antalya escort
türkçe porno anadolu yakası escort

DEVLET VE İNSAN KARAKTERİ


Bu makale 2015-03-18 07:58:55 eklenmiş ve 3895 kez görüntülenmiştir.
Mustafa GÜNEŞ gunes.mu@hotmail.com

 

 

       Türkiye’den Almanya’ya ilk işçi göçü başladığında ergenlik çağlarındaydım. Birkaç yıl sonra izine gelenleri uzaydan gelmişler gibi karşılamaya başladık. Hem biz sabırsızlıkla oralar hakkında bilgi vermelerini bekler, hem de onlar anlatmak için can atarlardı.

      

     O zamanlar henüz ülkede TV olmadığı için bilgilerimiz çok sınırlıydı. Tüm görsel bilgilerimiz filmlerde gördüklerimizdi.

      

       Gelenlerin bize anlattıkları bir yığın karmaşa arasında hepsinin anlaşmış gibi vurguladıkları bir cümle vardı:

 

-“Dinlerine lanet. Çok dürüstler ve hiç yalan dolan bilmiyorlar!”

 

Evet. “Çok dürüstler ve hiç yalan dolan bilmiyorlar!” Bu cümle sanki gelenlere ezberletilmişti de sanki bunu söylemeyenin geri dönüşü iptal edilecekmiş gibiydi.

 

NEDEN O KADAR DÜRÜSTLER?

    

Bu ve aynı anlamdaki sözleri duydukça daha o çağlarımda bile kafam karışmaya, nedenini merak etmeye başlamıştım.

 

Hâlbuki bizde arada bir dürüst davranıp yalan söylemeyenler parmakla gösterilip tartışmasız hepsi “enayi” muamelesi görürken; onlar nasıl oluyor da bu enayilikleriyle bilim, teknoloji ve medeniyette bu kadar ilerlemişlerdi?

 

BASKI VE KARAKTER

 

Yıllar sonra belirli bir bilgi birikimi ve analiz yapma olgunluğuna eriştiğimde gördüm ki insanları yalancı, çapulcu dolandırıcı, karaktersiz ve güvensiz yapan iki unsurun ilki ve başrol oyuncusu devlettir.

 

Diğer unsur yerleşik ve üretici toplum olamamak ise de devletin rolü çok daha baskındır.

 

Bütün psikologların oy birliği olduğu tek konu insanları yalan söylemeye iten en büyük etken “baskı”dır.

 

İnsanlar baskı altında oldukları zaman zulüm, işkence, başlarına bir bela gelmekten hapisten ve en kötüsü bir yerlerde kaybedilmekten, infazdan korkarlar. Haliyle egemenin, zorbanın ya da elinde sopa olanın belasını savuşturmak için yalana başvurmaktan başka bir silahları yoktur. Büyük çoğunluk bununla da kalmaz, egemene yağcılık, muhbirlik ve yalakalık yarışına girerler.

 

Bu tür davranışlar giderek toplumun geleneğine, yaşam tarzına dönüşmeye başlar.

 

Bunun en dehşet yanı bu yaşam tarzının kuşaklar boyu sürmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır. Yüz yıllar süren bu tür otoriter, dikta ve despotlukla yönetilen ülkelerde karaktersizlik ve yalan kuşaktan kuşağa aktarıla aktarıla genetik bir kod halini alır ve bunu temizlemek de aynı şekilde yüz yıllar gerektirir.

 

Tarih göstermiştir ki üretken, yerleşik, devlet baskısı olmayan, demokrasinin gerçekten yaşandığı ülkelerde karakterli, yaratıcı ve ufku açık insanlar neredeyse toplumun tamamına yakınını oluşturlar.

 

Buna karşılık diktatör, despot kişi veya çetelerce yönetilen faşist devletlerde karakterli, yaratıcı ve ufku açık insan bulmak neredeyse imkânsızdır.

 

Olanlar da mutlaka fatura öder ve enayi olarak damgalanmaktan kurtulamazlar.

 

 

AVRUPA, HIRİSTİYANLIK VE RÖNESANS

 

Avrupa’da da M.S. 400’den itibaren Hıristiyanlıkla başlayıp Rönesans hareketiyle gerileme sürecine giren yaklaşık 1300 yıl boyunca böyle bir karakter tahribatı yaşanmıştır. Ancak Rönesans’la başlayan ve Fransız İhtilalı’na kadar süren dönemde biraz düzleme olmuş, nihayet ihtilaldan sonra artık özgürlük ve demokratik rejimlerle insan karakteri de yavaş yavaş düzelmeye başlamış, nihayet bu günkü noktaya varmıştır.

 

Oysa Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu ve Ortadoğu toplumlarının böyle bir şansı olmamış, binlerce yıldır hep vahşi ve barbar yönetimlerle yönetildikleri için karatesizlik, riyakarlık, oportünizm ve ufuksuzluk yüzlerce kuşaktan aktarıla gelen genetik bir şifre halini almıştır.

 

ÖZGÜR TOPLUMDA İNSAN TİPİ

 

Özetlersek,

-Yerleşik ve üretime dayalı toplumlarda toplumun ezici çoğunluğu üretim içinde kendileri de bizzat emek harcadığından, emeğe saygılı olmayı özümser ve karşısındakini kazıklamaya kalkmazlar.

-Dürüst ve doğru konuştuğu zaman polis, jandarma ve savcılarla başının derde girmeyeceğini bilir ve yalana başvurmaya ihtiyaç duymaz, başkaları tarafından enayilikle damgalanmazlar.

-Özgür ve demokratik ortamda her türlü yeteneğini araştırıp ortaya koymaktan ,”eski köye yeni adet” önermekten çekinmezler. Bilimciler, filozoflar, mucitler, müzisyen, edebiyatçı ve benzeri sanat yetenekleri böyle toplumlarda ortaya çıkar.

-Nihayet tüm bu davranışlarının din, ahlak, kapitalizm, sosyalizm veya benzeri sistemlerin etkisinden ziyade, tamamen özgür toplum ve demokratik devletin hazırladığı bir alt yapı olduğunu bilirler.

 

Özetlersek; baskıcı, despot ve zorba devletler -saydıklarımızın tam tersi- karaktersiz, riyakar, güvenilmez, öz güvensiz ve yalancı insan tipleri yetiştirir.

 

En büyük trajedi ise binlerce yıldır böyle geldiği için değişime de inanmayıp böyle süreceğine inanmalarıdır.

 

 

       

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA