridir.

 

- MİT yasası görüşülürken Adalet Bakanı "Gerekirse PKK ile Öcalan ile tekrar görüşebilir" dedi. Hükümetin gündeminde böyle bir görüşme var mı?

 

-Başbakanımız bunu geçmişte de telaffuz etti. MİT devleti temsil eder. Sayın Başkbakan çok net söyledi. Biz asla PKK ile görüşmedik. Ama gerek Başbakan zamanında, gerek Başbakan'dan önce istihbarat birimleri ya da devletin farklı birimleri suç örgütleriyle görüştüğü ortada zaten. Görüşenler, bakanlar, vekiller, genel başkan yardımcıları değildir. Siyasilerin, elinde silah olanlarla görüşmesini doğru görmüyorum. Siyaset yapan birisi, gidip çocuklarımızı katleden, molotof attıran, işadamlarını tehdit eden, baraj yapımını engelleyen bir illegal örgütle konuşmaz. Böyle bir şey çok çok yanlıştır.

 

-Peki sorunun çözülmesi için görüşülmesi gerekiyorsa, kim görüşecek?

 

-Bunu hükümet yapmamalıdır. Hükümetler Edirne'yi de temsil eder, Hakkari'yi de temsil eder. Ellerinde silah olan birimler belki birbirleriyle farklı kanallarla görüşebilir. Ama bunu hukukun dışına çıkarak yapmazlar. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Ben siyasiyim, ben PKK ile asla görüşmem. Ama burada hukuk çerçevesinde siyaset yapan bütün legal partilerle görüşebilirim. Hükümetler de görüşmeli.

 

-Bazı çevreler Oslo görüşmelerinde oyalandıklarını, görüşmelerin ardından KCK operasyonlarının başladığını iddia ediyor. MİT oyalamak için mi görüşmeler yaptı?

 

-PKK'yı kim kurdu? Öcalan kimler tarafından bu iş için seçildi? Bununla ilgili bir sürü iddia var. Şuan KCK'nın içinde istihbarat birimleri var. Sayın Bekir Bozdağ'ın da ifade ettiği gibi, canlı bombaları yakalıyorsunuz, polis gidip operasyon yapıyor. Karşı taraftan gelen istihbari bilgi olmazsa devlet bunu yapabilir mi? İstihbarat birimleri PKK'nın yapmış olduğu bütün faaliyetleri elinden geldiğinde önlemeye çalışıyor. Şuan silahların konuştuğu bir devir değil. Her şey meşrulaştı. Her şeyi konuşabiliriz. Osman Baydemir, polis tankının üzerine çıkıp miting yapabiliyor.  Herkesimin temsilcisi şuan mecliste. Vekilin biri çıkıp bağırıyor, çağırıyor, hakaret ediyor, yetmiyor bardağı kırıyor, bundan daha büyük bir özgürlük var mı? Özgürlükleri bu coğrafyada yaşayan insanların burnu kanamadan inşa etmek lazım. Osman Baydemir de "Hakkari'deki bir annenin de gözyaşının akmasını istemiyoruz, Edirne'deki bir annenin de gözyaşının akmasını istemiyoruz" dedi. Evet ben de öyle istiyorum. Aynı yerde buluşuyoruz. Eğer annelerin gözyaşını istemiyorsak, devlete karşı silahlanmış bir örgütün hızlı bir şekilde silah bırakması gerekir. Silahlar dağda olduğu sürece, PKK olduğu sürece asla burada insanlarımız demokrasi ile özgürlükle tanışamaz. PKK'nın varlığı devam ettiği sürece barış da olmaz. Silahlar oldukça barış olmayacaktır.

 

-Barış nasıl olacak?

 

-Barış için PKK'nın kayıtsız şartsız silah bırakması gerekiyor. Çünkü silahı bırakması gereken kişi devlet değildir. İnsanlar buna inanıyor mu?

 

-Sizce inanıyorlar mı?

