türkçe porno anadolu yakası escort

KÜRDİSTAN'İ ÇÖZÜM!


Bu makale 2015-11-10 10:04:05 eklenmiş ve 2811 kez görüntülenmiştir.
Bekir Güneş bekirogunes065@gmail.com

 

 

Geçen hafta 1 Kasım seçim sonuçlarına ilişkin yazmıştım. Birçok teşhiste bulunmuştum ve bu hafta ise çözümü yazacağımı söylemiştim. ‘Çözüm ne’ diye birçok kişi sabırsızlıkla benden bu yazıyı bekliyor bunu biliyorum.

 

Aksakalı bir dede gelecek. Kesin!

 

Gecenin en zifiri karanlığında elinde sihirli bir değnek olacak. "Evlatlarım, yeter, edi bese artık birbirinizi öldürmenize izin vermiyorum. Sizler kardeşsiniz, hepiniz aptalsınız, ne istiyorsunuz bir birbirinizden mal herifler" diyecek ve sorunu çözüp sonra da soba bacasından çıkıp gitmeye çalışacak. Çalışacak, çünkü o sırada biz sobayı yakacağız ve aksakalı dedenin önce sakalları sonra da kendisi yanacak ve çözüm de buzdolabından çıkıp soba bacasında yanarak sona erecek.

 

Şaka yaw; hemen inanmayın çözüm bu kadar zor değil! 

 

Türkiye geneli bir çözüm önerisinden ziyade çok iyi bildiğim Kürdistan bölgesi için  nacizane bir çözüm önerisinde bulunacağım. Geçtiğimiz hafta biz Kürtlerin kafasının biraz karışık olduğunu söylemiştim. Kürtler son 30 yıldır birçok sistemi tartıştı.

 

Bazılarından vazgeçti, bazılarında ise çok kararsız kaldı. Şimdi geldiğimiz noktada Irak Kürdistan Bölgesi bağımsızlığı tartışırken, Suriye'nin Kuzeyi'nde Kantonlar üzerinde bir yapıyı ve Türkiye Kürdistan'ında ise Demokratik Özerkliği tartışıyor. İran'ın durumu daha özgün olduğu için belki başka bir yazıda daha detaylı değinirim ancak, şimdi özelikle Türkiye Kürdistan'ı üzerinde durmak istiyorum. Irak ve Suriye'de merkezi yönetimlerin durumlarından kaynaklı olarak Kürtler daha görünür yapılara kavuştular. Türkiye de ise Kürtler çok heterojen bir yapıya sahip. Bağımsızlık isteyen Kürtler var, Konfederalist bir sistem içerisinde demokratik Özerkliği savunanlar var ve mevcut Türkiye'nin üniter yapısı ile çok barışık, bir takım reformist iyileştirmelerle halinden memnun Kürtler var.

 

Eskiden Türkiye'de sosyalistlere Moskova yolu gösterilirdi, Türkiye Kürdistan'ında ise bağımsızlıkçı Kürtler'e Erbil yolu gösteriliyor. Halinden memnun Kürtler'e ise Ankara'nın yolu daha sıcak duruyor. Benim en çok üzerinde durduğum ise biraz kafası karışık olsa da 3. yolu seçen Kürtler'dir. PKK hareketinin öncülük ettiği ve demokratik konfederalizm çerçevesi içerisinde demokratik cumhuriyet ve demokratik özerklik projesi, Türkiye Kürtlerinin şuanda en çok talep ettiği proje olarak duruyor.

 

Demokratik Özerklik ve Özyönetim, Kürtlerin devletin merkezi yapısından kopmadan siyasi, ekonomik, kültürel ve birçok alanda kendilerini yönetmeleri olarak kısaca tanımlanabilir. Kürtlerin kendilerini yönetmek istemesi en haklı ve olması gerekendir.

 

PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çok iyi bir şekilde yol haritasını hazırladığı bu proje başarılı bazı ayaklarla birlikte neden gözle görülür çok başarılı bir şekilde hayata geçirilemiyor?

 

1- Kürtler, yeterince okumuyor, çok ezberci ve sloganlarla bu projeye yaklaşıyor.

 

2- Bu projeyi hayata geçirecek iyi kadrolar yetiştirilemediği için yönetimsel zafiyetler yaşanıyor.

 

3- Demokratik Özerkliğin uygulama alanı çok geniş olduğu için alana hakimiyet sınırlı oluyor.

 

4- Yeterince özümsenmeyen teorilerin pratiğe geçilmeye çalışılması yetersizliğe neden oluyor.

 

Bu 4 seçeneğin yanında belki de en önemli nedenlerden biri ise 80 yıldır tekçi bir şekilde yönetilen devletin böyle bir yapıya izin vermemesidir. Bunun için binlerce gözaltı, tutuklama ve katliamların yaşandığını da unutmamak gerekir. Ancak bütün dünya devrim hareketleri devletlerin bu defansif yapısını bilerek özyönetimsel taleplerde bulunmuşlardır.

 

80 yıldır sömürülen bir halkın kendisini yönetmek istemesine 80 yıldır sömüren bir devletin "hayırlı olsun" demesini hiç kimse beklemesin ki bu şekilde de olmadı. Şimdi devlet seçeneğini ve onun bütün asimilasyon ile şiddet aygıtlarını kabul ederek çözüm nasıl olabilir gözlemlediğim kadarıyla anlatmaya çalışayım. Kürtler her ne kadar Türkiye'nin birçok yerine dağılmış olsa da, Demokratik Özerkliğin uygulama alanı Kürdistan coğrafyası olmalıdır.

 

Karadeniz veya Ege Bölgesi için Demokratik Özerkliği savunmanın çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Örneğin İspanya'da Katalanlar, kalkıp Madrid veya İspanya'nın başka bir bölgesi için siyasal bir sistemi savunmuyorlar. İspanya'nın birçok bölgesinde Katalanlar yaşamasına rağmen daha çok Barcelona şehrinin bulunduğu ve Katalanların yoğunlukla yaşadığı bölgede bile referandum yapıyor, bağımsızlık istiyor musunuz diye…

 

Dünyanın diğer sömürgeleştirilmiş ve devrimci bir mücadele sonucu başarıya ulaşmış bütün halkları için bu geçerlidir. Özyönetimlerin en önemli özelliği talebin aşağıdan yukarıya doğru gelmesidir. Kürdistan'da da bu durumun biraz daha pratize edilmesi gerekir. Bu projeyi hayata geçirecek olan kadrolar çok iyi okumalı ve kendilerini yetiştirmelidir.

 

Teorinin halkların özgün durumları ile özdeşleşmesi gerekir. Bunun için de coğrafyayı, halkların özgün durumlarını çok iyi bilen profesyonel kadrolarına bir çalışma alanı oluşturulmalıdır. 2005 yılında PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından ilan edilen Demokratik Özerkliğin defalarca bir kez daha ilan edilmesinin bir anlamı olduğunu çok düşünmüyorum. İlan etmekten ziyade özyönetimlerin alt yapısının oluşturulması, hayata geçirilmesinin ve inşa sürecinin profesyonel bir şekilde tümevarım yöntemiyle yapılması daha sağlıklı olur. 

 

Yerel yönetimler ve belediyeler, demokratik özerkliğin hayata geçirilmesi için çok elverişli alanlardır. Kürdistan'daki neredeyse bütün belediyelerin demokratik özerkliği savunan DBP'nin elinde olması bu inşa süreci için çok büyük bir avantajdır.

 

10 yıldan fazladır birçok belediye bu ideolojiye sahip kadrolar tarafından yönetiliyor. Bu doğrultuda ne kadar başarılı olunduğuyla ilgili çok iyi bir muhasebe yapılmalıdır. Yerinden yönetim ve özyönetim, demokratik özerkliğin en önemli ayaklarıdır.

 

Valilerin halk tarafından seçilmesi talebi de bu yaklaşımın bir ayağıdır. Temel amaç hangi coğrafyada bulunursa bulunsun, oradaki halkın kendi özgün durumları ile birlikte kendilerini yönetmesidir. Çok haklı ve yerinde bir taleptir.

 

Dersim'in on yıllarca devlete karşı durmasının ve isyanlarının temel amacı da kendilerinden olmayan birilerinin kendilerini yönetmek istemesinden kaynaklıdır. Devlet sistemi büyük katliamlar ve asimilasyonlarla belki biraz Dersim'i izole etmeyi başardı ancak, şimdi bile Dersim'in belediye başkanları, milletvekilleri, yani Dersim'in kendi seçtiği herkes Dersim'lidir, Alevi'dir, Dersim'in kültüründen çıkmadır.

 

Doğru da yanlış da olsa Dersim kendini yönetebilme kararını veriyor. Bu Kürdistan'ın diğer kentleri için de geçerli olmalıdır. Bir Dersim'li Van'ı, Hakkari'li Muş'u, Erzurum'lu Diyarbakır'ı, ya da Kars'ın Kağızman İlçesi'nden gelip Van'ın Tuşba İlçesi'ni yönetmemelidir.

 

Devletin atadığı valilik sistemini biraz değiştirip bir kişiyi hiç tanımadığı bilmediği bir coğrafya'da halkı özgün bir şekilde yönetmesini beklememek gerekir. Muhtarlıklar bunun çok sağlıklı bir örneğidir.

 

Siz hiç A köyünde yaşayan birinin gelip B köyünde muhtar olarak seçildiğini gördünüz mü? Olmaz çünkü her köy kendi içinden birinin kendisini yönetmesini ister onun için de dışarıdan birisini asla kabul etmez. Dersim, hangi ideoloji olursa olsun dışarıdan Sünni mezhebine sahip birisinin kendisini yönetmesine haklı olarak asla kabul etmez.

 

Sağlıklı bir öz yönetim isteniyorsa bu bütün Kürdistan coğrafyası için geçerli olmalıdır. Erdoğan'ın bu kadar muhtarları toplamasının sebebi de budur. Toplumun çekirdeğine inmek istiyor. Toplumun çekirdeğinden yola çıkarak toplum anlaşılabilir.

 

Her bölgenin, her kentin, her ilçenin, her mahalle ve köyün özgün yapısı vardır. Bu yapı ile çok oynamamak gerekir. Aksi taktirde genetiği bozulmuş bir toplumda AKP gibi siyasal yapıların ortaya çıkmasına da çok şaşırmamak gerekir.

 

Benim gördüğüm kadarıyla "Seni Başkan Yaptırmayacağız" söylemi değil de "Ankara'nın nasıl yönetilmek istenmesinden ziyade biz Kürdistan'da kendimizi nasıl yöneteceğiz, bunun inşasını nasıl yapacağız?" Paradigmasının daha faydalı olacağı kanaatindeyim. Son derece sağlıklı, demokratik, toplumsal cinsiyet eşitliğinin olduğu demokratik bir özyönetimin hayata geçtiği bir Kürdistan inşa edildiğinde ve bu yapı, ekonomik, sosyal, kültürel, inançsal olarak çok başarılı olduğunda eminim Türkiye'nin batısı da örnek alacaktır.

 

Böyle olunca da zaten bizim Diyarbakır'dan Van'dan kalkıp Ankara'ya gidip "Seni Başkan Yaptırmayacağız" demeyeceğiz. Karadeniz, Ege, Marmara, İç Anadolu halkı diyeceki, "Kardeşim bak yüz yıldır birlikte ezildiğimiz Kürt kardeşlerimiz ne güzel kendilerini yönetiyorlar ve bizim gibi ezilmiyorlar, sömürülmüyorlar, o halde sen de boşver başkanlığı biz de bu modeli hayata geçirelim" diyecektir. Örneğin Eş başkanlık sistemini Kürtler pratikte hayatta geçirdi. Eksiklikleri olsa da Türkiye'de birçok siyasal sistem de bu yapıyı örnek aldı.

 

Ankara'nın ceylan derisi koltukları değil, ekolojik devrimin hayata geçirilmesi ile birlikte Kürdistan'ın yem yeşil, son derece verimli, tüketimden ziyade üretimin olduğu dağları, ovaları, yaylaları cazibe merkezleri olacaktır.

 

Karın tokluğu için devlet kurumlarında bütün onurunu bir tarafa bırakarak sıraya girenler kendi üretimleri ile başı dik yaşayabilecektir.

 

 

Aslında söyleyecek çok şey var ama daha uzun yazdığımda sıkılıp okumadığınızı biliyorum. Demokratik Özerkliğin tek tek ayakları nasıl hayata geçirilebilir onu da başka bir yazıda anlatmaya çalışayım...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi