türkçe porno anadolu yakası escort

Dicle ve Fırat'ın Ortaçağ'daki önemi -1

Dicle ve Fırat nehirleri; çorak toprakların sulanıp bereketlenmesi, üzerlerindeki su taşımacılığı faaliyetleri ve birçok ürünün bölgelerarası el değiştirmesine katkıda bulunması nedeniyle her dönem yaşam kaynağı olmuştur.
Bu haber 2018-05-16 17:11:34 eklenmiş ve 943 kez görüntülenmiştir.

Ahmet Sümbül

DİYARBAKIR - Ortaçağ medeniyetlerine büyük bir değer katan Dicle ve Fırat nehirleri; gerek çorak toprakların sulanıp bereketlenmesi gerekse de üzerlerindeki su taşımacılığı faaliyetleri ile birçok ürünün bölgelerarası el değiştirmesine katkıda bulunarak geçtikleri yerlere adeta hayat kaynağı olmuşlardır.

 

Tarihe bakıldığında bütün medeniyetler su kaynaklarının kenarında kurulmuş ve buralara kök salmıştır. Su kaynakları sadece tarımsal faaliyetlerin gelişimine katkı sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda bölgelerarası ulaşımın bağlantılarını tesis etmek kaydıyla, birçok temel gıda maddelerinin bölgelerarasında el değiştirmesine de imkân sunmuştur.

 

Suyu tarım için sulama dışında kullanan medeniyetler, onu bir nakil ve ulaşım aracı olarak kullanmaya başlamıştır. Böylece suyolları veya nehirler, doğal ticaret ve nakil güzergâhlarının belirlendiği en önemli mekânlar olmuştur.

 

Türkiye'den doğan Dicle ve Fırat nehirleri de, döküldüğü Basra Körfezi'ne kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve medeniyetlerin gelişmesinde en önemli faktör olmuşlardır.

 

İki nehir medeniyetleri ayakta tuttu

 

Mezopotamya Bölgesi’nde medeniyetlerin kök salarak hakimiyet kurmasında, kültürlerin gelişmesinde Dicle ve Fırat nehirleri bereket ve ticarette oynadıkları rollerle ilk sırada yer almıştır. Bu nehirler medeniyetleri ayakta tutmuştur.

 

Ortaçağ'da su taşımacılığına ve gemiciliğe de uygun olan Dicle ve Fırat nehirleri, etrafında yaşayan medeniyetlere zirai ve sinai üretim imkanları da sunmuş ve ticaret merkezleri konumunda yer almışlardır.

 

Dicle ve Fırat nehirleri, gerek çorak toprakların sulanarak bereketlenmesi, gerekse de üzerlerindeki taşımacılık faaliyetleri ile Ortaçağ dünyasına büyük bir hizmet sunmuşlardır.

 

Mezopotamya ve Bereketli Hilal

 

Dicle ve Fırat nehirleri de geçtikleri coğrafyalara hem hayat vermiş, hem de büyük bir zenginlik kazandırmıştır. Özellikle Basra’dan başlayıp, Fırat ve Dicle nehirleri üzerinden, Bereketli Hilâl olarak bilinen Mezopotamya içlerine (kuzeye doğru Suriye’ye ve Anadolu’ya) devam eden suyolu, Doğu-Batı ticaretinin ana güzergâhını destekleyen önemli karayolları arasındaydı

 

Ortaçağ'da.

 

Mezopotamya’daki iskân bölgelerinden biri olan ve Bizanslılar tarafından Bereketli Hilal diye adlandırılan bölge, Dicle ile Fırat arasında ve Fırat’a katılan Habur ve Belih nehirlerinin, Torosların eteğinde teşkil ettikleri yeşil bir alandan oluşuyordu.

 

Bunlardan Habur nehri, doğudan batıya doğru sırası ile Yağlı Yaka, Caca, Vadi Hınzır, Vadi Avaç ve Habur olmak üzere beş kol hâlinde Cebel Sincar ile Cebel el-Beda’nın kuzeyindeki ovayı suladıklarından, bu mıntıka senenin her mevsiminde yeşil bir manzara sunmaktaydı. Bu nedenle eski devirlerden itibaren bu coğrafya sürekli iskân edilmiştir.

 

Şehirler nehir kenarlarında kuruldu

 

Erken Ortaçağ döneminde Fırat ve Dicle nehirlerinin kenarlarına çok sayıda şehir kurulmuştur. Bu şehirlerde yaşayan soyluların evleri nehirlerin kenarında kuruluydu. Fakat iki nehrin üzerinde akmış oldukları arazi düz olduğundan dolayı nehrin etrafına kurulan şehir ve evler, nehir suyunun yatağını değiştirmesinden dolayı bazen suyun uzağında kalıyorlardı. Bazen de bu şehirlerden bazıları nehirlerin yataklarını değiştirmelerinden dolayı suyun altında kalabiliyorlardı.

 

Erken Ortaçağın başlarında Bizanslılar verimli Fırat havzasını ele geçirmek amacıyla Sâsânîlerle kıyasıya bir mücadeleye girişmişlerdir. Zira; Fırat Nehri, İran Körfezi ile Akdeniz limanları arasında önemli bir güzergahtı. Körfez aracılığı ile uzak doğudan gelen kıymetli mallar Fırat yoluyla Rakka'ya indirilir, buradan da Antakya ve diğer Akdeniz limanlarına taşınırdı.

 

Bizans ve Sâsâniler arasında nehir savaşı

 

Ayrıca Orta Fırat Bölgesi altın madenlerinden dolayı zengin bir bölgeydi. Bundan dolayı Bizans ve Sâsânîler arasında bu altın madenlerine sahip olmak için yoğun bir mücadele yaşanmıştır.

 

Sâsânîler, Dicle ve Fırat nehirlerinin birbirine yakın olduğu Koke Bölgesi’nde iki nehri birleştirmek amacıyla "kanat mulka" adını verdikleri bir kanal açmışlardır. Bu kanal sayesinde iki nehir üzerindeki ticari gemiler kolay bir şekilde bir diğerine geçiş imkanına kavuşmuştur.

 

Fırat Nehri taşımacılık ve ticari faaliyetlerinin yanında askerî amaçlı taşımacılık çalışmalarında da kullanılmaktaydı. Bu iki nehir üzerinde İran ordusuna bağlı askerî gemiler de seyir hâlindeydi.

 

Bizanslılar Sâsânî başkenti Medâ'in üzerine gerçekleştirmek istedikleri işgal girişimi sırasında bin adet gemi ile Fırat üzerinden İran başkentine çıkarma yapmışlardır.

 

Su kanalları ile gelen bereket

 

Bu dönemde Dicle ve Fırat nehirlerine bağlı olarak tarım arazilerini sulamak amacıyla yüzlerce kanal açılmıştır. Bu kanalların suladığı tarım arazilerinden yaklaşık olarak o dönemin parasıyla yıllık 270 milyon dirhem gelir elde edilmekteydi. İki nehrin verimli havzasında 4 bin 700 civarında tahıl silosu bulunmaktaydı.

 

Eldeedilen bu tarım ürünlerinin nakli iki nehir üzerinden yapılır ve anılan silolara ulaştırılırdı. Bu bölgeden elde edilen tarım ürünleri ile uzak doğudan gelen ticaret malları Fırat vasıtasıyla Nisibis (Nusaybin), Edessa (Urfa) ve Karha şehirlerinin kalabalık pazarlarına tüccarlar tarafından taşınır ve bu pazarlarda satılırdı. Bu pazarlara ulaşmanın en kolay yolu ise

 

Fırat ve Dicle nehirleriydi.

 

Miladi üçüncü asırda Arap beldelerinden çıkan kabileler doğuya doğru açıldıklarında, Bereketli Hilal adı verilen Fırat ve Dicle havzalarına gelip buradaki canlılığın Fırat ve Dicle nehirleri sayesinde vücut bulduğunu gördüklerinde, bölgeyi ele geçirmek için kıyasıya mücadeleye giriştiler ve özellikle Fırat ve Dicle nehirleri boyunca uzanan ticari merkezlere doğru yayıldılar. Fırat ve Dicle nehirlerinin bir araya gelerek Basra Körfezi’ne döküldüğü yer olan Şattu’ı-Arap bölgesi ise bu merkezlerin başında gelmekteydi.

 

Dicle nehri, Basra’nın kuzeyinde Fırat nehri ile birleşerek, "Nil’in ağzı" adıyla bilinen ve suyun kuzeyden güneye doğru aktığı çok önemli bir bölge oluşturarak Basra Körfezi ile buluşmaktaydı.

 

Dicle nehri ve Şattu'ı-Arab

 

Basra’nın kuzeyindeki el-Betâîh bölgesinin zamanla genişlemesi sonucu, Dicle nehri kendi ana yatağından uzaklaşarak yeni bir mecradan akmaya başladı. Günümüzde ise Dicle Nehri’nin bu akış mecrası, coğrafya kitapların da Şattu'ı-Arap olarak ifade edilmektedir. Şattu’ı-Arab’ın değerini artıran en önemli husus, Basra Körfezi ile Basra arasındaki nehir taşımacılığına uygun oluşuydu. Şattu’ı- Arab; el-Betâîh ve Basra Körfezi sularından beslendiği için büyük gemilerin, üzerinde yolculuk yapmasına imkân sağlamaktaydı.

 

Basra Körfezi’nden Bağdat’a gidecek olan gemilerin birçoğu Şattu’ı-Arab'ı kullandığından buraya “Dicletu’ı-Basra” adı verilmekteydi. Büyük yük gemileri Basra’yı geçip el-Betâîh denen bölgeye gelince, üzerlerindeki yüklerini burada bulunan küçük teknelere aktarıyorlardı. Çünkü bundan sonraki nehir yolları büyük gemilerin ilerlemesine uygun değildi.

Hatta Uzak Doğu’dan getirilerek Basra Körfezi’ne indirilen mallar, Mezopotamya’nın körfeze açılan limanlarına iletiliyor, buradan da Dicle ve Fırat nehirleri ve kervanlar vasıtasıyla Anadolu’ya veya Suriye limanlarına taşınıyordu. 

 

Nehirler üzerinden yapılan ticaret

Dicle ve Fırat nehirleri, Basra Körfezi’ne olduğu gibi, Bereketli Hilal Bölgesi’ndeki ticarî noktalara, Akdeniz’in doğu kısımlarına ve Uzakdoğu’dan gelen malların nakledilmesine de büyük imkân sunmaktaydı. Her iki nehrin sahilleri boyunca devam eden yollar, karadaki kervanlar için de önemli birer güzergâh olup, bu nehirlerin bazı kısımlarında akıntıdan ve doğal şekillerden dolayı nehir yolculuğu ve taşımacılığı neredeyse imkânsız hale gelmekteydi.

 

Gemilerle taşımacılık

 

Fırat Nehri su seviyesinin Dicle Nehri’ne göre daha yüksek olması, doğuya gidecek olan gemilerin hareketini kolaylaştırarak, bu gemilerin yine aynı şekilde geri dönmelerine yardımcı olmaktaydı. Özellikle Abbasîler döneminde bu durumdan olabildiğince istifade edildi. Bağdat’taki çarşı ve pazarları canlandırabilmek amacıyla başkent ile bağlantılı bütün yolların geliştirilmesine özen gösterildi.

 

Bağdat’ın gerek Basra Körfezi, gerekse Suriye ve Anadolu gibi diğer bölgeler ile arasındaki bağlantıyı sağlayan Fırat ve Dicle nehirleri; irili ufaklı çok sayıda su kaynağıyla besleniyor ve birçok kola ayrılıyordu. Bu yüzden her iki nehir de yük ve yolcu taşımacılığı bakımından oldukça gelişmişti.

 

Diyarbakır'dan Rakka'ya taşımacılık

 

Ortaçağ’da önemli bir ticaret ve dokuma sanayi merkezi olan Musul’da üretilenler Nizip üzerinden Anadolu'ya ulaştırılırdı. Diğer yol ise, daha yukarıda Diyarbakır Dicle’den uzaklaşarak, Samsat, Urfa ve Harran’dan geçerek Rakka üzerine ilerlerdi.

 

Fırat Nehri, bugünkü Adıyaman’ın ilçelerinden olan Samsat’tan (Sumeysat) itibaren nehir taşımacılığına oldukça elverişliydi. Şam ve Bağdat arasındaki ticarî bağlantı, Fırat üzerinden sağlanmakta ve bu nehir üzerinden bol miktarda mal taşınmaktaydı. Taşınan mallar arasında Ermenistan dağlarından getirilen kereste ve Şam’dan getirilen zeytinyağları ilk sırada yer alıyordu. (Sürecek)

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer GÜNCEL haberleri


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA