türkçe porno anadolu yakası escort

BU İŞGALCİ YAKLAŞIMLARA SON VERİLMELİDİR…


Bu makale 2018-03-18 20:42:41 eklenmiş ve 1716 kez görüntülenmiştir.
Recep YILMAZ / Gazeteci- Yazar recepyilmaz46@gmail.com

 

 

 

16 Mart 1988 insanlık tarihine düşen kara bir lekedir, Halepçe Katliamı…

 

Irak'ın kuzeyinde Kürdistan Bölgesinde Saddam Hüseyin’in emriyle Halepçe'de binlerce insan gaz bombalarıyla zehirlenerek katledildi. Olay tarihe "Halepçe Katliamı" olarak geçti.

 

Elma kokusuyla gelen ölüm Irak savaş uçakları Halepçe'yi bombaladı. Ortalığa keskin elma kokusu yayıldı. Çocuklar kokuya doğru can hıraş koştular. Son sözleri “Daye Behna Seva te” oldu.  Yani “Anne Elma Kokusu Geliyor” oldu. Sonra da birer birer öldüler, diye yazacaktım. Öncesi sonrası ile…

 

16.03.1978’de öğle saatlerinde İstanbul Üniversitesi'nden çıkan kalabalık bir solcu öğrenci grubunun üzerine bomba atıldı, 7 öğrenci öldü, 31'i ağır olmak üzere 100'den fazla kişi yaralandı. Olay kamuoyunda büyük bir tepkiyle karşılandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, DİSK, 20 Mart'ta "Faşizme İhtar" adıyla işi bırakma eylemi gerçekleştirdi. Polis Memurları Dayanışma Derneği, Pol-Der İstanbul Şubesi Başkanı, bombalı saldırı istihbaratının olaydan 10 gün önce üniversitedeki polis amirliğine bildirildiğini açıkladı. Olayın sanıkları olduğu ileri sürülen şimdiki Milliyetçi Hareket Parti Milletvekili Mehmet Gül'ün de içinde bulunduğu 5 ülkücü delil yetersizliğinden beraat ettiler, diye yazacaktım, özetle…

 

Hatta; Diyarbakır’ın Sur ilçesinde türkülere ve efsanelere konu olan tarihi Kırklar Dağı’nda, 6 yıl önce yapımına başlanan, daha sonra mahkemelik olan 725 lüks konut, 70 günlük bir çalışma ile tamamen yıkıldı. Konutların yıkılması ile türküde adı geçen, ‘Kırklar Dağı’nın düzü’ ortaya çıktı, diyecektim…

 

Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Cumali Atilla’nın, “Ucube yapıların yıkılması sade bir yıkım değil, bu şehrin kültürüne ve mirasına sahip çıkmaktır” dediğini yazacaktım ki facebook’ta gezinirken, değerli Dostum usta yazar sevgili Şeyhmus Diken kardeşimin, aşağıya aldığım yazısına gözüm ilişti.

 

Yazı şöyle;

“Kötü bir haber...

 

Bugün Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Müzesine uğradım. Moraller bozuktu.

 

Meğerse sessiz sedasız müze avlularını kafelere ihale etmişler. Cahit Sıtkı Tarancı Müzesini aylık 800 TL’ye birilerine vermişler. Yakında girişi de paralı yaparlar. Bir de kahvaltıcı, çiğköfteci tezgahı kurarlar. Yavaş yavaş odaları da boşalttırırlar ihtiyacımızı karşılamıyor diye…

 

Kültür Bakanlığını bu kararından caydıracak bir irade lazım.

 

Bu iş, yorulan insanların avluda oturup bir bardak çay / kahve içme ihtiyacından öte bir durumdur...”

 

O an kendimi alamadım ve Ee yuh artık, satacak bir şey bulamayınca satamayacaklarını kiraya mı vermeye başladılar.

 

Protestoların ardı arkası kesilmemeli.

 

Belki o zaman üzerimizdeki bu ölü toprağını da atmış oluruz.

 

Tabi ki bu konuda yerel basına büyük iş düşüyor...

 

Cümleleri ilk etapta dudaklarımdan dökülmeye başladı.

 

Diyarbekır'e gelip dolaştığımda en çok canımı yakan konu bu işgalci yaklaşımlardır. Adam; şehrin herhangi bir yerini çevirmiş, kürsüleri atmış, mekânın tarihi dokusuna bakmadan, asla umursamadan kürsüyü atmış kendi kendine işletmeci olmuş, işgal etmiş…

 

1500 yıllık köprünün gözleri demeden, tarihi surları hiç önemsemeden üstüne, altına, İç kale demeden kürsüleri atmış, kral benim dercesine.

 

Birileri çıkıp Ön Gözlü Köprü sizin babanızın malı değil ki olsa bile, Surlar size dedenizden kalmadı ki kalsa bile, İç kale ve diğer değerler size eşinizin babasından kalmadı ki kalsa bile demelidir.

 

Hele bunlar diyelim cehaletten, uyanıklıktan ne derseniz deyin yapıyorlar. Peki bu şehri yönetenler valilik ve de belediye onlarda mı işgalci kafaya sahipler ki sessiz kalıyor göz yumuyor, umursamıyorlar.

 

Tek çözüm, kimden gelirse gelsin, işgalci anlayışı ret etmektir. Kentte bu irade yoksa, işgal bugün olduğu gibi derinleşerek devam eder. Bu böyle biline.

 

Kültür hazinelerimiz lokantaya kafelere dönüştürülmesini kınıyor ayıplıyorum. Kültür Bakanlığını ve diğer ilgili kuruluşları göreve davet ediyorum.

 

Sonuç; zinhar müzeler ve diğer tarihi mekanlar kafe ve benzeri yerlere dönüştürülmemeli, üç beş kuruşa tamah edilerek o yerlerin gizemi ve güzellikleri bozulmamalıdır.

 

Dostça kalın…

 

“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.

“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.

“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”

 “ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”

Daha da önemlisi;

YAKIP YIKILAN BÖLGELERDE EVLER, ASLINA UYGU VE DİYARBEKİR EVLERİNE YAKIŞIR BİR BİÇİMDE YAPILSIN.   

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA