türkçe porno anadolu yakası escort

BÜYÜDÜKÇE, KÜÇÜLMEK LAZIM…


Bu makale 2017-11-21 16:50:46 eklenmiş ve 1643 kez görüntülenmiştir.
Güneş OCAĞA gunesocaga@gmail.com

 

Geçenlerde Hrant Dink Vakfı’nın ‘Medyada Nefret Söylemi Projesi’ kapsamında hazırladığı, 2017 yılı Mayıs-Haziran-Temmuz-Ağustos aylarını kapsayan ‘Medyada Nefret Söylemi Raporu’ yayınlandı.

 

Rapora göre dört aylık döneminde ulusal, etnik ve dini grupları hedef alan bin 910 köşe yazısı ve haber, bu yazılardaysa toplam 2 bin 466 nefret söylemi tespit edildi.

 

Yahudiler, özellikle Temmuz ayından sonra artan İsrail-Filistin çatışmalarını ve Mescid-i Aksa’da yaşanan gerginlikleri konu alan haberlerde bir toplum olarak şiddetle özdeşleştirildi ve düşmanlaştırıldı. “İsrail devleti”, “İsrail” veya “İsrail Savunma Kuvvetleri” gibi kişi/kurumları ifade eden sözcüklerin kullanılması yerine Yahudi kimliğinin genelleme yapılarak kullanılmasıyla hedef gösterildi.

 

Suriyeli mülteciler, sistematik olarak cinayet, hırsızlık, taciz gibi kriminal olaylarla anıldı; güvenlik sorunları ve “terör”le özdeşleştirildi; olumsuz ekonomik gidişatın ve işsizliğin sorumluları olarak gösterildi. Özellikle Suriyeli kadın mülteciler, aileye ve topluma yönelik bir tehdit olarak sunuldu.

 

Deyim yerindeyse Türkiye hem içten, hem de dıştan yaşanan politik ve toplumsal sorunlar nedeniyle yangın yeri gibi. Böyle bir dönemde medyanın dili çok önemli… Ateşe kürekle gitmek yerine daha çok iğleştirici bir dil kullanılması lazım. Çünkü nefret söylemi, birlikte yaşamanın önünde en büyük engeldir.

 

Nefret söylemlerinde bulunanlar,  genelde kendilerini bir guruba ait hissederler. Fakat bu hissiyatın altında toplumsa bir çıkar değil de bireysel bir çıkar var.

Nefret söyleminin kökleri günlük hayatın içindedir ve oradan beslenmektedir. Gün içinde ülke ve ya da dünyada birçok olay yaşanıyor. Bu olaylar karşısında doğru bir dil kullanmak lazım. Fakat biz haberler, yorum ve yazılarımızda; yıkıcı, aşağılayıcı, rencide edici, cinsiyetçi ve toplumu ayrıştıran bir dil kullanıyoruz.

 

Gazetecinin görevi, kendini bir guruba iyi göstermek için, övgüler yağdırmak değildir. Bundan da, maddi-manevi çıkar sağlamak, değildir. Gazetecinin görevi, içinde yaşadığı topluma, ayna ve ışık tutmaktır. Kral çıplak olduğunda, bunu cesaretle söylemektir. 

 

Gazeteciler olarak kendi işimizi var olan ilkelere uymadan yaparsak, savunduğumuz guruba da zarar veririz.

 

Maalesef, günümüzde gazetecilik hastalıkları çoğalmış. En büyük hastalıklardan bir tanesi de egoist kişiliktir. “Her yere ve her kese ulaşabilirim” duygusu yaptığı işin önüne geçmiş. Oysa ki, insan büyüdükçe daha çok küçülmesi lazım. Yani daha çok mütevazi olması lazım.

 

Gazeteci bir nevi topluma yön vermektir de. Bu yüzden sahip olduğu kimliği doğru kullanması lazım. İçinde olduğu topluma zarar vermek yerine onu doğru bir yere taşıması lazım.

 

Son olarak da,  Judith Butler’a göre nefret söylemini kullanan kişi, kendi sözlerinin yazarı değil. Sözlerinden sorumlu olsa da, o sözlerin yaratıcısı değildir.

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Antalya Escort
Antalya rent acar