türkçe porno anadolu yakası escort

Mezopotamya'nın can damarı Dicle ve Fırat-2

Mezopotamya'ya hayat veren Dicle ve Fırat, bu yüzyılda nehir taşımacılığına ülkelerin ekonomik-politik tercihleri nedeni ve üzerlerine barajların yapılması nedeniyle tarihteki önemini yitirse de, suları nedeniyle halen Türkiye, Suriye ve Irak'ın yaşam kaynağı. Uzakdoğu'dan kara yolu ile, Basra körfezine de deniz yoluyla getirilen mallar, Dicle ve Fırat nehirleri ile kolları üzerinde teknelerle Anadolu'ya ve Akdeniz'e aktarılıyordu. Kutsal kitaplarda da isimleri geçen Dicle ve Fırat, onlarca medeniyetin tarih sahnesinde yer almasında ve zenginleşmesinde de önemli roller oynadı.
Bu haber 2018-05-17 16:30:40 eklenmiş ve 806 kez görüntülenmiştir.


Ahmet Sümbül

Gerek Dicle gerekse Fırat nehirlerinin geçmişte debilerinin yüksek olması nedeniyle bu yüz yılın başlarında bile üzerlerinde gemi ve teknelerle ticaret yapılıyordu. Dicle ve Fırat ile üzerindeki kollar sayesinde tüccarlar çevre ülkelerin mallarını taşıyarak başta Bağdat ve Basra olmak üzere birçok şehri kısa sürede canlandırarak önemli birer cazibe merkezi hâline getirdiler. Nitekim Hindistan, Çin, Fars, Umman, Yemen, Bahreyn, Anadolu, Mısır ve Avrupa’dan gelen tüccarlar, ticari mallarını nakletmek için nehir gemileri yoluyla Bağdat’a gelmekteydiler.

 

Nehirler transit ticaretin merkezindeydi

Örneğin büyük çoğunluğu Fransa’da Ren Nehri çevresindeki beldelerde oturan ve "Razaniye Yahudileri" diye bilinen Avrupalı tüccar topluluğu, doğu ile batı arasında gerek kara gerekse de deniz yoluyla seferler düzenliyorlardı. Bu tüccar topluluğu batıdan, köle, esir, ipek kumaş, işlenmiş deri, yaban eşeği, yün, kürk, kılıç gibi malzemeler taşımaktaydılar. Bunlar doğuda ise Hint Denizi’ne gider ve daha sonra Çin’in iç yörelerine kadar uzanarak oradan misk, kâfûr, ipek, süs eşyaları gibi maddeleri toplayarak İstanbul üzerinden bu malları Avrupa’ya ulaştırarak özellikle Fransa’da satarlardı. 

 

Genellikle Fransa’dan çıkardıkları malları Akdeniz yoluyla Antakya’ya ulaştıran Razan Yahudileri, buradan da Fırat Nehri yoluyla Bağdat’a giderlerdi. Daha sonra ise Dicle Nehri üzerinden önce Ûbülle’ye (Basra'ya yakın kıyı ticaret bölgesi) buradan Umman’a, ardından ise Sind bölgesine, Hindistan’a ve Çin’e ulaşırlardı.
Özellikle Irak, Dicle ve Fırat sayesinde bu devirde zenginleşti ve ticaretin merkezi oldu.

 

Fırat üzerinde ticaret

 

Bağdat'ın kurucusu Ebu Cafer el-Mansur, Bağdat’ı kurarken Fırat’ın kollarından biri olan Kerhâyâ Nehri’nin sularını dört koldan şehre akıtarak bunlara Nehru’d-Deccac, Nehru’l-Kalâin, Nehru’t-Tabik ve el-Bezzazîn ismini verdi. Bu kanallar şehrin çoğu cadde ve mahallelerinden yaz-kış sürekli olarak akmaktaydı. Adını nehrin kıyısında tavuk yetiştiriciliği yapanlardan alan Nehru’d-Deccâc’ın yanı sıra Fırat’ın büyük kollarından biri olan İsa’l-Azm nehri ise; Rakka’dan un ve buğday getiren büyük gemilere ev sahipliği yapmaktaydı. Mısır ve Şam gibi ülkelerden gelen tüccarlar, kıyısında tacirlerin dükkânlarının ve çarşılarının bulunduğu bu nehrin limanlarına uğramakta ve bütün sene boyunca bu ticaret sürekli devam etmekteydi.

Dicle ve Fırat nehirleri Bağdat'ı canlandırdı

 

O denemde canlı ve aktif olan Bağdat’ın hızlı bir ivme yakalamasında; planlı ve programlı inşa edilmesinin yanı sıra, Dicle ve Fırat nehirleri ile bağlantılı kanalların varlığının da çok büyük etkisi vardır. Çünkü rahat ve kolay bir ulaşım trafiğine sahip olan Bağdat bu nehirler vasıtasıyla hem deniz hem de kara ticaretine bağlı uluslararası güzergâhlar ile kolayca bağlantı sağlayabiliyordu.

 

En çok Basra’da, Fırat ve Dicle’ye karışan bu nehir ağları sayesinde Basra’da hareketli bir yaşam tarzı vardı. Basra’da, sulama ve nehir taşımacılığı amacıyla kullanılıp küçük çaplı kayıkların sürekli üzerinde hareket ettiği irili ufaklı yüzlerce su yolu bulunmaktaydı.

 

Nehirler ticaret ve sosyal hayatı zenginleştirdi

 

Yine Adıyaman Samsat'tan itibaren su taşımacılığına elverişli olan Fırat Nehri, Suriye ile Bağdat arasındaki ticaret trafiğinin önemli güzergahıydı. Örneğin Bağdat'ta ticaret malları taşımacılığının üçte ikisi nehirler vasıtasıyla yapılmaktaydı. Öyle ki gemiler Bağdat’taki birçok çarşıya, kanallar vasıtasıyla yanaşıp yüklerini indirebilmekteydiler. Rakamsal bilgiye göre Bağdat’ta yolcu ve yük taşımacılığında kullanılan tekne sayısının, 9. yüzyılın ikinci yarısında 3 bine ulaştığı ve günlük gelirlerinin de 90 bin dirhem olduğu ifade edilir.

 

Kamu hizmetlerine ait olan bu teknelere “Sumeyriyyat” yani Sümer tekneleri deniyordu.
Su taşımacılığının yanında, hali vakti yerinde bir Bağdatlının ahırında bir merkebi, nehirde de bir teknesinin bulunması olağandı. Toplumun üst tabakasındaki insanlar, genellikle su üzerinde seyahat etmeyi tercih ediyorlardı. Bu da su yolları sayesinde Bağdat'taki ticaret ve sosyal hayatın hareketliliğini sağlıyordu.

 

İpek ticareti ve nehir taşımacılığının önemi

 

Ortaçağd'da ipek ticaretinde kullanılan yol Dicle ve Fırat nehirlerine paralel idi. Fırat nehri Ortaçağ’da Irak için olduğu kadar Suriye için de önemli bir yoldu. Fırat Nehri’nin Akdeniz’e en fazla yaklaştığı noktada bulunan Suriye’deki Bâlis şehrinden Basra Körfezine kadar, nehir kıyısını takip eden kervan yoluyla mal akışı sağlanıyordu. Bu yol üzerindeki iki önemli merkezden biri olan Rakka; İranlıların ipek aldıkları pazar yerlerinden biriydi. Bu şehir Arap hâkimiyeti altında, özellikle Sâsânîler zamanında Fırat boyunca kuzeydoğu yönünde Nizip, güneybatıda Şam ile olan bağı sonucunda zenginlik ve refahını sürdürdü. Bâlis şehri ise Fırat’ın Akdeniz kıyılarına en fazla yaklaştığı noktada kurulmuş olması dolayısıyla ayrı bir öneme sahipti. Bu avantajı sayesinde Bâlis’e kadar nehir taşımacılığı ile gelen mallar, en kısa karayolunu takip ederek Akdeniz kıyısında İskenderun ya da Lazkiye limanına aktarılıyordu. Suriyelilerin limanı olarak nitelendirilen Bâlis ile Antakya arasındaki karayolu ise tüccarlar tarafından üç günde kat ediliyordu.

 

Dicle, ticaret ve içme suyu için kullanılıyordu

Tıpkı Fırat nehri gibi Dicle nehri de yük ve yolcu taşımacılığının yanı sıra sulamada büyük bir öneme sahipti. Özellikle Bağdat’ta hemen hemen bütün şehrin içme suyu Dicle nehrinden sağlanıyordu. Su, ya doğrudan doğruya nehirden alınıp zenginlere sakalar tarafından götürülüyor veya kanallardan sarnıçlara akıtılıyordu. Bunun yanı sıra Ermenistan taraflarından getirilen mallar ise Dicle vasıtasıyla Musul’dan geçirilerek bölgenin ihtiyaçlarını karşılamak üzere Bağdat’a ulaştırılıyordu. Dicle nehri yolu ile Bağdat’tan Ermenistan’a ise ılık iklimin bahşettiği sebze ve meyve çeşitleri gönderiliyordu. Dicle nehrinin sağ kıyısında kurulmuş olan Musul şehri, Bağdat’ın kuzeyine düşen en önemli ticarî merkezlerden biri olup, birçok anayolun geçtiği güzergâhta olması bakımından eşsiz bir değere sahipti.

 

Cizre ve Dicle Nehri'nin önemi

 

Yine bu yol üzerinde bulunan Cizre, Anadolu ve Ermenistan'dan gelen birçok ürünün toplanma yeriydi. Anadolu’dan gelip, Musul’a gidecek olan ürünlerin de aktarılma merkezi olan Cizre'de getirilen yağ, peynir, bal, ceviz, badem, fındık, kuru üzüm, kuru incir... gibi ürünler teknelerle yüklenerek Musul'a gönderilirdi.
Mezopotamya toprakları üzerinde Dicle ve Fırat sularının karayolu taşımacılığı ile de önemli bağlantıları bulunmaktaydı. Bu iki su yolu aracılığı ile tekne ve gemilerle taşınan mallar, bu iki nehir kıyısında oluşturulan toplama merkezlerinde karaya indirilirdi. Bu merkezler üzerinde kara taşıtlarıyla gelen mallar şehirlerin pazar yerlerine, depolama merkezlerine, saray ambarlarına, tahıl ambarlarına, tüccar siloları gibi farklı yerlere ulaştırılırdı.

 

Karayolu yerine yolculuk için nehirler tercih ediliyordu

 

Dicle ve Fırat'ın o dönem gemi ve teknelerin geçişine uygun debilerinin yüksek olması nedeniyle gerek dönemin şartları gerekse uzun süren kervan yolculukları tüccarlar nezdinde kara yoluna oranla nehir taşımacılığını daha cazip kılıyordu. Özellikle Doğu-Batı arasında gerçekleştirilen ticari alış-verişte, daha hızlı ve daha kârlı bir alış-veriş için, nehir yolu güzergâhlarının kullanımı tercih ediliyordu. Nitekim bunun en önemli yansımasını, bölgelerarası ticaretin daha hızlı bir şekilde yürütülerek çarşı ve pazarlarda ürün çeşitliliğinin ve bolluğunun fazlalığı göze çarpmaktaydı.

 

Dicle ve Fırat, transit ticarete lojistik destek veren çok sayıda şehir ve kasabanın gerek içme suyu gerekse zirai üretim için gerekli olan sulama ihtiyacını da sağlayarak adeta geçtikleri bölgelere hayat kaynağı olmuşlardır.

 

Yüzyıllarca medeniyetlere katkı sundular

 

Değişen ekonomik tercihler, teknik şartlar, tüm dünyada olduğu gibi bu nehirler üzerinde de etkili olarak yapılan taşımacılığın ve ticari alışverişin seyrini ve mahiyetini değiştirdi. Özellikle bu nehirlerin çevresindeki yerleşim bölgeleri yerel ve büyük çaplı güçlere bağlı olarak onların siyasi ve ekonomi politikalarından etkilenip önemli değişimler yaşamışlardır. Örneğin savaş veya istikrarsızlığın hâkim olduğu dönemlerde ticari güzergâhların değiştirilmesi bu olumsuzlukların en başında gelmekteydi. Sonuçta taşımacılığa da uygun olan Dicle ve Fırat nehirleri, yüzyıllar boyunca medeniyetler arasında ticari alışverişi sağlaması ve kenarlarında kurulan kentlerle Ortaçağ medeniyetlerine önemli katkılar sağladılar. (BİTTİ)

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer GÜNCEL haberleri


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA