Anketörler olsun, TV programlarına olur olmaz zamanlarda boy gösterenler olsun, hiçbir maksadı ve de işlevi olmayanlar olsun, algı uyandırmaya çalışmak adına kurnazca sorular soranlar olsun, çok azı da henüz kime oy vermeyi kararlaştırmamış seçmenler olsun; hep şu soruyu soruyorlar;

          -Kime oy vereceksiniz, niçin?

Bana gelenlere ben de soruyla soru soruyorum;

          -Ya siz kime oy vereceksiniz ve de niçin dediğimde sorumu yanıtlamamak için bin dereden su getirmeye çalışıyorlar.

Neden mi? Sanırım korkudan. Ama niye korkuyorlar, neden korkuyorlar onu ben bilemem. Hani bir yarışma var ya “Ben bilmem eşim bilir.” misali… 

Birkaç günlüğüne Diyarbekire geldiğim günlerde erkek bir kameraman ve elinde mikrofon olan bir genç kızımız bana yaklaştı ve yukarıdaki soruyu bana yönelttiler.

Ne yalan söyleyeyim, bende böyle bir soruyla karşı karşıya gelmeyi çok istiyordum. Hem de Diyarbekirde…

Çünkü benim önceliğim Diyarbekir’dir.

Çünkü ben Diyaarbekir ben sevdalısı olan bir yazarım.

Çünkü bana ne sorulursa sorulsun, öncelikle içinde Diyarbekir var mı diye irdelerim.

Bu soru üzerine güzel kızımızın elinden mikrofonu aldım ve biricik torunumun deyişi ile “bir bir” saymaya başladım.

Kim; Dağ Kapısından On Gözlü Köprüye kadar hatta daha ilerde yapılan yeni köprüye kadar çift gidiş çift gelişli ve yanlarında yayaların rahat yürüye bileceği geniş kaldırımlı yol yapacağını vaad ederse,

Kim; Anzely’i Ulu Camiye kadar uzatır, büyük bir balıklı göl haline getireceğim derse, etrafını çok güzel bir turistik mesire yeri yapacağım derse,

Yabancı turistlerin Diyarbakır’da konaklamasını sağlamak açısından göl kenarında küçük butik Diyarbakır Evi sıcaklığında konaklama mekânları, gösteri meydanları ve yöresel turistik ürün satışlarının yapıldığı reyonlar oluşturacağım derse, 

Kim; Ilısu Barajı mağduru Körtik Tepe için Diyarbekirde “Kültürel Park Alanı” yapacağım ve tarih yok edileceğine çıkan tarihi eserleri bu alana taşıyacağım derse,

Kim; Dağ Kapısındaki viran hale gelmiş olan çarşıyı yıkacağım yerine eskiden olduğu gibi “Emirgan Çay Bahçesi” yapacağım derse,

Kim; Fis Kayasından Araştırma Hastanesine kadar –metrodan vaz geçtik- raylı sistem yapacağım derse,

Camiinin ön cephesini daha görünür hale getireceğim derse,

Kim Dört Ayaklı Minare ve Şeryh Matar Camiini de tıpkı Hazreti Süleyman Camiine yapılan alan çalışmasının benzerini yapacağım derse,

Kim; Samanoğlu (Gazi) köşkünün etrafında bulunan ona yakın tarihi köşkü restore edip turizme kazandıracağım derse;

Kim; Diyarbekir 5 Nolu Cezaevini, MÜZEYE dönüştüreceğim derse,

KIim; SUR İÇİ’ni; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ yapacağım derse,

Kim;  ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN. Derse,

Daha da önemlisi;

Kim; YAKIP YIKILAN BÖLGELERDE EVLER, ASLINA UYGU VE DİYARBEKİR EVLERİNE YAKIŞIR BİR BİÇİMDE YAPAPACAĞIM, derse,

Bu seçimde oyumu ona vereceğim.

Oldu mu kızım? Dilerim yayınlarsınız. İyi çalışmalar, başarılar diyerek mikrofonu geri verdim. Ve umutsuzca ıslık çalarak Mardin Kapıya doğru Şemsilerdeki babamın mezarını görmeye yollandım.

Şimdi sıra haftanın öğüdünde.

Kirveme öğütler;

Kirvem,

Dilipak dile gelmiş:

“Birilerinin bu siyasilere ve bürokratlara, tek haramın domuz ve şarap olmadığını hatırlatması gerek” demiş.

Sonrasında bir şiir patlatıp veda edeyim.

 

AMED’İME

Kırklar Dağı ağlıyor,

          Dicle Nehri’nin cigeri yanıyor.

Bugünlerde Seman Köşkü yas tutmuş,

Hevsel’de dut ağaçlarının gözü yaşlı.

 

 

Mardin Kapı Mezarlığında ağlayanlar;

Analar, babalar, bacılar, kardaşlar,

Kendi ölülerine mi ağlıyor, sanıyorsun.

Degil brako vallahi degil.

Onlar benim gibi, Amed’me ağlıyor. RECEP YILMAZ

 

Güzel bir Pazartesi dileğiyle,

Dostça kalın…  

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol