türkçe porno anadolu yakası escort

EVRENSEL AKIL HUKUKU VE DİNİ HUKUK…


Bu makale 2015-03-30 09:47:24 eklenmiş ve 3637 kez görüntülenmiştir.
Mustafa GÜNEŞ gunes.mu@hotmail.com


 


 

Anlatacaklarım çocukluk yıllarımdan yakın geçmişe kadar bizzat yaşadığım bir olaydır.

 

Bir yakınımın uzak akrabasıydı. Benden 11 yaş büyüktü. Onu 13-14’lü yaşlarımda ergenlik çağlarımdayken tanıdım. O zaman aynı mahalleliydik. Babası muskalar yapan fetvalar veren bir mahalle hocasıydı.4 evlilik yapmış, 26 çocuklu biriydi. Hiçbir karısına çocuğuna bakmaz, herkes kendi geçimi kendi sağlardı 22 erkek çocuğu vardı ve hepsi de sinemalarda su, sokaklarda simit, çiğköfte satar, ya da boyacılık,  işportacılık vs. yaparlardı.

 

Bu, en büyük oğlu idi. O da büyüyünceye kadar bu işleri yaptı. Ama büyüdükten sonra başka yetenekler edindi. Üçkâğıtçılık, minik bir nohudu üç terzi yüksüğünün altında bulma, tombalacılık, pinpon toplarının rakamlı deliklere döküldüğü başka tür tombalacılık vb. yapardı.

 

En çok yetenekli olduğu alan ise “üç terzi yüksüğü numarası” idi. Bir şişe mantarını mercimekten biraz büyük bir top haline getirmiş, yüksüklerden birinin altına koyup karıştırıyor. Oyuncu bulunca para kazacak. Tabi önce bir iki kere küçük para kazandırıp büyük oynamaya teşvik eder. Büyük parada özel olarak biçimlendirdiği yüzük parmağının tırnağı ile nohudu oradan alırdı.

 

Bunlarla da kalmaz hırsızlık, yan kesicilik yapardı.

Hırsızlıktan iki defa ceza aldı.

İlki “basit hırsızlık” olduğu için küçük bir ceza aldı 3-4 ay kadar yattı ve çıktı.

 

İKİNCİ HIRSIZLIK DAHA NİTELİKLİYDİ

 

Bir iki yıl geçmemişti ki, şehre (Urfa) 40 kilometre uzaktaki bir köyden bir arkadaşıyla birkaç öküz çalmış getirip şehirdeki hayvan pazarında satarken yakalandılar. Bu kez daha ağır bir ceza alarak 3 yıla yakın hapis yattı.

O zaman (64’lü yıllar) şehir 25 bin civarında olduğu için adı çıktı ve artık şehirde duramaz olup terk etmek zorunda kaldı.

Batıda büyük bir şehre gittiğini orada inşaat demirciliği yaptığın evlendiğini duyduk.

 

ARTIK ISLAH OLMUŞTU

 

Böylece aradan yıllar ve yıllar geçti. Duyduğumuza göre ıslah olmuş, evlenip çoluk çocuğa karışmış, , çocukları yetişmiş meslek sahibi olmuşlardı.

 

YILLAR SONRA KARŞILAŞTIK

 

1999 yılıydı. Yani aradan ortalama 35 yıl geçmişti. Bir seçim çalışması sırasında Urfa’ya epey uzakta bir köye gitmiştik. Köy odasında otururken, oturanlarından biri yerinden kalkarak gelip yanıma oturdu. Merhaba verdi, önce tanıyamadım. Sonra kendini tanıttı.

O’ydu.

Öpüştük. Ben 50, o da 61 yaşındaydı. Sakal bırakmış, herkes ona hoca efendi diye saygı gösteriyordu.

Odada herkes bağıra bağıra (Köy odaları çok gürültülü olur) siyaset ve seçimleri konuşuyordu. Biz ikimiz kendi aramızda konuşmaya başladık.

 

Ben kısaca hayatımı anlattım. Ama asıl kahraman oydu diye onu konuşturdum.

 

Yıllarca batıdaki büyük şehirde çalıştığını, bu arada dine yöneldiğini,(zaten babası da hoca olduğu için)  dini bilgilerini geliştirdiğini, artık namaz kıldıracak, vaaz verecek seviyeye geldiğini anlattı.

 

Sora karısı ölmüş. Yaşlılıkta yalnız yaşamanın, yaşına uygun bir kadın bulmanın zor olduğunu, oralarda bulamayacağını anladığından tekrar Urfa’ya geldiğini, şimdi bulunduğu köye yakın bir köyde yaşı ilerlemiş bir kadın bulduklarını, onunla evlendiğini ve iki yıldır bu köyde köyün imamlığın yaptığını ancak, resmi olmayıp maaşının köylüler tarafından karşılandığını, ”çok şükür” burada rahat olduğunu, kendisine çok değer verdiklerini anlattı.

 

 DAYANAMDIM SÖYLEDİM

 

Bu duruma gelmesine çok sevindiğimi söyledim. Doğrusu içimden de sevindim. Gençliğinde ve geçmişinde buluşmadığı kirli iş olmayan birinin zaman içinde böyle değişim geçirmiş olması beni çok etkilemişti. Onu hem içimden takdir ettim, hem de yüzüne söyledim.

 

Anacak geçmişiyle bu günü arasında ufak bir karşılaştırma yapıp ona “zaman” denen sonsuz gücün neleri çözdüğünü hatırlatmadan da duramadım ve ona;

 

-“Seni yıllar sonra bu durumda  gördüğüme çok sevindim. Ama sana bir şeyi de hatırlatmadan edemeyeceğim. Bak eğer bu ülkede şeriat hukuku geçerli olsaydı. Birincide bir elin, ikincide bir  ayağın çapraz olarak bilekten kesilirdi. Ve sen ömrünün sonuna kadar sakat ve herkes tarafından  horlanan, emek gücü bile elinden alınmış, sadaka bile verilmeyen damgalı ve  dışlanmış bir insan olarak  yaşamaya çalışacak, belki de dayanamayıp intihar edecektin.

 

Ama gördüğün gibi bu ülkede evrensel ve ortak insan aklının yapıp yürürlüğe koyduğu ceza hukuku sistemi yürürlükte olduğu için bu gün hayatını kurmuş, emekli olmuş ve gelmiş bu köyde itibarlı bir imam olmuşsun.

Çünkü insanlığın ortak aklının hukuku;

‘Bu kişi bir hata yapıp kötü bir işe kalkıştı. Şimdi kalkıp elini ayağını kesersek hayatının sonuna kadar damgalamış ve ömrünü onursuz bir insan olarak geçirmesine sebep oluruz.

Oysa bunu bir süre  hapse atıp biraz azap çektirirsek, belki aklı başına gelir pişman olur bir daha bu işlere bulaşmaz, topluma kazandırır, faydalı bir insan ederiz’ dedi.

Ve işte bu gün buradasın” dedim.

Başını önüne eğdi, epey sustu, derinden bir iç çekti ve sonra;

-“Cahildik, yoksul ve sahipsizdik. Allah’a şükür hepsi geride kaldı” dedi.

 Sonra hafifçe tebessüm etti ve;

-“Eeee hele sen de anlat bakalım, ne yapıyorsun, neler yaptın?” dedi…

 

 

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi