türkçe porno anadolu yakası escort

OLACAĞI BUYDU, SONUNDA UNESCO OLAYA EL KOYDU…


Bu makale 2018-03-11 20:22:26 eklenmiş ve 2137 kez görüntülenmiştir.
Recep YILMAZ / Gazeteci- Yazar recepyilmaz46@gmail.com

 

 

Gazete haberi;

UNESCO, 27 Şubat 2018 Salı günü aldığı bir kararla; tarihi surlardaki restorasyonu durdurdu. Diyarbakır'ın bin 700 yıllık tarihi surlarını 2015 yılında Dünya Miras Listesi'ne alan UNESCO; yapılan restorasyon çalışmalarını, surların üzerindeki arkeolojik izleri yok ettiği gerekçesiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla durdurdu.

 

06. 06. 2016 tarihinde yazdığım köşe yazımda kısaca Surlardaki restorasyonunun hatalı yapıldığı, restore edelim derken tarihin yok edildiğini; UNESCO’nun er geç bu işe el koyacağını belirtmiştim. Sonunda olan oldu ve UNESCO işe el koydu.

 

Bakın yaklaşık bir buçuk yıl önce açık açık yazdım. Ama dinleyen olmadı ne yazık ki. Okuyalım. Özetle:

 

DİYARBAKIR’DA SURLARIN SORUNU

 

Diyarbekir’i sevmek hayatı sevmek kadar önemlidir.

 

Ancak bu sevmek; “Seni seviyorum” demekle kalmamalıdır.

 

Hani bir saçma söz var ya ”Ben hem severim, hem söverim” diye…

 

Sakın Diyarbakır’ı böyle sevmeyin. Olmaz olsun böyle sevmek.

 

Diyarbekir ellerinin altında, gözlerinin önünde eriyip giderken, her geçen gün tarih yok edilirken, Diyarbekir çirkinleştirilirken, Diyarbekir’i seviyorum demekle yetinmek, Diyarbekir’e ihanettir.

 

Tıpkı Kültür Bakanlığının Diyarbekir’e eski bir sinemayı ihya etmek, bir de yapacakları bir milyon kitap kapasiteli kütüphanenin yerini belirlemek için vilayette yapıla toplantıda; Diyarbekir’i seviyorum adına, söz alan adı lazım değil kişi, “Diyarbekir’e sinema yapmayın kimse gitmez”, bir diğerinin “Diyarbekir’e kütüphane yapmayın yakarlar” diyen zihniyette insanların, Diyarbekir sevgisi bize lazım değil…

 

Böyle sevgi olmaz olsun…

 

Diyarbekir sevdalısı; Diyarbekir’den bir taş düştüğünde yüreği yanan, ancak yüreğinin yanmasıyla yetinmeyip, düşen o taşın yerine konulması için, canla başla mücadele edendir.

 

Bu satırları yazmama neden olanlar; “Gezdim, gördüm, yazıyorum” ana başlığı ile yazdığım üç dizi yazıya verdikleri destek, memnuniyet bildirmeleri ve “Daha bitmemeli bu denli yazı dizileriniz bitmemeli” diyen sevgili okurlarımdır.

 

Bu nedenle bugün de surlarla yazıma devam etmek kararı aldım.

 

Amerika 20 Mayıs 1506’da Amerigo Vespucci adlı bir İtalyan tarafından keşfedildi.

 

Yani beş bin yıllık bir ülke. Diyarbekir ise – Yeni açılan Kent Müzesine dayanarak söylüyorum.- yaklaşık on dört bin yıllık bir kent.

 

Surları ise yapımı M.Ö. 3000 – 4000 yıllarında Huriler tarafından bugünkü İç Kalenin bulunduğu yerde başlamıştır. Günümüze gelinceye kadar; gelip göçen otuz üç medeniyet tarafından ihtiyaca göre ama mimarlarının duygularını içine katarak ve medeniyetlerin özelliklerini üstüne nakış dokur gibi işleyerek, bugüne kadar gelebilmiştir.

 

Bugüne kadar yapılmış surların hiç biri Diyarbekir Surları kadar, üzerindeki yazıtları ile oyma resimleri ile burçları ile bezemeleri ile bugüne gelebilmiş değiller.

 

Kısacası dünyada hiçbir sur Diyarbekir Surları gibi tüm özelliklerini koruyarak günümüze kadar gelebilmiş değiller.

 

Şimdi diyeceksiniz günümüze kadar geldi de ne oldu. Kıymetini mi bildik?

 

Günümüzde surlara alelade bir taş yapı muamelesi yapılıyor…

 

Birkaç örnekle bu iddiamıza katkıda bulunalım.

 

1. Dışarıdan gelenler, o tarihi yapıyı harabeye çevirmek pahasına surlardan taş kopararak gecekondular yapmış; devlet ve belediyeler seyretmekle yetinmiş,

 

2. Zamanında bir aklı evvel vali gelmiş Diyarbekir’i havalandırmak adına Dağ Kapı surlarının bir bölümünü yıktırmış.

Surlar taş duvar ya…

 

3. Gelelim Mardin Kapı’ya… Keçi Burcu’ndan gerçek Mardin Kapısına kadar akıldışı bir şekilde, yol yapmak adına yıkılmış.

 

Burayı da devlet ve belediyeler seyretmiş. Ne olacak altı üstü bir taş duvar değil mi!?.

 

4. Daha dün diyeceğimiz bir zamanda Urfa Kapı’nın iç kısmından taş düşebilir diye; denilene bakılırsa eski kültür müdürü tarafından trafiğe ve yaya geçişine kapatılmış. O gün bu gündür de kapalı. Müthiş bir zeka örneği verilerek hem de masrafsız bir çözüm bulunmuş!..

 

Devlet seyrediyor, belediye seyrediyor, valiliğin kültür bölümü seyrediyor, belediyenin kültür bölümü seyrediyor.

 

Dünya Ay’ı keşfetti, Merkür’e, Venüs’e gidiyor, biz bir kapıdan düşen taşın çözümünü orayı kapatmakta buluyoruz. Hayret…

 

Halbuki bu surlar bir taş duvar değil, bir taş yığını hiç değil.

 

Yapanlar uygarlıklarını taşlara kazımış, ruhlarını bu surlara işlemiştir. Bu surların her taşı; tarihe yol gösteren, ışık tutan kitabelerle doludur, altın gerdanlıktır. El biliyor, biz ise yok oluşunu sorumsuzca seyrediyoruz.

 

5. Fazla detaya girmeden bir de bu restorasyon konusuna kısaca değinelim.

 

Tarihi eserlerin restorasyonları yalnızca bir duvar ustalığı ile geçiştirilemez.

 

Tarihi eser restorasyonları arkeologların, sanat tarihçilerinin ve de tarihçilerin organizasyonu ile yapılır. İnce elenir sık dokunur.

 

Biz ne yaptık, Diyaarbekir Surları’nın restorasyonunda.. Tarihi yok ettik. Birer tarihi belge olan çok eskiden kalma topla, mancınıkla delinmiş yerleri duvarcı mantığı ile kapattık. Sanki daha dün yapılmış gibi, şimdi mescit olarak kullanılan, Urfa Kapı İtfaiye burcunu onardık.

 

Bir anlamda tarihe saygı duyulmadan, masrafsız çözüm.

 

Katlettik beyler katlettik.

 

Dünya alem, hele hele Diyarbekir’i seviyorum diyenler aval aval seyrettik. Dicle Üniversitesi seyretti. Diyarbekir Mimarlar Mühendisler Odası seyretti. Ne yazık ki arkeologlar seyretti. Tıpkı bir aymazın antika eseri kullandığı gibi, teneke muamelesi yaptığı gibi..

 

Yani o günün mimar ve mühendislerinin Diyarbekir’in boynundaki o dünyanın en değerli gerdanlığı olan surlara işlediği o sanat yok edildi.

 

Daraldım. Daha fazla yazamayacağım.

 

Ey değer bilirkişi, kurum ve kuruluşlar ayağı kalkın…

Dostça kalın…

“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”

“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”

“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”

 “ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”

Daha da önemlisi;

YAKIP YIKILAN BÖLGELERDE EVLER, ASLINA UYGU VE DİYARBEKİR EVLERİNE YAKIŞIR BİR BİÇİMDE YAPILSIN.   

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA