türkçe porno anadolu yakası escort

MHP VE KÜRTLER...


Bu makale 2018-04-24 15:48:50 eklenmiş ve 1470 kez görüntülenmiştir.
Faraç ÇOBANOĞLU f.cobanoglu@gmail.com

 

 

MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) ve Kürtler arasındaki etkileşimin hep sorunlu olduğu ve bu alanın hala “nazik” bir karaktere sahip olduğu belirtilmekte veya iddia edilmektedir. AK Parti’nin MHP ile kurmuş olduğu Cumhur İttifakı sonrası bu söylem tekrar dillendirilmeye başlandı. Bu aralar somut olarak bu ittifakın Kürt oylarını nasıl etkileyeceği veya Kürtlerin bu ittifaka sandıkta bir tepki göstereceği söylemi muhalefet kanadında sık sık gündeme getirilmektedir. Bu tepkinin ana sebebi olarak da MHP gösterilmektedir.

 

Bu iddia üzerine Kürtlerle MHP arasındaki etkileşime bir göz atmakta fayda görüyoruz. Bu etkileşim bir süreç ve bu sürecin evreleri de vardır. En basit ifadeyle 12 Eylül 1980 tarihine kadar ki süreç ve sonrası olarak bu süreci iki boyutta inceleyebiliriz:

 

1980 tarihine gelindiğinde MHP’nin başında Başbuğ Alpaslan Türkeş bulunmaktadır. Sayın Türkeş, Türkiye’de Ülkücü Camianın ve Türk milliyetçiliğinin karizmatik lideri konumundadır.

 

1980 Askeri darbe öncesi dönem dönem ülkede sağ-sol çatışmaları yaşanmaktadır. Solcular, kendi dışındaki bütün Türk milliyetçilerine “Faşist” demektedir. Türk milliyetçileri ise solcuları “Komünist uşakları-Rus Uşakları” vs diye nitelemektedir. Her iki taraf da birbirini “yabancıların maşası” diye suçlamaktadır.

 

Ama gerçek olan, her taraf da bu ülkenin evlatları ve özellikle gençlik kesimleri başta üniversiteler olmak üzere şehirlerin çeşitli yerlerinde birbirlerine saldırılar düzenlemekte ve ölen ve yaralılar olmaktadır. Gözaltına alınanlar ise soluğu cezaevlerinde almakta veya tutuklanmaktadır.

 

Bu arada üniversitelerde okuyan Kürt gençleri çoğunlukla sol tarafta yer aldıkları için adı geçen sağ-sol çatışmasında paylarını almakta ve “bedel” ödemektedir. Hatta Kürt gençleri bir adım daha ileri giderek “Aslında sağ-sol çatışması bahane. Asıl hedef Kürtlerdir” iddiasında bulunacaktır. İşte tam da bu nokta, bugün de kabul görecek olan “MHP’nin Kürt Düşmanlığı” önyargısının oluşmasına sebep olacak bir süreç ve bu anlamda bir güvensizlik başlayacaktır. Öyle ki, 12 Eylüle kısa bir süre kala MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş’in Diyarbakır gezisi, kentte yaşanan olaylar nedeniyle iptal edilecek daha doğrusu Türkeş, Diyarbakır’a girememiştir, denecektir. Bu olay, Kürtlerle MHP arasında bir dönüm noktası olacaktır.

 

1980 Sonrası MHP…

 

1980’de yapılan askeri darbe sonrası başlatılan gözaltı ve tutuklanmalardan ülkücü gençler de nasibini alınca kendilerinde “acaba kullanıldık mı?” hissi uyandı ve bir sorgulanma başladı için için. Çeşitli zamanlarda Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, ki tutuklanan ülkücü liderlerinden biri ve ağır bedel ödemiş bir şahsiyet olarak, bu noktaya vurgu yapmıştı. Evet kimi ülkücü gençler sağ-sol çatışmalarında kullanılmış ve bu bir gerçektir.

 

Sonrasında gerek dünyada ve gerekse Türkiye’de yaşanan değişim-dönüşüm süreci MHP’yi de etkileyecek daha doğrusu Türkeş sonrasında partinin ve camianın yeni lideri olan Devlet Bahçeli’nin önderliğinde MHP ve ülkücü camiası çok değişecektir. Öyle bir değişim yaşandı ki dudak uçuklatan cinsten!

 

Örneğin PKK Lideri Abdullah Öcalan için seçim propagandalarında “ip-urgan”dan söz eden ve bu anlamda afiş astıran MHP iktidar ortağı olduğu dönemde idam cezasının kaldırılmasının altına imza atmıştır. Yine bu dönemde Bahçeli, ülkücü gençlere seslenerek sokak kavgalarından uzak durmalarını ve hatta anti-pati yaratan bıyıklarını kesmelerini istemiş, camia da buna uymuştu. Bu gelişmeleri dönemin Abdullah Öcalan’ın avukatlarından birisinden, “İmralı bundan dolayı Devlet Bahçeli’yi çok akıllı bir devlet adamı ve basiretli bir şahsiyet olarak değerlendirmektedir.” diye dinlemiştim.

 

Dünyada ve Türkiye’de değişim ve dönüşüm devam ederken kendini buna uydurmak isteyen bir MHP varken, ancak PKK’nin de yansıması olarak HDP’ye kadar ki Kürt siyasi partileri gençliğini sokak kavgalarından çekemedi veya çekmedi. İşte son örneği Kobani Süreci ve daha sonra yaşanan hendek-çukur ve barikatlarda Kürt gençlerinin “Devrimci Halk Savaşı” hayaliyle ortaya koyduğu şiddet ve devamında halkımızın hiç gereği yokken ödediği bedel!…

 

Şu süreçte birileri ve özellikle de Kemalist marjinal sol kesim, küçük çıkar ve hesaplar uğruna Kürtleri MHP ile karşı karşıya getirmek istemektedir. Bırakalım Kürt seçmeni kendi özgür fikriyle sandığa gitsin, oyunu kullansın.

 

7 Haziran sonrasında hükümet kuramayan AK Partiye alternatif seçeneklerde bulunurken MHP ile her türlü formülde koalisyona varız ya da buna olumlu bakan HDP değil miydi? CHP ve Kılıçdaroğlu değil miydi? Hatta Kılıçdaroğlu “Eğer Sayın Bahçeli kabul ederse başbakanlıktan feragat ederim” demedi mi ve buna dışarıdan da olsa destek vermeye hazırız diyen HDP değil miydi?

 

Demek ki, HDP’nin MHP sorunu yoktur hele Kürtlerin hiç yoktur. Son yıllarda Türkiye’de başta seçim süreçleri olmak üzere diğer kırılgan dönemlerde Kürtlerle MHP arasında bazı ufak-tefek gerginlikler dışında “Aman Aman” diyebileceğimiz hiçbir çatışmalı süreç yaşanmamıştır. Buna rağmen bazı çevreler, sırf oy uğruna çatışmalı süreç istemekte ve burada toplumsal kaostan çıkar devşirme niyetindeler.

 

Örneğin Kasım 2014’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Tunceli’ye bir geziye çıktı. Solculuğun küçük beyni harekete geçerek kentte olayların çıkmasına neden oldu. Oysa ki çoğunluğu Alevi olan Tuncelililerin bir hoşgörü felsefesi vardır ve her türlü farklılığı kucaklayacak kapasiteye sahiptir. İşte o küçük beyinden çıkan dar anlayış, bu felsefenin önüne geçmişti. Ancak Bahçeli’nin basiretli duruşu şehre 3 km kala açıklama yapması başlayan gerginliklerin ve  provokasyonların önüne geçilmiş oldu.

 

Aslında yüzyıllık bir yapısal sorun olan Kürt sorununun MHP ile değil de devletle sıkıntıları var olagelmiştir. AK parti iktidarları döneminde bu kapsamda atılan adımlar soruna önemli oranda çözüm getirmiştir. Ancak Türkiye’de hala bir demokratikleşme sorunu vardır ki, buna çözüm bulunduğu zaman Kürt sorunu da çözüme kavuşacaktır.

 

Şimdi 26 Haziran’da Türkiye’de yaşayan herkes sandık başına gidecektir. Oy kullanma artık bir tercih olsun, o kadar. Lütfen seçmene “Oy namustur, namus satılmaz” söylemini dayatmayın, bu yaklaşım seçmenin iradesine ipotek koymaktır. Seçmen namus temsilcisi seçmeyecek, milletvekili ve başkan seçecektir. Kendilerine hizmet edecek siyasetçi ortaya çıkarma amacındadır bu millet.

 

Seçimin huzura ve refaha neden olması dileğiyle…

Saygıyla…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA