Bugünlerde çarşı-pazar resmen yanıyor. Fiyatlar aldı başını gidiyor. Kiloyla alma dönemi yerine, taneyle dönemi başladı. Önce soğan-patates derken, şimdi çarşı-pazardaki yangın tüm sebze ve meyve türlerini sardı. Fiyatlar şehirden şehire, ilçeden ilçeye, beldeden beldeye değişim gösterse belki bir yere kadar anlayabiliriz. Ama neredeyse birer metre aralıktaki markette başka, bakkal da başka, pazar da başka, manav da ise başka bir fiyatla karşılaşmak mümkün.

Sebze ve meyve fiyatlarındaki bu büyük artışı ve keşmekeşliğin ne kadar insanın yaşamını etkilediğini daha iyi anlayabilmemiz için, bazı rakamlara baktığımız da, gri tablonun daha da netleştiğini görebiliyoruz. Çünkü ülkemizde her dönem, büyük bir gelir adaletsizliği yaşandığını biliyoruz.

-Türkiye'de en yüksek gelire sahip olan yüzde 20'lik grup, toplam gelirin neredeyse yüzde 60’ından fazlasını alıyor.

-Enflasyon rakamları sürekli olarak tırmanıyor. Trading Economics verilerine göre, ülkemiz yüzde 25.24’lük enflasyon oranıyla Dünya’da 10’ncu, gıda enflasyonunda ise 5’nci sırada yer alıyor.

-Yaklaşık 22 milyon dolayında kişi, bir sosyal güvenlik sistemine bağlı yaşamını sürdürüyor. Memur ve işçi maaşları ortada... 6 milyon 700 bin kişi ise net 2 bin 20 lira olan asgari ücretle geçiniyor.

-Türk-İş, 4 kişilik ailenin açlık sınırını bin 941 lira, yoksulluk sınırının ise 6 bin 323 lira olarak açıkladı.

İnsanlar çarşı-pazarda cebindeki paraya göre bir şeyler alabilmek için, önce saatlerce bir fiyat analizi yapıyor, sonra cebindeki paraya göre sofrasına bir şeyler götürmeye çalışıyor. Sofradaki o eski bereket yok oldu.

Çözüm bulması gereken iktidar her nedense muhalefeti, kendi esnafını ve üreticisini, çözüme katkı sunması gereken muhalefette ise, halkın sofrası yerine kendi geleceğine yönelik açıklamalar işi geçiştirmeye çalışıyor.

Bu duruma nasıl mı geldik?

1-Kırsal nüfusu kentli yaptık.

2-Ekilebilir alanları betonlaştırdık.

3-Üretim toplumundan tüketim toplumuna dönüştük.

4-En küçük ürünü bile dışarıdan almaya başladık.

5-Ülkenin toprak yapısına göre ürün deseni belirleyemedik.

6-Her türlü üreticiyi eşit destekleyemedik.

7-Arazileri bir türlü toplulaştıramadık.

8-Mevcut su kaynaklarını verimli kullanamadık.

9-Tarım ve hayvancılıkta istikrarlı politikalar sürdüremedik.

10-Ne kendi tohum varlığımızı çeşitlendirdik, ne de hayvan ırkımızı geliştirebildik. 

31 Mart’ta yerel seçim var. Seçime doğru takvim hızla ilerliyor. Siyasi partiler aday belirleme sürecini neredeyse tamamladı. Hatta AK Parti seçim kampanyasını televizyon ve billboard reklamlarıyla başlatırken, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, miting serisine Sivas’tan start verdi.

AK Parti ve MHP sofradaki yangına pek fazla girmemeye gayret etse de, sorunu üretimde değil, aracılardan kaynaklı bularak, ilk etapta Ankara ve İstanbul’da belediyeler eliyle üreticiden-tüketiciye satış yapacağını, sofradaki yangını en azından şimdilik söndüreceğini gösteriyor.

Muhalefet tarafında ise, durum daha da vahim… 17 yıldan bu yana iktidarda olan ve her türlü badireyi lehine çevirmesini bilen iktidara karşı her nedense bir türlü politika geliştiremiyor, tıkanıklığı aşıp halkın sofrasındaki yangını gündemleştiremiyor.

Halk 31 Mart’ta bu süreci görerek karar verecek elbette. Fakat çözüm çok da zor değil. Kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar yaparak, sadece yukarıdaki 10 maddeyi tersine çevirmeyi becerebilirsek, sofraların bereketi yeniden attırabilir, taneyle alma dönemini kapatıp, yeniden kiloyla alma dönemine dönebiliriz.

Sevgiyle kalın.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol