türkçe porno anadolu yakası escort

‘Hoşana’nın Son Sözü’

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Genel Başkanı Ahmet Abakay, yeni kitabı “Hoşana’nın Son Sözü”nde annesi Hoşana’nın 82 yıllık ömrü boyunca Ermeni kökenli olduğunu çocuklarından saklamasını anlatıyor. Büyülüdağ Yayınları’ndan çıkan kitap kitapçılardaki raflarda yerini aldı.
Bu haber 2014-04-21 13:36:01 eklenmiş ve 1655 kez görüntülenmiştir.

Röportaj- Ramazan SEYKAN

Ermeni olduğunu ömrü boyunca çocuklarından saklayan ölmeden birkaç gün önce bu sırrı açıklayan annesinin hikayesini yazdığı kitapta anlatan Abakay, “Böyle bir gerçek nasıl 82 yıl saklanır, ve bu nasıl bir korkudur ki bunca yıl bile kısık sesle ifade edilir” dedi.

Hoşana sırrını sana mı anlattı?
Evet, bana anlattı. Annem bu sırrı 82 yıl boyunca içinde sakladı. Nasıl olduysa o gün (ölmeden bir gün önce) en küçük oğluna, bana bu gerçeği anlattı. Ertesi günde bir kaza sonucu bilincini kaybetti ve ardından da öldü. 10 Temmuz 2001 günü Ankara’da kardeşim Hayriye’nin evinde anneme yaptığım rutin ziyaretlerden birindeydim. Odada bizden başka kimsenin olmadığından emin olduktan sonra, kafasını bana uzatarak, kısık bir sesle konuştu: “Ehmet, bilir misen benim anamın babası Ermeniydi” dedi. “Nasıl yani?” diyerek şaşırdım. Annem Hoşana ise konuşmaya devam ederek, “Anamın babası Ermeniydi, diyorum. Ananın babası Ermeniyse, Anan da Ermeni demektir” dedi.

Ne hissettiniz?
Böyle bir sırrı, kısık sesle, adeta kulağıma fısıldar gibi söylemesi bekleyebileceğim bir şey değildi, elbette. Sol-sosyalist bir çevrede yetiştiğimizden, ailemiz için ya da benim için Ermeni, Türk, Rus, Yunan ya da Amerikalı olmamızın hiçbir önemi yoktu. Ancak böylesine bir sırrı, bir annenin çocuğuna bu kadar yıl sonra açıklaması yine de şaşırtıcıydı.
Bebekliğinden beri Alevi kültürü ile yetişmiş bir insan, bir kadın, bir anne, annem Ermeni kökenli olduğunu bizlere dahi söyleyememiş. Annemin büyüdüğü köy ise 82 yıl boyunca bu gerçeği gizlemiş.

Yazmaya nasıl karar verdiniz?
O içini boşaltıp rahatlamıştı da bu kez ben rahatsızlanmıştım. Kuşkusuz anlattıkları beni şaşkına çevirmişti. Ben ya da biz kimiz? Aynı anda hem Ermeni, hem Türk, Alevi, Kürt genleri, gelenekleri mi taşıyoruz? Anadolu topraklarında çok kültürlerin, ırkların, soyların, mezheplerin, inanışların var olduğunu, hepsinin yer yer birbirine karıştığını biliyoruz. Ancak iş başa düşünce, hele ki hiç hesapta olmayan bir şekilde “pat” diye ortaya konulunca insan neye, ne kadar inanacağına şaşırıyor. Hem de şoven milliyetçiliğin, Ermeni düşmanlığının ülkemizi baştan başa kuşattığı, ülkenin başına musallat olan her belanın Ermenilerden, Kürtlerden ve Alevilerden geldiği devlet politikası olarak sürekli gündemde tutulurken; böyle bir zaman diliminde, Türkiye’de Ermeni olmak, Ermeni kökenden geldiğini söylemek kolay mı?
Halihazırda ben anılarımı yazarken, Hoşana’nın söyledikleri ise kitabı yazmamı bir nevi zorunlu kıldı.
Kitabın ana temasını Hoşana oluşturdu ama anılarıma da yer verdim. Aydın sorumluluğu olarak bunları yazmam gerektiğini düşündüm.
Hoşana Ermeni olduğuna dair hiçbir ipucu vermedi mi?
Hayır hiçbir ipucu vermiyordu, ancak annem zaman zaman şunu söylerdi, “Benim kardeşimi Ermeni’ler götürmüş biliyor musunuz, bir kardeşim Ermenilerle gitmiş.” Ama düşünün ki bu söz 30 yıl önce öyle alelade söylenen bir söz gibi algılandığından bizim tarafımızdan hiç ciddiye alınmamıştı. Annem de konuyu kapatırdı. Aslında annem o zaman bize ipucu vermiş ama bizler anlamamışız. Ya da biz durumu sıradan bir söylemmiş gibi algılamışız. Şimdi anlattıklarından sonra düşünüyorum da bize ipucu vermiş ve aslında bize anlatmaya çalışmış.

Siz o dönemi araştırdınız mı? Neler çıktı karşınıza?
Ben o zamanlar anamın karnındaymışım, anam gebe. (Hoşana’nın doğum tarihi nüfus kaydında 1923, ama gerçek doğum tarihi 1919 veya 1920) Birkaçı erkek on-on iki kişi kaçmışlar, kovalamışlar, dayak yemişler; bizim köyün yakınındaki yobaz Topal Çavuş köyüne gelmişler. Topal Çavuş’lular sopalarla, tekme –tokatlarla, kafa göz yararak bizimkileri köylerinden kovmuşlar. Ben zaten anamın karnındaymışım. Bizimkiler buradan kaçarak, köyün yukarı yakasından yollara düşmüşler ve Persor köyüne varmışlar.(Persor’un şimdiki adı Ocaklıköy.) Persor’lular da köyün girişine toplanmışlar. Birkaç gün konaklamak için izin istemişler.
Persur’lular köye kabul etmişler. Bizimkiler oraya yerleşmişler. O köy artık bizim de köyümüz olmuş. Bu köy Alevi köyü. Bir hafta, 10 gün geçmeden sırtında çuvalı ile bir köylü gelerek, “Veli Dede’nin değirmenine gidiyorum. Bu çuval ben değirmenden gelene kadar burada dursun, bu yükü oraya kadar boşuna taşımayayım. Dönüşte alayım” demiş ve gitmiş. Aradan 15-20 dakika geçmiş, köye resmi üniformalı,silahlı bir grup Jandarma gelmiş. Başlarında bir başçavuş, doğrudan sığınmacı Ermenilerin yerleştiği kulübelerin önüne gitmiş. Çuvalı sormuş. Bizimkiler çuvalı bir köylünün bıraktığını söylese de başçavuş inanmamış. Çuvalı bağlayan ip bıçakla kesilmiş, içinden kesilmiş 4-5 insan kafası çıkmış. Başçavuş, “Alın bunları, takın kelepçeleri, bu memleketi sahipsiz mi sandınız, pislikler, Ermeni dölleri!” demiş. On-on beş gün sonra verdiğimiz altın-gümüş rüşvetleri sonucu erkeklerimizi serbest bırakmışlar ama büyük babam geri gelmemiş. Ölüsünü de vermemişler. Bizimkiler yollara düşmüşler, annem bana gebe olduğundan köyde bırakmışlar.

Hoşana bu yaşadıklarından dolayı mı susmuş?
Ülkemizde Ermenilik öyle kolay kolay kabul edilir bir şey değildir. Toplumsal baskı ile bastırılan kimliklerden birisi de Hoşana’nın kimliği. Hoşana bir Alevi köyünde büyümüş, yetişmiş, bir Alevi. Elbette ki Ermeni kimliği gizlenmiş, annem yaşanan olaylar esnasında anne karnında, esas anneannem Ermeni olduğumuza dair tüm köyle birlikte susmuş.
Beyninde nasıl fırtınalar kopmuş ki söyleyememiş, muhtemelen böyle susan çok fazla insan vardır. Annemin susması toplumsal bir kimlik gizlemenin göstergesi.
Ben şunu bilirim, “3 K” olarak adlandırılan kodlamanın sıkıntısını çektim. ”3 K” demek; “Kürt, Komünist, Kızılbaş” olmaktı. Bu üçüne sahipsen yandın. Sık sık gözaltına alınırsın, işkence görürsün, öldürülürsün. Ve ben bu 3K’ya da sahiptim. Şimdi düşünüyorum da bir de Ermeni olduğum bilinseymiş “3K 1E öldürün bunu” denilirmiş.

Kitaba tepkiler nasıl oldu?
Çok mutlu olduğum, güzel tepkiler aldım. İstanbul ve Ankara’da gerçekleşen imza günü çok kalabalıktı, insanlar bu konuyu bir aile sırrı gibi saklamak yerine saklanan kimliğin toplumsal bir sorun olduğunu söylerken, bunu gündeme getirdiğim için teşekkür ettiler.
Ermeni bir çok kişi bana ulaşarak çeviri yapmamı istedi.
Bu kitabı yazdıktan sonra birçok yakın akraba ise arayarak beni tehdit etti. “Halamıza nasıl Ermeni dersin?” dediklerinde ben de “Fransız ya da İngiliz” desem aynı tepkiyi verir miydiniz?” diye sordum. “Fransız de, İngiliz de ama Ermeni deme” dediler. Bugün bile bu söyleniyorsa, 82 yıl önce bunu söylemenin çok zor olduğunu tahmin etmek gerekir. Bakış açısı bu.

Kitapta Hoşana’nın sırrı dışında neler var?
Erzincan Lisesinde Hüseyin Cevahir ile ilk toplumsal eylemlerinin anlatıldığı kitapta, Abakay’ın 1975’ te yeniden kurulan TİP üyeliği sürecim, Aziz Nesin’in öncülük ettiği Aydınlar Dilekçesi’nde yaşananlar ve evinde yapılan açlık grevini de anlattım. Üniversiteden yakın arkadaşlıklarım olan, PKK kurucularından ve halen Kandil’de üst yönetici olan Ali Haydar Kaytan ile devrimci hareketin simge isimlerinden, öldürülen Haki Karer’in SBF bahçesinde 40 yıl önce birlikte çekilmiş fotoğraflarımız da bulunuyor. Gazeteciliğe nasıl başladığım, Bülent Ecevit, Ünsal Oskay, Fatoş Güney, Mümtaz Soysal, A.Taner Kışlalı, Türkan Saylan, TBKP liderleri Haydar Kutlu ve Nihat Sargın ile ilgili anılarım da kitapta yer alıyor

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer RÖPORTAJ haberleri


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Antalya Escort
Antalya escort
Antalya rent a car
Ülkücü Haber