türkçe porno anadolu yakası escort

GAZETECİLİK YARGILANIYOR…


Bu makale 2017-07-31 08:38:07 eklenmiş ve 2732 kez görüntülenmiştir.
Bayram YAŞLI bayramyasli@gmail.com

 

Cumhuriyet Gazetesi yazar, yönetici, muhabir ve avukatlarının "terör örgütüne üye olmak, örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek" iddiasıyla tutuklu veya tutuksuz olarak yargılandıkları dava, Hukuk Tarihine geçecek türden. 11’i tutuklu, 18 kişinin yargılandığı davada, gazeteci ve avukatlar, savunmalarını yaparken, buluştukları ortak nokta, ‘’Kendilerine isnat edinen suçlamaların temel dayanaktan yoksun, düzmece ve teslim alma’’ duygusunu içerdiği yönündeydi.

 

Fetullahçı Terör Örgütüne üyelik suçundan sanık savcı Murat İnam’ın başlattığı soruşturma kapsamında 271 gündür tutuklu bulunan Cumhuriyetçilerin, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesinde Hâkim karşısına çıktığı davada, savunmalar sonucu 7 kişi tahliye edildi. Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Yazar Kadri Gürsel ve muhabir Ahmet Şık’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Mahkeme, yazarlardan Aydın Engin ile Hikmet Çetin Kaya hakkında da adli kontrol kararının ‘’Yurt dışına çıkmamak’’ yönünde uygulanmasına hükmetti.

 

Bu davada dinlenen ve yapılan her savunma, tanık olunan her heyet sorgulaması, tek bir gerçeğe işaret ediyordu. Gazeteciliği yargılıyorlar. Basın Yasası’nı en azından kaba hatlarıyla bilmesi gereken mahkeme, basın ve ifade özgürlüğünden bihabermişcesine sorular soruyor. Ne yapsınlar? Dosyada hepsi çürütülen ‘’ByLock kullanıcılarıyla iletişim’’ suçlaması gibi ortaya delil diye konan saçmalıklar, gazeteciliğe dair, haber, yargılık bir durum varsa bu da ancak Basın Kanunu’na göre yargılanabilir, ‘’Terör örgütüne üye olmakla birlikte yardım’’ gibi akla mantığa sığmayan zırvalarla değil.

 

Bu ülkede gazetecilerin, mesleklerini yaptıkları için yargılandığını, tutuklandığını, kötü muameleye maruz bırakıldığını, gören, duyan, hisseden herkes biliyor. Türkiye’de sadece, ama sadece gazetecilik yapan yığınca insanın cezaevlerine tıkıldığı, artık saklanacak halin dışına çıkıldığı gerçeğidir.

 

Ama Cumhuriyet Davası çok daha fazlasını ifşa ediyor. Haberin nasıl yazıldığından tutun, fotoğraf seçimine, bir gazeteciyi kimin işe aldığından, yönetimin yazı işlerine uyarıda bulunup bulunmadığına, atılan başlıktan tutun manşet seçimine kadar. Gazeteciliğin onuru ve namusu sayılan her şey ‘Suç’’. Halkın haber alma hakkı hiçe sayılan bir zihniyetin her geçen gün yükselişiyle karşı karşıyayız.

 

Aslında Cumhuriyet Davasında meslektaşlarımıza, gazeteyi yöneten vakıf üyelerine sorulan sorular,  gücü elinde bulunduranların gazeteden, gazetecilikten ne anladıklarını, neye çevirmek istediklerini de ortaya koyuyor.

 

Onlara göre bir yazı, bir haber, bir fotoğrafın ancak bir siyasi amaç uğruna tepeden gelen uyarı ve talimatlarla yayınlanabilir. Ya da, gazeteciliği böyle görmek, yorumlamak işlerine geliyor. Yöneticilerin ya da, bir takım kendine vazife çıkaran güçlerin emriyle, sansürle, baskıyla, tutuklanmalarla propaganda yayıncılığı yapılmasına alışanlar, Cumhuriyet ve onun gibi bağımsız ilkeli  gazetelerin var olabileceğine inanmıyorlar, inanmak istemiyorlar. Hakikati, bağımsızlığı, meslek ilkelerini, demokratik değerleri savunan bir gazetenin var olması işlerine gelmiyor. Çünkü bu bağımsız yayın organları halka gerçekleri yalnız gerçekleri aktarmaktan başka amaçları olmadığı gibi.

 

Duruşması sırasında bir kişi vardı ki, adeta içindekini haykırırcasına yaptığı savunma, eminim ki birçok mesaj iletir nitelikteydi. Elbette ki sizlerin de basından izlediği, tanıdığı ve sanık sandalyesine oturtulan Ahmet Şık’tan söz ediyorum. Savunmasında, iktidar erkinden, toplumun her bir bireyini ilgilendiren açıklamaları gerçeğin er geç yüzeye çıkacağının işaretleriydi.

 

Ahmet’ i iyi tanırım, mesleğe olan tutkusunu iyi bilenlerdenim, haber için dur durak bilmeyen araştırmalarına tanıklık edenlerdenim. Ahmet, mesleğinin onurunu her şeyden üstün tutan vasıfları sayesinde halen ayakta kalabilmiş ise, onun meslek ilkelerine olan bağlılığının ne denli güçlü olduğunun kanıtıdır.

 

Ahmet’in savunmasının ana hattını oluşturan teslimiyetten uzak tutumu, eminim ki bundan sonra yargıç önüne çıkacak/ çıkarılacak gazetecilere de bir erdemlik göstergesi olacağıdır. Türkiye’de basının giderek tek elde toplandığı, havuz görevi gördüğü artık ayyuka çıkmış durumda. Peki, bu tek seslilik bir kazanım mı, tek tiplilik bir başarı mı diye sorarsanız elbette ki hayır.  Düşünün her bir bireyin aynı şeyi okuması, aynı şeyi görmesi, aynı şeyi duyması neyin işareti olur, tek bir cümleyle faşizmin.

 

Türkiye bunları hak etmiyor. Düşünce ve ifade özgürlüğüne, basına ve vicdanlara hükmetmek demokrasiden, insan haklarından, evrensel tüm değerlerden uzaklaşmak demektir. Bu aydınlanmanın önüne set çekmek, karanlığın çukuruna gömülmek demektir.

 

Yazımı bir kilise rahibi olan ve uyguladığı yöntemlerle ‘’Tek Tip Düşünen İnsan’’ yaratmak sevdasındaki totaliter rejimin mimarı Calvin’ e karşı mücadele eden genç idealist, düşünür Sebastıan Castello’ nun, ‘’Hakikati aramak ve onu kendi düşündüğü gibi ifade etmek suç olamaz’’ cümlesiyle noktalamak istiyorum.

 

Sevgiyle Kalın…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA