türkçe porno anadolu yakası escort

KIZMADAN 1 KASIM'I DOĞRU OKUMAK!


Bu makale 2015-11-03 09:01:53 eklenmiş ve 2880 kez görüntülenmiştir.
Bekir Güneş bekirogunes065@gmail.com

1 Kasım seçimlerinden sonra onlarca binlerce istatistik ve manipülasyonla kafanızı şişirebilir, seçim sonuçlarını istediğim yöne evirip çevirebilirim; ama yapmayacağım. İstatistik sonuçları ve reel sayılar ile Türkiye'de sağlıklı bir seçim değerlendirmesi yapılmayacağını düşünenlerdenim.

 

Türkiye'de tek başına iktidar olup da daha sonra halkın demokratik oylaması ile iktidardan giden neredeyse hiçbir bir siyasi parti yoktur. CHP'li tek parti dönemini dışarıda tutalım. 1950'de tek başına iktidar olan Demokrat Parti ve lideri Adnan Menderes, girdiği bütün seçimleri kazandı ve 1960 yılında yapılan askeri darbe ile iktidardan düştü. 1969 yılına kadar askeri cuntalar ve ufak tefek koalisyonlarla ülke yönetilmeye çalışıldı ve 1969 yılında Demirel'li Adalet Partisi tek başına iktidar oldu.

 

Onun da ömrü 2 yıl sürdü ve 1971 Muhtırası ile o da devrildi. Bu süreç tekrar Adalet Partisi, Anavatan, Refah Yol Partisi ile devam etti.

 

Son olarak 2002 yılında 3 Kasım'da Tayyip Erdoğan'lı AKP tek başına iktidar oldu. AKP de 13 yıldır iktidardadır ancak, demokratik yollarla iktidardan düşme gibi bir ihtimali görünmüyor.

 

Bu darbeleri, askeri müdahaleleri meşrulaştırdığım ya da savunduğum için değil, tam aksine darbelere çok karşı olduğum için siyasi iktidarların demokratik yollarla değişmesi gerektiğini düşündüğümden bunları yazıyorum.

 

Peki, bu nasıl oluyor? İktidarlar niye siyasi ve demokratik olmasını istediğimiz kanallarla değişmiyor?

 

Türkiye'deki darbeci zihniyet sadece askerlerde yok, siyasilerde, hukukçularda, eğitimcilerde, ekonomistlerde de var. Tamamen kapitalist bir kazan-kazan modeli ile ülkemizde bütün alanlar yönetiliyor.

 

Sabahtan akşama kadar askeri darbeleri eleştiren siyasi partiler iktidara geldiğinde kendisine muhalif olan her alana darbe yapmakla işe başlıyor.

 

Tabi bunu siyasi alanla yaptığı için ve etrafını da kendisinin süslediği ideolojik aygıtlarla donattığı için çok sıkıntı gibi görünmüyor. 12 Eylül'de Kenan Evren ve yoldaşları darbe yaptıklarında ilk iş olarak diğer siyasi partileri bertaraf ederek işe başladılar. Ardından, hukuki, eğitim, sağlık, spor ve demokratik bütün alanları da kontrol altına aldılar.

 

Terbiye olunmayanları da sıkıyönetim mahkemelerinde ve cezaevlerinde terbiye etmeye çalıştılar.

 

Onlar sert bir müdahale ile ülkeyi ele geçirdiler, ancak bazı siyasi partiler de daha yumuşak müdahalelerle ülke yönetimini aldılar.

 

AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde çok büyük bir mağduriyet siyaseti rol oynadı. 28 Şubat onların en önemli argümanlarıydı. Sonra temel hak ve özgürlükler noktasında çokça konuşmalar ve vaatlerde bulundular.

 

2007 yılına kadar 27 Nisan başta olmak üzere birkaç defa kendilerine müdahale girişimi oldu ancak uzlaşma yöntemi ile bertaraf ettiler.

Sonra 2007 yılında bir kez daha iktidara geldiler. Yavaş yavaş ülkedeki kurumlara müdahaleler başladı. Kendilerine muhalif olanlara da müdahaleler başladı. Darbeci denilerek genelkurmay başkanları dahil olmak üzere onlarca komutan ve askeri yetkili cezaevine konuldu.

 

Ergenekon, Balyoz, Ay Işığı, Sarı Kız gibi bir sürü yeni dava açıldı.

 

28 Şubat en büyük mağduriyet alanlarıydı sonra ne oldu. Önce bu isim altında onlarca kişi cezaevine konuldu. Sonra tam iktidar olununca hepsi serbest bırakıldı.

 

Eğitim alanı da bu müdahaleden nasibini aldı. 3-5-2, 4-4-4, müfredat, imam hatip tartışmaları falan diye bayağı bir kafa karıştırıldı en sonunda ise istenilen eğitim sistemine kavuşuldu. Dindar ve kindar bir nesil yetişmeliydi.

Kürtlere en fazla haklarını biz vereceğiz dediler. 2007'ye kadar Erdoğan, gittiği her yerde "Kürt sorunu benim sorunumdur" dedi. Bölgedeki bütün Kürt milletvekillerini aldı meclise götürdü. Bunlarla birlikte bölgede iyice yerleşti.

Bölgedeki bütün kurumlar yeşillendi. Sonra, önce 2009 büyük KCK operasyonları ile bütün Kürt büyüklerini cezaevlerine dolduruldu. Ardından ise yeni yeni karanlık gruplar örgütlendi.

 

Yaşanan çatışmalı süreçte ne kadar muhalif varsa herkes nasibini aldı.

 

Kendisine muhalif olamayanlar da olabildiğince güçlendi. MÜSİAD başta olmak üzere yeşil sermaye olarak ifade edilen ekonomik grup çıraklıktan ustalığa yükseldi. "gerekirse benim esnafım, polistir, askerdir" sözleri asla boşuna ve düşünülmeden söylenmiş sözler değildi.

Toplumun her zerresine müdahil olan bir yapı ile karşı karşıyayız. Bu yapının üzerinde üniforma da yok.

Şimdi 1 Kasım seçimlerini bir kez daha değerlendirelim. Halk gerçekten cahil mi? Bu kadar baskı, şiddet ve katliamlara rağmen neden AKP'ye oy verdi? Çünkü Türkiye'nin batısında olan halk, doğusunda olan halkın çektiklerinden haberdar değil. Bunun için çok iyi örgütlenmiş bir medya ağı var.

 

Onun yaşadığı hiçbir zulüm batıda görünmüyor.

 

Hiç kimse kabul etmese de Türkiye'de hem ekonomik, hem etnik müthiş bir kopuş var. Bir yıl önce de yazmıştım. Değil 2023, 2050 yılına kadar da bu kadro ve bu zihniyet olduğu sürece AKP iktidardan düşmez. Bazen yalpalayabilir ama bu yalpalamanın faturası da yine kendisini silkeleyen halktan çok ağır çıkar.

Şu anda Türkiye'de, Anayasa, Yargıtay, YÖK, Emniyet Teşkilatı, TSK, Ekonomi, Medya, Eğitim, Muhtarlıklar, bunların hangisi bağımsız?

Bu sistem kurulurken aman kadınlar ölmesin, çocuklar ölmesin, bir televizyon kapanmasın, medya özgür olsun, YÖK bağımsız olsun diye asla düşünülmedi ve düşünülmez de...

Yağan yağmurda aynı şemsiyenin altında beraber yürüdükleri bütün dostlarını parelel bir tokat ile geride bıraktılar.

Şimdi, herkes aynı şeyi söylüyor, "yaw arkadaş bu kadar bu insanları sevmeyen varken kim verdi bunlara bu oyları peki?"

İşte yukarıda bahsettiğim devletin bütün ideolojik ve baskı aygıtlarını kontrolü altına alan ve bu alanları çok iyi güncelleyen, besleyen bir yapı var.

Türkiye'nin en büyük işçi, memur konfederasyonlarının menfaatleri için yanında durduğu. Toplumun genelinde değil ama beli bir kesiminde ekonomik olarak çok cömert davranan bir yapının değişmesi zordur. Hele Kürtler açısından çok daha zordur.

 

Çünkü Kürtler devlet yapısını bilmiyorlar. Hiç bilmedikleri bir alanda söz sahibi olmak da Donkişot'luktan başka bir şey değildir. Her şeyden önce ne istediklerini bilmeleri gerekiyor.

 

Türkiye'nin mevcut kapitalist devlet sistemine kanalize mi olacaklar? Hayır, devlet olsun ama biz de kendimizi az bir şey yönetelim mi diyecekler? Yoksa hayır biz de bağımsız bir devlet olacağız ve kendimizi yöneteceğiz mi diyecekler?

 

5 yıldır 4 parçadan bir araya gelip Kürt Ulusal Kongresi'ni toplayamayan bir zihniyet nasıl olacak da çok yabancı oldukları bir devlet yapısını yönetecekler bunu da hepimizin şapkasını önüne koyup bir düşünmesi lazım! Onun için seçim sonuçlarına çok şaşırmadım. Özellikle çok kızan ve "bu nedir yaw kundaktaki bebek bile öldürülürken insanlar nasıl gider AKP'ye oy verir.

 

Bu bir stokholm sendromudur, celladına aşık olma halidir" falan diyen sevgili arkadaşlarım, istediği kadar Cizre, Sur, Yüksekova yansın, çocuklar ölsün, Türkiye'nin batısında gündem farklıdır.

 

23 milyon oy AKP aldı, diğer sistem partileri ile birlikte 40 milyondan fazla oy aldılar. Onlar da HDP'ye oy veren 5 milyon seçmen için aynı şeyi düşünüyor biliyor musunuz?

 

Bu bir teşhis yazısıdır. Hepinizin aynı şeyi sorduğunu biliyorum peki çözüm nedir? Hepimizin canını çok acıtacak çözüm yazısını da birkaç gün içinde yazacağım..

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi