antalya escort
türkçe porno anadolu yakası escort

IŞİD FİLMİN SONU, PERDE KARARIYOR…


Bu makale 2017-06-04 23:38:07 eklenmiş ve 2174 kez görüntülenmiştir.
Bayram YAŞLI bayramyasli@gmail.com

 

Bugün sizi biraz hafızanızın derinliklerine doğru götürmek istiyorum. Bu öyle bir derinlik ki, eminim her insanın yüreğinin uzun süre sıkışmasına, adeta yerinde fırlamasına dahi yol açan cinsten. Hemen acele etmeyin, sizleri biraz daha derinlere çekmek için bir film senaryosunun nasıl hazırlandığını, sahneye konmak için provalarında hangi enstrümanların kullanıldığını gözler önüne sermeye çalışacağım. Bu hafızanızın derinliklerinden fışkıran, yüzbinlerce insanı evinden, barkından, ülkesinden eden, genç çocuk, yaşlı, kadın demeden katleden barbarlar ordusu IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) den söz ediyorum. Bu öyle bir barbarlık ki, 10 yaşındaki kız çocukları 100 dolar karşılığında esir pazarlarında cinsel birer obje olarak 80 yaşındaki Araplara satabilen insanlık tarihinde rastlanmamış bir barbarlık.

 

Ortadoğu’da sahnelenen ‘’Arap Baharı’’ nın esintileri sonrası ortaya çıkan, çıkarılan IŞİD, Irak ve Suriye’de teslimiyet ruhlu Araplar tarafından hemen kabullenilmiş bir tavırla, alkışlarla karşılanmıştı. Ellerindeki ağır silahlarla her tarafa saldıran barbarlar ordusu, tek bir kurşun dahi sıkmadan Musul’u Irak askerlerinden aldıktan sonra, gözlerini Ezidiler’in yaşadığı bölgelere dikmekte gecikmediler. Savunmasız bir halk olan Ezidiler, Şengal bölgesinde uğradıkları saldırılar sonucu, binlercesi katledildi,  genç kızları ve kadınları alıkonuldu, canlarını kurtarmak için dağlık bölgelere kaçmaktan başka çareleri kalmamıştı.

 

Barbarlar, önüne gelen kim varsa katletmekten çekinmiyordu. Defalarca Kürtlerin yaşadığı bölgelere saldırmaktan kaçınmadılar. Ama her saldırıları kursaklarında düğümleniyordu. Çünkü Kürtler, bırakın teslim olmayı, sonuna kadar direnmeyi ve savaşmayı önlerine koymuşlardı. Her saldırı anında püskürtülüyor, eylem planları bozguna uğratılıyordu. IŞİD’in hesaba katmadığı bir şey vardı ki, o da Kürtler tarihte birçok kez ispatladıkları direniş ve savaşçı ruhlarını sürdürmeleriydi. Bu onların karakterinin sadece bir simgesiydi. 

 

IŞİD, eylem tarzını ve taktiğini El Kaide’den alan bir örgüt olduğunu, yaptığı eylemlerle ve barbarlıklarla hayatın her alanında göstermekten gecikmedi. El Nusra içerisinde sivrilmeye başlayan IŞİD, iktidar ve hâkimiyet kavgaları ayyuka çıkınca, kanlı bir yol ayrımıyla sahnedeki yerini böylelikle almaya başladı.  Bu ayrılmadan sonra IŞİD’in daha da acımasızlaştığı gün yüzüne çıkıyordu. Bu toplu infazlar, kafa kesmeler, canlı canlı insan yakmalar ve köle pazarları ile devam etti.

 

IŞİD bu yöntemle kendinden söz ettirmeyi sürdürürken, ne kadar da güçlü bir örgüt olduğunu ispatlama çabalarından geri kalmıyordu. IŞİD’in, bu denli hızlı bir şekilde yayılmasının arkasındaki güç ve güçler de yavaş yavaş ortaya çıkmakta gecikmedi. Kimdi bunlar elbette ki, her ne kadar kendilerini ‘’karşıt’’ gibi göstermeye çalışsalar da, Katar ve Suudi Arabistan’dan başkası değildi. Bunlar mı sadece, perde gerisinde kalmayı yeğleyen, çevrede esen rüzgârda bile kıçlarını toplamaktan aciz birçok Arap devletçikleri daha var. Para oluk gibi akıyordu, aktıkça da, IŞİD barbarlığında sınır tanımaz bir hal alıyor ve dünyanın başına bela olmayı adeta haykırıyordu.

 

Oluk gibi akan paranın yanı sıra, Musul petrollerini de kaçak yollardan dünyaya pazarlamak için hazır bekleyen vampirlerle anlaşmakta gecikmeyen, IŞİD hedefine ulaşmak için Musul (düştü düşecek) ile yetinmeyecek ve akabinde Suriye’ye, yönelmeyi hızlı bir şekilde sürdürecekti. Bu savaşta, Felluce,  Halep, El Bab,  Menbiç gibi Arap ağırlıklı kentler hiçbir direniş göstermeden barbarlara karşı durmuyor, adeta kol kola girmek için yarış halindeydi. İŞİD istediğini elde etmek için acele ediyordu, hedefinin merkezine koyduğu Rakka‘yı da ele geçirince hilafetin başkenti olarak ilan etmekte gecikmedi.

 

Gözünü kan bürümüş, insanlık değerleriyle hiçbir ilgisi olmayan, kim ve kimlerden oluştuğu halen tartışılan bu ucubeler, Türkiye ile sınır olan Kürt yerleşim alanlarına da saldırmaya başladı. Ellerindeki tank top ve ağır silahlarla Kürtler üzerine kan kusmaya başlayan IŞİD, bir türlü ilerlemesini sürdürememenin kahrı içinde debelenip duruyordu. Ne oluyordu, nasıl oluyordu da baş edemedikleri bir avuç diye hesapladıkları Kürtler, kendilerine karşı savaşmayı göze almışlardı. Savaş tüm acımasızlığıyla sürüyordu. Bu öyle bir savaş ki, onur, namus ve yaşama dairdi. IŞİD, bir türlü Kürtlerin püskürtülmesini sağlayamıyor, aksine her geçen gün kayıp sayısında umulmadık oranda önlerine çıkan tablo karşısında köpürüp duruyordu.

 

IŞİD’e karşı Kobani savaşı ve amansız mücadele tüm dünyanın gözünü de bu bölgeye çevirmesine neden oldu. Kürtler, ellerindeki ilkel silahlarla karşı koydukları barbarlar ordusunu yenebilecek tek gücün kendileri olduğunu bütün dünyaya adeta haykırıyordu. Bu haykırışın mesajını almakta gecikmeyen süper güçler, bir anda Kürtler’in bu savaşın tek saha hâkimi olduğunu kabul etmekten başka çarelerinin kalmadığını gördüler. Kobani, IŞİD’in tüm planlarını alt üst etmişti. Askeri, örgütsel ve siyasal olarak kendilerini güçlü gören ağzından sallıyalar akan kuduzlar ordusu Kürtlere yenilmek üzere. Yenildiler de. Kobani, El Bab, Menbiç ve birçok yerleşim yerinden sökülüp atılan toplama sülükler ordusu Rakka’da sıkışıp kaldı. Kürtler kovalıyor, onlar kaçıyor. Sivil halkı kalkan yaparak ayakta kalmaya çalışan karalar giymiş ucubeler, artık nefes alamıyor, boğulmak üzere can çekişiyor. IŞİD kaybetti, El Kaide örgütlenmesine ve hücre yapılanmasına geri dönüyor, başka çaresi de yok. Bekleyip seyredeceğiz.

 

Artık filmin sahnelerinin çekimleri sona eriyor, montaj yapılmak üzere stüdyoya giriliyor. Akla kara orta yere serilecek. Kim ve kimlerin bu örgütle içli dışlı olduklarıgüz yüzüne çıkarılacak. Çünkü filmin bir yerlerinde, saklı kalan sahneler de seyirciyle buluşmak zorunda, bu diyalektiğin bir kanunu. Hiçbir şey karanlıkta kalmaz, kalamaz.

 

Kaynayan ve kaynamaya devam eden Ortadoğu kazanında ki su fokurdayarak taşmasını sürdürüyor. Kazanın kaynamasını isteyen güçler hep sahada olacak, sürekli kazanın dibine odun taşımayı ve alevlerin parlamasını sürdürmesine çalışacaklar. Bu coğrafyada örgütlü olan kazanacak, kaygan zeminde dans eden teslimiyet ruhlu kaypaklar da kaybedecek. Bu da doğanın ayrı bir kanunu.

 

Hafızalarınızın derinliklerine indiğime inanıyor ve yazımı bitirmeyi bir Arap’ın sözüyle noktalamak istiyorum. ‘’Arapça eski bir kelime olan Harese nedir bilir misin oğlum der yaşlı bir adam. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras ve muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin. Bu mübarek hayvanlar üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür, o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir dikenli bitki vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkilerle karışınca bu devenin daha çok hoşuna gider. Böylece, yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. İşte bunu adı Haresedir. Deminde söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum. Tarih boyunca birbirini öldürür, ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.’’

Sevgiyle Kalın…

 

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
GSS Borç Sorgulama
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi