|
Karakter boyutu :
AK Parti MKYK Üyesi Doç. Dr. Mazhar Bağlı, 12 Eylül’de halk oylamasına sunulacak anayasa değişikliği paketinde, iki önemli işlev olduğunu söyledi. Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e özel açıklama yapan Doç. Dr. Mazhar Bağlı, 12 Eylül’de halk oyuna sunulacak anayasa paketinin önemini anlattı. Doç. Dr. Bağlı, sorularımıza şöyle cevap verdi: SORU: 12 Eylülde halkoyuna sunulan anayasa paketinin önemi nedir? CEVAP: Bu paketin iki temel önemli işlevi vardır. Birincisi şudur: bilindiği gibi demokrasinin temel ilkelerinden birisi de halkın kurucu irade olarak yetkili olmasıdır. Bu halk oylaması da kurucu iradenin işlevselliğini somutlaştıracak olan adımdır. Bu adım sistemin kendi kendisini kilitleyip anahtarını yuttuğu ve adeta kendisini bir daha açmamak üzere kapatmış olduğu temel alanlarda meşru bir yol ile, yani halkın iradesi ve oyu ile açılmasıdır. 12 eylül anayasası demokratikleşmeyi engelleyen bir dizi ilkeyi içermektedir. Aslında ne kadar çabalasanız da batı standartlarında bir demokrasinin gelmesini engelleyen bir metin var karşımızda. Bunun değişebildiğinin görülmesi açısından son derece hayati öneme sahip bir adımdır. İkincisi ise, halkın sisteme dahil olmasını sağlayıp sistemin meşruluğu ve işlevselliği ile ilgili var olan tartışmaları bitirmiş olmasıdır. Düşünün insanlarımız kendileri ile ilgili konularda artık kendilerine danışılıp öyle kara verildiği duygusu ile hareket edecekler ve olaya da bu pencereden bakmaya başlayacaklardır. Yanlış giden herhangi bir durumun olmasında bunu değiştirebilecek duygusunu taşımak sorunların çözümünde inanılmaz bir psikolojik güven duygusu verecektir. SORU: Peki ne var bu pakette ki, bu bahsettiklerinizi gerçekleştirecek olan? CEVAP: Bakın bugüne kadar 12 Eylül anayasasında çeşitli defalar değişiklikler yapıldı. Ancak hiçbirisine bu kadar karşı konulmamıştı. Çünkü bu anayasanın ruhunu değiştirecek olan ilkelerin değişimine ilişkin maddeleri içeren en ciddi değişiklik budur. Gerek anayasa mahkemesi gerekse de hakimler savcılar yüksek kurulunun yapısı ile ilgili yapılan değişiklik önemli bir dönüm noktası olacaktır. Aslında bu değişiklik paketi bugüne kadar ülkede kronikleşen sorunların, çözümsüzlüğe mahkum edilmiş konuların, ülkenin geri kalmasına neden olan alanlardaki sorunların demokrasi üzerinden ve hukuk içerisinde çözmeye imkan tanıyacak anayasal bir zemin hazırlamaktır. Bakın Türkiye’de pek çok konuda çözümsüzlük, temel bir politika haline getirilmiştir. Bunun da asıl nedeni demokratik yolların kapalı olmasından kaynaklanıyor. Üzerinde konuşabileceğimiz, tartışabileceğimiz her yöntem sorunların çözümünü daha da olanaklı hale getirir. Yasaklamalar da bir o kadar zorlaştırır. Bildiğiniz gibi ilk kurulduğu günden bu yana AK Parti’nin dile getirdiği temel argümanlardan veya politikalarından birisi de yasaksız bir Türkiye’dir. Bu konuda atılan adımlar ve gelinen noktaya bakıldığında bunun önemli ölçüde gerçekleştirildiğini söylemek mümkündür. Gerek Kürtçenin kullanımı ile ilgili yasaklar gerekse de örgütlenme ve ifade özgürlüğü noktasında yapılan düzenlemeler de bunu göstermektedirler. Ve bu durumun oluşturduğu sinerji ülkede pek çok alanda yeni bir dinamizmin doğmasına neden olmaktadır. Bu aynı zamanda toplumsal bir değişimi de beraberinde getirmekte ve ülkedeki insanların yaşam standartlarında tahminlerin bile üstünde bir refahın gerçekleşmesine neden olmaktadır. Aynı etki bölgede de görülecek mi, yani bölgenin de hem toplumsal hem de ekonomik sorunları çözülecek mi, yani bu paket buradaki karpuza yarayacak mı? Elbette yarayacaktır. Hiç kuşkunuz olmasın. Bakınız çok basit bir kuraldan bahsedeyim size. Üretimin gerçekleşebilmesinin ilk şartı yatırımın yapılabileceği bir atmosferin, rahat bir ortamın oluşmasıdır. Bu da ancak demokratik bir düzenle gerçekleşebilir. Dünyaya kapalı bir Diyarbakır’ın karpuzunun değeri sadece burayla sınırlı olacaktır. Demokratikleşmeye ve hukukun üstünlüğüne ilişkin her düzenleme doğrudan beraberinde bir zenginleşmeyi getirir. Bu tarihsel olarak da hep böyle olmuştur. Zenginleşme toplumun stabil olmasına, daha rasyonel talepleri dile getirmesine neden olur. Unutmamak gerekir ki özgürleşme ve zenginleşme hak talep yöntemlerinin farklılaşmasını da beraberinde getirir. Bugün Diyarbakır’da sanayiciler ve iş adamları bölgeye yönelik sorunların giderilmesinde başvurulması gereken tek yolun sivil siyaset olduğunu söylemelerine imkan tanıyan da nihayetinde sivil siyasettir. Unutmamak gerekir ki sosyolojik olarak sınıfsal tabakaların hak arayış yöntemleri her zaman farklı olmuştur Yani alt gelir grubundan olan birisi ile üst gelir grubuna ait olan birisinin hak aramak için başvuracakları yöntemler tamamen farklıdır. Zengin olanlar demokrasi ve hukuku tercih eder ama yoksul olanlar şiddeti. Bu aynı zamanda burjuvazinin toplumsal gelişmenin ve değişmenin de temel dinamik-ilkelerinden birisidir. SORU: Başbakanın burada yapacağı mitingde yapacağı konuşmada hangi mesajların çıkacağı konuşulmaktadır? Ama başbakan yaptığı açıklamalarda Diyarbakır için farklı bir konuşma yapmayacağını söyledi? CEVAP: Bildiğiniz gibi bu beklentiyi başka birileri bilerek ve kasten oluşturmaktadır. Özellikle de paketin içeriğini gölgelemeye yönelik bir propaganda olduğu unutulmamalıdır. Bu tarz beklentiler aslında işin sosyolojisine de uygun düşmez. Siyaseten de doğru değildir. Yani birileri gelsin ve sihirli bir değnek eline alsın ve tüm meseleler bitsin. Böyle bir durum yok. Tarihte de hiç vaki olmadı. Ancak bir hususu vurgulamak gerekir ki bu bölge için retorik çok önemlidir. Duygusal bir konuşma belki de bir çok icraattan daha önemlidir. Kuşatıcı bir dil kullanmak sadece burası için değil tüm Türkiye için bir ihtiyaç. Siyasetin iktidar dilini değil, halk dilini kullanması gerektiği ile ilgili düşünce de bu duruma işaret eder zaten. Kaldı ki burada söylenebilecek en anlamlı söz halkın iradesinin hiçbir vesayete teslim edilmemesi gerektiğidir ve sayın başbakanımız da hemen hemen her mitingin açılışında bize emanet ettiğiniz temsil yetkisine sadık kalma konusundaki kararlılığımız devam etmektedir diyerek bu yöndeki kararlı duruşunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. SORU: Sizce 12 Eylül’de en çok mağdur olanların bugün bu değişikliğe evet diyememeleri gerçekten nasıl izah edilebilir? CEVAP: Doğrusu bunun hiçbir rasyonel açıklaması yoktur. Bu tamamen siyasi bir duruştur ve tamamen duygusal-kindarlık üzerine kurulu bir yaklaşımdır makul bir gerekçesi yoktur. Bu bir akıl tutulmasıdır. Hani Neo Marxist Horkheimer der ki akıl metafiziğe karşı çıkıp onu insan hayatından kovduktan sonra kendisi onun yerine geçti ve işi olmadığı halde metafiziğin işlevini yerine getirerek daha bunaltıcı bir sistemin egemen olmasına neden oldu. Burada da böyle bir durum var aslında. Vesayete karşı çıkanların daha büyük bir vesayet peşinde oldukları görülmektedir. Ama insanlar bu duruma tahammül edemeyecek kadar hayat standartlarını yükselttiler artık. Bakın ticaret odası başkanının çıkışını ben büyü bozumu olarak görüyorum. Kendi kendilerini rezil ettiler sözü pek çok çevrenin dillendirdiği bir konudur. Aslında bu paket tüm vesayetleri kaldıracak bir niteliğe sahiptir. Bölge halkı üzerinde iki türlü bir vesayetin varlığı bilinmektedir. Vesayetin birisine karşı çıkanlar kendi vesayeti için daha geniş bir alan oluşturma amacındadırlar. Bunun için de kalkan vesayetin yerini doldurma konusunda ciddi bir risk gördükleri için karşı koymaktadırlar. İnsanları vesayetle yönetenler, vesayetin bitmesini veya tamamen ortadan kalkmasını istemezler. Bakın boykotçularla hayırcıların temel ortak paydası vesayetçiliktir. Çünkü bu mantıksal zincir onları var etmektedir. İşin sevindirici olan tarafı insanlarımızın artık bu baskıları görüyor olmasıdır. SORU: Son Olarak Sizce Diyarbakırlılar Neden Evet demelidirler? CEVAP: İsterseniz önce neden tüm Türkiye evet demeli ile ilgili birkaç cümle söyleyeyim. Gerçekten daha özgür bir ülke için, çocuklarımızın geleceği için, IMF kapılarında sürünmemek için, ekonomik krizler yaşamamak için, geleceğimizi karartacak hukuk garabetleri yaşamamak için tüm Türkiyenin eveti tercih edeceğine inanıyorum. Diyarbakır’a gelince, bakınız burada Diyarbakır Cezaevindeki komutanın köpeğinin adını bilmeyen yoktur. Esat Oktay’ı Yıldıran’ı duymayan var mı? Bunun insanlara neler yaptığını bilmeyen var mı? En basit işkence türü en samimi arkadaşların koridora getirilip karşılıklı olarak birbirini tokatlamalarının emredilmesiydi. Karşıdaki arkadaşına müsamaha gösterilmesi durumunda ise senin yerine ona daha ağır dayaklar atılıyordu. İşkencecilerin elinde kalmasın diye en samimi arkadaşını saatlerce dövenler olmuştur. SORU: Bunları yaşayan bu kent yapılanları nasıl unutabilir? CEVAP: Uzuvlarını kaybedenlerden kronik hastalıklara yakalananlara, psikolojik sorunlardan ailevi sorunlara kadar bir çok sorunun kaynağıdır bu cezaevi. Ve bu işkencehane-cezaevine yolu düşmeyen yok gibidir burada. Bu insanlar kendilerine bunları yapanlara hesap sormak için umutla beklediler. Hep bugünü beklediler. Onların yüreğine su serpecek olan hukuki sürecin başlamasını kimse durduramayacaktır. Durdurmak isteyenler de iyi niyetli değildirler. Diyarbakır’ın kendi iradesine sahip çıkması, demokrasinin egemen olması, sivil siyasetin sorun çözen yeteneğinin gelişmesi için EVET demelerini bekliyorum ve diyeceklerine de inanıyorum. guneydoguekspres.com
|
FOTO GALERİEN ÇOK OKUNANLAR
SİTE ANKETSON YORUMLANANLARHAVA DURUMUVİDEO GALERİ
LİNK DEĞİŞİMİ |
|||||||