 

-Ben burada yaşıyorum, ben insanların buna inandığını düşünmüyorum. Çok az bir kesim belki inanıyordur. Ama yüzde 90 devletin silah bırakmayacağını biliyor. Silah bırakması gereken kesim, PKK'nın kendisidir. Ben asla silaha başvurulmaması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bizim geldiğimiz bir bakış açısı var. Biz Peygamberimizin sünnetine, Kur'an'a inanan insanlarız. Türkiye'de yaşayan halkların büyük kısmı Müslüman. Din kardeşiyiz. Din kardeşi olan insanların birbirine silah çekmesi haramdır. Ben asla bir insanı öldüremem. Bir insanı öldürdüğüm zaman bütün dünyadaki insanları öldürmüş olurum. Bu inanca sahibim. Bunun için katil olarak yaşamaktansa, mazlum olarak ölmeyi tercih ederim. 2000'li yıllara kadar Kürtler bu ülkede eziyet çekmiştir. Bunu bizim Türk vekillerimiz de söylüyor. Şimdi mahsuplaşma zamanı. Biz diyoruz ki "Gelin sivil bir anayasa yapalım. Haklarımızın o anayasaya girmesi için mücadele edelim." Bunun için birilerinin öldürülmesine gerek yok ki... Devlet bir örgütü muhatap almaz. Onun için tekrar söylüyorum. PKK kayıtsız ve şartsız silah bırakmalıdır. BDP'li vekiller, BDP'li belediye başkanları çıkacak, bizler hepimiz ortak bir deklarasyon yayınlayacağız. Diyeceğiz ki "Ey PKK silahı bırak". Ve biz Kürt politikacılar Kürtlerin haklarının verilmesinde her türlü mücadeleyi vereceğiz. Ne istiyoruz? Anadilde eğitim. Bülent Arınç'ın Meclis'te yaptığı konuşmayı herkes biliyor. Gerekli olan bütün cevapları vermiştir.

 

-Bülent Arınç, "Kürtlerin bütün hakları verilecek" dedi. Bunun için bir takvim var mı? Mesela anadilde eğitim...

 

-Birileri hemen anadilde eğitim olsun diyor. Allah'tan korksunlar. Edirne'deki insanı da ikna etmemiz gerekiyor. Biz birlikte yaşayacağız. Eş gibi, kardeş gibi yaşayacağız. Bu insanları ikna etmenin yolu silaha başvurmak, kan dökmek değil.

 

-Nasıl ikna edilecek?

 

-Meclis'te oturalım bunu meclis iradesiyle konuşalım. BDP "sen taş atmayacaksın, insan öldürmeyeceksin" diyecek. Çünkü taş atanların elinde BDP bayrağı var. Ben desem de dinlemez. Beni zaten ötekileştirmiş, ihanet eden konuma getirmiş. Beni kendinden görmüyor. Beni düşman görüyor. Peki atılan taşlar, molotoflar kime gidiyor? Kürtlerin dükkanlarına gidiyor. Arabalarına gidiyor. Bunu BDP'nin önlemesi gerekiyor. Ben bir Kürt olarak olarak diyorum ki, Ey Kürt kardeşlerim şehrinize sahip çıkın. Aidiyet duygularınızı geliştirin. Size elektrik getiren trafolara taş atmayın. Siz taş atıp kendinizi yaraladığınızda, arkadaşınızı yaraladığınızda yaralı arkadaşınızı almaya gelen ambulansa molotof atmayın.

 

-BDP KCK operasyonlarının hükümetin emriyle yapıldığını iddia ediyor.Bu iddia doğru mu?

 

-BDP baştan beri hep bizi suçluyor. Ne zaman ki OHAL kalktı, TRT 6 açıldı, köyler yakılmamaya başlandı, işkence yapılmadı BDP bizi suçlamaya başladı. Kürtlerin en çok teşekkür etmesi gereken parti AK Parti'dir. BDP bize karşı son derece agresif davranırken, Kürtlerin haklarının verilmemesinin asıl sebebi olan CHP'ye yanaşıyor. Biz AK Partili vekillerin el kaldırdığı her şeyin karşısında MHP, CHP ve BDP birlikte karşı oy kullanıyor. KCK operasyonlarını AK Parti'nin yaptığını iddia etmek cehalettir. Biz hiçbir zaman hukuka müdahale etmedik ki. Türkiye'de adalet artık bağımsızlaştı. Yargı kendisi KCK operasyonlarını yapıyor. Bizimle bir ilgisi yoktur.  Ama burada şu önemli. Taş atan çocuklar kimin çocukları? Bizim çocuklarımız. Bu çocuklar kendi özgür iradeleri ile mi taş atıyor? Yoksa birileri bunları organize mi ediyor? Bunları organize eden bir grup varsa, devlet gözünü mü kapatsın? Buraya yatırım yapmak için iş adamları geliyor, ertesi gün biri çöküyor, burası benim çöplüğüm, buraya ne kadarlık yatırım yapacaksın? Şu kadar bana vereceksin, diyor. İddianamede olan konular bunlar değil mi? 16-17 yaşındaki çocuklar dağa çıkartılıp, dünyanın en büyük ikinci ordusu ile yüzleştiriliyor. Peki bu cinayet değil mi? Polis, yargı bunu yapanlara göz mü yumsun?

 

-Seçim döneminde, gündemde Silvan Barajı, sivil havaalanı gibi projeler vardı. Bunlar şuan ne aşamada?

 

-Biz tüm ötekileştirmelere rağmen üzerimize düşen her şeyi yapıyoruz. Belediye yapmıyor. Sakat arabasıyla bu kentin sokaklarında dolaşın, bebek arabasıyla bu şehrin sokaklarında dolaşın. Bu şehirdeki yaşam standartları çok düşük. Hükümet olarak buraya Cumhuriyet tarihinden beri gelmeyen büyük yatırımlar yaptık. 10 yılda tüm Türkiye'de karayolları ile ilgili yapılan yatırımın toplam bedeli 43 milyar. 2 yılda Diyarbakır'ın karayolları bütçesi, 1,5 milyar. Silvan Barajı 2015 yılında bitecek. 250 bin insan iş bulacak. 10 yıl sonra dünyayı bekleyen en büyük problem gıda olacak. Çünkü artık araziler daraldı. Tarımsal faaliyetler 10 yıl sonra petrol gibi para edecek. Güneydoğu'da biz şuan bunun alt yapısını oluşturuyoruz. Sulama alanları oluşturuyoruz. KÖYDES, BELDES projeleriyle gitmedik köy bırakmadık. 81 il içinde KÖYDES'te en çok bütçeyi alan Diyarbakır. AK Parti hükümeti Türkiye tarihinde bir ilki yaptı. Genelkurmay'a tahsis edilmiş araziyi, biz Ulaştırma Bakanlığı'na devrettik. Buranın peron projesi ihale edildi. Aynı anda 11 uçağın gelip park edeceği, hortumlardan yolcuların inebileceği bir peron yapıyoruz. Uluslarası uçuşlara açılacak. İskenderun'a kadar mermer ocakları hızlı bir şekilde taşınacak. Biz hedeflerimizi koyduk ve her şeyi bir bir yapıyoruz. Karadeniz yolu da bir yıl sonra bitecek. Trabzon Diyarbakır mesafesi 13 saatten 5 saate düşecek. Böylece buradaki insanlar Trabzon'a gidip yatırım yapacak, Trabzon'daki insanlar buraya gelip yatırım yapacak. Biz bunları yaparken, birileri müteahhitleri tehdit ediyor, şehri savaş alanına çeviriyor, işçileri kaçırıyor. Biz bunları yaparken, belediyelerden, diğer vekillerden destek görmüyoruz.

 

-Belediye size destek vermiyor mu?

 

-Ben belediyeden şunu bekliyorum. "Taş atmayın, yakmayın, yıkmayın" desin. Çünkü onun sözünü dinliyorlar. Ben buraya yatırımcı getiriyorum, belediye binlik ve beş binlik plan tadilatlarını yapmıyor. Yapmadığı için yatırım yapamıyoruz. Bütün projelerimiz 2015'te genel seçimler geldiğinde bitmiş olacak. Biz haftanın 3 günü Ankara'dayız, haftanın 4 günü buradayız. Halkı Ankara'ya getirmiyoruz, biz halkın ayağına geliyoruz. Hiçbir tehditten de korkmuyoruz. Çünkü biz Allah'tan korkmayanlardan korkmuyoruz.

guneydoguekspres.com

 

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
 

Diğer Haberler

FOTO GALERİ

SİTE ANKET

Sizce Demokratik Açılım Bittimi?




LİNK DEĞİŞİMİ