türkçe porno anadolu yakası escort

24 NİSAN VE ERMENİLER…


Bu makale 2015-05-04 07:51:59 eklenmiş ve 3325 kez görüntülenmiştir.
Mustafa GÜNEŞ gunes.mu@hotmail.com

 

 

Ermeni Jenosidi 100. Yılını doldurdu. Yine geçmişteki 100 yıl gibi Türkiye’den ayrı, Ermenilerden ayrı, Dünya Devletlerinden ayrı sesler çıktı.

 

 

Yine Türkiye Devleti Jenosid (soykırım) değil “Mukatele” (karşılıklı öldürme) dedi.

 

 

Yine ABD Başkanı ve devlet adamları üzerinde epeyce düşünülmüş diplomatik terimler bularak hem Ermenileri hem de Türkleri kızdırmayacak ama her iki tarafı da rahatlatacak demeçler verdiler.

 

 

Böylece 100’üncü yıl da Türkiye açısından (güya) kazasız belasız atlatıldı ve kim bilir hangi yüz yıla kadar aynı riyakâr oyunlar oynanıp duracak.

 

 

24 NİSAN NEDİR?

 

 

Anlaşılması için yazıyı uzatma pahasına biraz geriden gelmemiz gerekiyor.       Osmanlı, 2.Viyana (1699) yenilgisinden sonra her savaşta gerilemeye ve bir iki muharebe hariç, hep yenilerek toprak yitirmeye başladı.1800‘lere gelindiğinde artık Avrupa’da tutunamayacağını anlamıştı.

 

 

Bundan sonra hiç terk etmeyecekleri ve artık “Bundan aşağısı kurtarmaz”, diyecekleri bir yerde karar kılmak zorunda olduklarını anlamış ve yaklaşık 700 yıldır meskûn oldukları Anadolu’da karar kılmışlardı.

 

 

İTTİHAT TERAKKİ ÇETESİ

 

 

Balkanlardaki milliyetçilik ve bağımsızlık hareketleri    Osmanlı aydınlarını da Türk Milliyetçiliği etrafında toplanması sonucunu doğurduğundan, İstanbul ve Balkanlar’da bir birinden bağlantısız birçok dernek kurulmuştu.

 

 

Uzatmadan belirtelim ki, türlü maceralardan sonra hepsi İstanbul’a toplandı ve İttihat Terakki Cemiyeti (İTC) adı etrafında birleşti. Cemiyetin en etkin elemanları Enver, Talat, Cemal Paşalar, Dr. Nazım, Dr. Bahattin Şakir, Ziya Gökalp gibi asker ve okumuş takımıydı. Ne var ki bu zatlar milliyetçi değil hepsi de Türk Irkçısıydı.

      

 

Denile bilir ki, bu zatlar aynı zamanda Dünyanın da ilk ve en katı ırkçılarıydılar. Neticede 1908’de İkinci Meşrutiyet,1909’da da nihayet Abdülhamit tahttan indirilerek tamamen iktidara hâkim olmuşlardı.

 

 

Ancak henüz Padişah, devletin en tepesindeki karar verici kişisiydi ve sadrazamlığa padişahlıkla parti arasında denge görevi yapan kişileri seçiyordu.

 

 

Yani ipler henüz tam olarak İTC’nin elinde değildi. Nihayetinde 1913 Bab-ı Ali Baskınıyla sadrazam öldürülmüş, her bakan her yüksek bürokrat görevinden alınmış ve İTC çetesi tam olarak iktidara el koymuştu. Artık karşılarında hiçbir engel yoktu.

 

 

ZİYA GÖKALP RAPORU

 

 

Bu arada 1911 yılında, yani Bab-ı Ali darbesinden bir yıl önce baytarlıktan sosyolog olmuş Türk Irkçısı Ziya Gökalp’tan Ermeni ve Kürtler hakkında bir rapor hazırlanması istenmişti. Ziya Gökalp,1912 ‘de etraflı bir rapor hazırlamış ve sonunda aşağıdaki anlamda bir görüş bildirmişti.

 

1-Anadolu’nun artık tartışmasız Türk Yurdu olması için tüm Türk ve Müslüman olmayan unsurlardan temizlenmelidir.

 

 

2-Ermeniler bu saflaştırılması gereken yurdun “evram-ı habis”idir (habis tümör).Bunların mutlaka sürülmesi veya yok edilmesi gerekir.

 

 

3-Kürtler de Türk olmamakla beraber Müslüman olması hesabıyla habis tümör olmayıp “evram-i Selim”dirler (iyi huylu tümör). Bunları yok etmemiz doğru olmaz. Ancak bunların da Türklük içinde “temessül” (asimile) edilmesi gerekir.

 

 

4-Batıdaki Rumlar sonra düşünülecekti.

Dolayısıyla şimdilik öncelikle daha 1890’lardan beri isyan ve ayaklanma halinde olan Ermeniler temizlenecek, Kürtlere sonra sıra gelecekti.

 

 

1913 DARBESİ SONRASI

 

 

1913 Darbesi sonrasında bir yandan Almanlarla savaş görüşmeleri yapılırken, diğer yandan ilk iş olarak Ermeni meselesini halledecek birim kurulup başına da Dr. Bahattin Şakir getirilmişti.

 

 

Bu arada ilginç bir tespiti belirtmeden geçemeyeceğiz. Ne hikmettir Türklerin en ünlü ırkçıları hep doktorlar olmuştur. İTC‘de Dr. Nazım, Bahattin Şakir, Rusuhi Dikmen, Abdullah Cevdet (sonra Kemalist oldu), Ziya Gökalp (veteriner) İTC dışında Rıza Nur. Bunlar şimdi hatırlayabildiklerimiz.

 

 

Bahattin Şakir için, insanlık tarihinin ilk “doktor” unvanlı ırkçı kasabıdır diyebiliriz. Zira NAZİ’ler ondan yaklaşık 25 yıl sonra türediler.

 

 

ERMENİLERİ BAŞSIZ BIRAK

 

 

Bahattin Şakir ve çetesi (Teşkilatı-ı Mahsusa) yüzyıllardan beri bilinen bir metotla işe başladı. Onları başsız bırakmak… Bunun için de önce Ermenilerin önderlerini, aydınlarını, ileri gelenlerini, zenginlerini, kanaat önderlerini ve liderlik vasfı bulunanları yok edeceklerdi.

 

 

Çünkü onları Doğu’daki dağlı Ermeni savaşçılara ilham kaynağı, akıl hocalığı ve uluslararası ortamda tanıtım, davalarını anlatma işini yürütenler olarak görüyorlardı.Tabi bunların en çok kümelendiği yer Başkent İstanbul’du.

 

 

İşte 24 Nisan 1915 sabahı İstanbul’daki önceden tespit edilmiş 2 bin 300’ün üzerinde hepsi de aydın, avukat, doktor, gazeteci, iş adamı, tüccar velhasıl en seçkin Ermeniler toplandı. Trenle Ankara ve civar illere götürüldüler. Adına “sürgün” ve klasik deyimiyle “tehcir” dedilerse de işin aslı katliamdı. Hepsini oralarda vahşice (günümüzdeki IŞİD gibi)öldürdüler.

Ve böylece Ermeni kırımı başlamış oldu. Gerisini anlatmaya gerek yok. Katliam, talan, yağma, tehcir yolunda açlıktan, hastalıktan çoluk çocuk, kadın erkek yaşlı genç en iyimser ve düşük rakamla en az 1 milyon Ermeni yok oldu. Kimileri bu rakamı 2-2 buçuk milyona kadar çıkarıyorsa da aslında jenosit olayında rakamın fazla bir önemi yoktur. İster bir kişi, ister bir milyar kişi hiç fark etmez.Önemli olan girişilen işin jenosit amaçlı olup olmadığıdır.

 

 

JENOSİT

 

 

Birleşmiş Milletler 1951’de jenosidi aşağıdaki gibi tarif etmiştir.

 

 

Ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubun tümünü ya da bir bölümünü yok etme niyetiyle grup üyelerinin;

 

 

-Öldürülmesi;

-Fiziki ya da ruhsal açıdan zarar verilmesi,

-Fiziki varlıklarını tümüyle veya kısmen sona erdirecek hayat şartları ile yüz yüze bırakılması,

-Çoğalmaların engellenmesi veya

-Çocukların başka bir gruba aktarılması (devşirmelik),

Fiillerinden herhangi birinin işlenmesi jenosittir.

 

 

Aslında bu kavram siyasi bilim ve entelektüel çevrelerde da genişletilerek tüm canlı türlerini de içine alacak şekle getirilmiştir.

 

 

Bu tarife batığımız zaman, Türkiye Devleti ile ümmisi, diplomalısı ya da uzman diye geçinen Türklerin önemli kesimi istedikleri kadar “Tehcir”, ”mukatele” olarak yansıtmaya çalışlarsa çalışsınlar, yapılanlar en ufak bir kuşkuyu kaldırmayacak kadar açık bir jenosittir.

 

 

Irkçılığın kör ettiği bir yığın “Üniversite uleması” şarlatanının yıllardır görülmemiş bir pişkinlik ve yüzsüzlükle;

-“Biz öldürmedik! Sadece ülkemiz ve milletimizin selameti için onları güvenli bir bölgeye tehcir ettik” diye dünyanın gözünün içine baka baka palyaçoluk yapması objektif gerçeği değiştirmez ve kendilerini dünyaya rezil ve gülünç duruma düşürmekten öte bir sonuç getirmez.

Bırakınız köylerde, şehirlerde, yollarda; ahali, asker ve Hamidiye Alaylarının bir kesiminin vahşet, katliam ve yağmasını. Diyelim ki gerçekten güvenli bölgeye tehcir etmek istediniz. Peki, “güvenli bölge” dediğiniz yer neresiydi? Bin 500 km mesafede Suriye’deki  “Zor Çölü” mü olmalıydı?    Temmuz, Ağustos cehenneminde Zor gibi bir çölde yılan, akrep, çıyan bile yaşayamazken, yüz binlerce aç susuz çaresiz insan nasıl hayatta kalırdı? Kaç kişi varabildi o çöle? Bunun cevabı var mı?

 

 

Sanki Kızılay’dan Dikmen’e tehcir ettirmişler, Ermeniler de o kadar dirençsizmiş ki o kadarcık mesafede bile telef olmuşlar.

 

 

Hiç kıvırtmaya gerek yok! Onlar oraya yollarda ölmek için gönderildi. Nazilerin gaz odalarından farkı yoktu. En ucuz maliyetle kitlesel imha… Bir farkı vardı. Hitlerinki daha bilimsel, daha teknik ve acısız; Zor Çölü’ne sürmek daha barbarca, daha acımasızca açlık ve acı içinde kıvrana kıvrana imha idi.

 

 

Bu nedenle bin 500 kilometreye mecburi tehcirin bizzat kendisi BM tarifine göre jenosittir.

 

 

KÜRTLERİN KATILIMI

 

 

Biliyorum, bu yazıyı okurken hemen herkesin aklından;

“Neden Kürtlerin bu katliamdaki rolünden söz etmemiş?” sorusu geçmiştir.

 

 

Elbet Kürtlerin bir kesimi başrol değilse de yardımcı rollerde olaya katıldı. Bunu inkâr eden aydın ve sorumlu bir Kürt göremezsiniz. Bunun yanında bu vahşet sırasında binlerce on binlerce Ermeni’yi koruyan, yardım eden, gizleyen çok büyük bir Kürt kesimi de vardı. Mesela özellikle Dersim Kürtleri kendilerine sığınan tüm Ermenileri gizlice Rusya’ya geçmelerine yardım etmişlerdi.

 

 

Ancak konumuz jenosittir ve jenosit emrini de Devlet vermiş, bu iş için birimler kurmuş, uygulamaya koymuştur. (Türk veya Osmanlı desek de fark etmez.)

Kürtlerin bir kesimi (hatta bir kesim Çerkez, Arap), ancak bu karardan cesaret alıp devletin yanında yer alarak olaya katılmışlardır. Bu katılımın çok değişik nedenleri vardı ve tamamen ayrı bir yazı konusudur.

 

 

TALAT PAŞA’NIN SON SÖZÜ

 

 

Nihayetinde jenosit; her ne yolla olursa olsun- tamamlanmış, tespit edilen coğrafyada (Anadolu-Mezopotamya)  bir tek Ermeni (dönme ve devşirme çocuklar ayrı bir konu) kalmadığı kesinleştikten sonra Talat Paşa Almanlara ünlü sözünü söyler:

-“Ermeni Meselesi Hallolmuştur!”

 

 

1916 KÜRT TEHCİRİ

 

 

Yazının başında da belirttik. Ziya Gökalp’ın raporuna göre Kürtler Müslüman oldukları için ”Selim Tümör” sayılmış ve öldürmek yerine Türk-Yoğun coğrafyaya göç ettirilip asimile edileceklerdir.

 

 

1916’da, yani “Ermeni Meselesi hallolunduktan” sonra Rus Ordusu ve içindeki Ermenilerin Kürdistan’da katliam yapacakları bahane edilerek göçlerine karar verilerek, Anadolu’nun içlerine Kütahya, Aydın, Adana, Mersin, Afyon, Bursa, Ankara gibi iç Anadolu kent ve köylerine yüzde 5’i geçmemek üzere, yani her 20 haneye bir Kürt aile olacak şekilde yerleştirilmesine başlandı.

 

 

Başlangıçta Özellikle Ağrı, Erzurum, Kars ve çevrelerinden 100 bin kadar insan bu program çerçevesinde tespit edilen illere yerleştirildi. Ancak sonradan değişik nedenlerle iş kontrolden çıktı ve program savaş nedeniyle çöktü.

 

 

Bu konu çok uzun, pek bilinmeyen ve karmaşık bir hikâyedir ve ayrı bir yazıda ele almak gerekir.

 

 

1991-95 KÜRT İNFAZLARI

 

 

Yazıyı bağlamadan önce bir konuya değinmeden geçemeyeceğiz. Nasıl ki, 24 Nisan’da ilk işlem olarak Ermenileri başsız bırakma programı devreye sokuldu; aynı devlet mantığıyla 75 yıl sonra bu kez Kürtleri başsız bırakma programı yapıldı. Milli Güvenlik Kurulu ve Doğruyol-CHP hükümeti ortak kararıyla uygulamaya sokulan ve “Teşkilat-ı Mahsusa” yerine adına JİTEM denilen teşkilatla yaklaşık 5 yıl süreyle Kürt aydın, kanat önderi ve etkin kişiler tekli/çoklu infaz edildi.

 

 

Sayılar çelişik olmakla birlikte, devlet dâhil, hemen herkes 17 bin rakamı üzerinde mutabık.

 

 

Görüldüğü gibi ister Osmanlı, ister Cumhuriyet deyin, devlet aynı devlet ve metotları da aynı…

 

 

Sonuç olarak, bu devlet ve bu devleti destekleyen ezici çoğunluk bu inkârcı kafada olduğu sürece, her 24 Nisan’da Ermeni olgusu hep Dünya gündeminde olacaktır. İstediğiniz kadar Çanakkale Zaferi’nin (!) tarihini 24 Nisan’a kaydırıp kutlayabilirsiniz.

 

 

Konu objektif bir gerçek olarak öylece orada durmaya devam edecektir.

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi