türkçe porno anadolu yakası escort

DİSFONİ (SES KISIKLIĞI-5)


Bu makale 2016-09-20 17:04:14 eklenmiş ve 1556 kez görüntülenmiştir.
Uz.Dr.ALİ AYDIN (Çocuk Nörolojisi)

 

C. ENFEKSİYÖZ/İNFLAMATUVAR (YANGISAL) NEDENLER

 

Akut larenjit: Genel olarak toplumda görülen ses kısıklığının en sık sebebi akut larenjittir.

Çoğunlukla viral ÜSYE’ ye bağlı gelişir. Rinit ve sinüzitle beraber seyredebilir. Enfeksiyon dışında travmatik olabilir. Özellikle vokal abuse (sesin yanlış kullanımı) veya vokal overuse (sesin aşırı kullanımı) sonucu ortaya çıkabilir. Ayrıca sigara dumanı ve toksik gazların inhalasyonuda neden olabilir. Vokal kordlarda ödem ve hiperemi(kızarıklık) vardır. Mukoza üzerinde koyulaşmış sekresyonlar izlenir. Tedavide ses istirahati, buhar, bol sıvı alımı, sigara içmeme ve enfeksiyon orijinli ise antibiyotik önerilir. İnflamasyon birkaç gün içerisinde düzelir. 2 hafta içinde düzelmeyen olgularda başka bir neden araştırılmalıdır.

 

Kronik Larenjit: Larinkste uzun süre devam eden inflamatuvar hadisedir. Genellikle sık tekrarlayan akut larenjit sonrası veya larinksin kronik olarak sigara ve alkol gibi irritasyonlarla karşılaşması, aşırı toz ve irritan dumanlara maruz kalması sonucu gelişir. Kronik sinüzit ve kronik bronşitte enfekte materyalin devamlı larinksi irrite etmesi veya sesin aşırı ve yanlış kullanımı veya laringoözefajial reflü sonucunda da gelişebilir. Ses değişikliği ve öksürük en sık bulgudur. Vokal kordlarda hiperemi(kızarıklık), ödem veya hipertrofi(kalınlaşma) görülür. Zararlı ajanlar (sigara, alkol, kuru kirli hava) elimine edilmeli, kronik hastalıklar tedavi edilmeli, buhar verilmeli, ses istirahati ve gerekirse antibiyotik başlanmalıdır. Reflü larenjit varsa mide asidini nötralize edici anti-reflü ilaçlar kullanılır. Larenjit kronik vokal suistimale(kötüye kullanmaya) bağlı ise ses terapisi yapılmalıdır.

 

Reflü Larenjit: Mide asidinin yemek borusu ve boğaza gelmesi (gastroözefagial reflü) ve mide asidinin larinkse gelmesi (laringoözefagial reflü) bu bölgelerde tahrişe neden olur. Mide ile yemek borusu ve yemek borusu ile boğaz arasındaki kapakçıklarda oluşacak sorunlar mide içindeki asitli sıvının geriye kaçmasına neden olur. Bu geriye kaçış her insanda olabilir, ancak çok sık veya uzun süreli olduğunda şikayetlere yol açar. Eğer mide asidi, aside karşı direnç özelliği olmayan tam tersine aside karşı oldukça hassas olduğunu bildiğimiz boğaz ve ses tellerinin olduğu bölgeye kadar ulaşırsa kimyasal tahriş yoluyla ses telinde doku hasarına yol açarak ses kalitesinde bozulmaya neden olur. Sesteki bozukluk, ses kısıklığı, seste çatallanma, sabahları kötü ve kalın bir sesle uyanıp gün içerisinde sesin daha iyi olması gibi şikayetlerle kendini gösterir. Öncelikle bu kişilere kapak mekanizmasını olumsuz etkileyerek reflüyü artırdığını bilinen yiyecek ve içeceklerden mümkün olduğunca uzak durması veya azaltması gerektiği önerilmelidir. Bu önlemler yanında mide asit salgılanmasını azaltıcı ilaçlarda kullanılır. Fizik muayenede hiperemi(kızarıklık) ve interaritenoid bölgede pakidermi(epitel hücre hiperplazisi) göze çarpar. Tedavi uzun süreli bir tedavidir. Kişinin yeme ve yaşam alışkanlıklarını değiştirme hızına bağlı olarak değişir ama genelde 3-6 ay kadar sürer. Cerrahi tedavi çok az olguda gerekir.

 

Kronik atrofik larenjit (larinjitis sicca): Nadir görülür. Mukoza ve mukozal glandların(bezler) atrofisiyle karakterizedir. En sık RT(radyoterapi) gören hastalarda görülür. Sjögren sendromu ve atrofik rinitle beraber olabilir. Larinkste koyulaşmış mukus epitele yapışır, hatta krutlar oluşur, interaritenoid bölgede sıktır. Öksürük ve disfoni gelişir. Fizik muayanede mukoza kuru, pürüzlü, krutlu olabilir. Tedavide bol hidrasyon ve nemli ortam önerilir. Mukolitik verilebilir.

 

D. DEJENERATİF (DOKUNUN VERİMİNİ AZALTAN DEĞİŞİM) BOZUKLUKLAR

 

Presbifoni (Presbilarinks): İleri yaşlarda larinksin yaşlanmasına bağlı olarak gelişen, kısık, zayıf, hava kaçaklı ve kısa fonasyon (ses çıkarılması) süresi belirtileri ile karakterize değişikliklerdir. Yaşlı hastalarda ses kısıklığının en önemli sebeblerinden biridir. Ülkemizde olduğugibi yaşlı populasyonu artan ülkelerde, sıklığı çok daha arttığı için günümüzde daha belirginbir problem olarak göze çarpmaktadır. Yaşlanma ile beraber ses tellerindeki bu doku kaybı her iki cinste de meydana gelse de, erkeklerde daha sık yakınma sebebi olmaktadır. Kolaylıkla yorulan, gün içinde daha da bozulan, nefesli ve zayıf veya boğuk bir sese sahiptirler. Boğaz temizleyememekten ve gürültülü ortamda seslerinin duyulmamasından şikayet ederler. Fizik muayenede atrofiye bağlı olarak ses telleri arasında iğ şeklinde açıklık görülür (bowing, kavislenme). Ayrıca ses analizi yapıldığında temel frekansta, frekans ve amplitüt analizlerinde değişimler görülür. Çoğunlukla kişiler, sesteki bu durumu yaşlılığa bağlı olağan bir hadise kabul ederek sesine yönelik bir tedaviyi düşünmez.

 

 

Presbifoninin rehabilitasyonunda temel tedavi ses terapisidir. Ancak terapiye rağmen yeterli cevap alınamayan bazı hastalarda ve tek başına ses terapisine cevap vermesi güç olan geniş glottik açıklık ve şiddetli kavislenmesi olan vakalarda; enjeksiyon laringoplasti ile ogmentasyon(doku takviyesi) veya medializasyon tiroplasti (tip 1 tiroplasti:glottik açıklığın daraltılması) gibi cerrahi seçenekler tedavide düşünülebilir. Bununla beraber glottik yetmezliği düzeltmeye yönelik yeni tedavi seçenekleri araştırılmaktadır.

 

Sulkus vokalis: Ses teli mukozası altındaki lamina propria tabakasında meydana gelen dejenerasyon (eksilme, incelme) nedeniyle gelişen glottik yetersizlik sonucunda ortaya çıkar. Ses tellerinin orta tabakasında çöküntüler gözlenir. En önemli yakınma disfonidir. Dejenerasyonun şiddetine göre ses etkilenir. Ton değişiklikleri (kısık, zayıf, boğuk, nefesli, diplofonik(çatallı ses)), vokal yorgunluk (konuşurken yorulma), larengeal kaslarda artmış gerginlik ve afoni(ses çkaramama) epizotları gözlenir. Patoloji her iki ses telinde olabilir. Stroboskopik inceleme(ışık ile ses tellerinin titreşimleri yavaşlatılmış şekilde inceleme); sulkus vokalis tanısını koymada günümüzde en ideal yöntemdir. Aksi halde sıklıkla gözden kaçan bir patolojidir. Hafif olgularda ses terapisi yeterli olabilir, ancak onun dışında cerrahi müdahale (eksizyon(kesme), enjeksiyon yöntemleri) gerektiren bir bozukluktur. Cerrahi sonrasında ses terapisi ile desteklemek gerekir.

 

E. LARİNKSİ TUTAN SİSTEMİK HASTALIKLAR

 

Nörolojik hastalıklar: Sinir sisteminde motor nöron (Guillain-Barre sendromu, Amyotrofik lateral skleroz, serebellar(beyincik) sistem (serebellar dizartri(konuşma güçlüğü)), ekstrapiramidal sistem (Parkinson, koreye neden olan hastalıklar) gibi santral ve periferik kısımda görülen bazı hastalıklar ve bu sinirlerin innerve ettiği kasların birtakım hastalıkları (Myopatiler, Miyastenia gravis), ses ve konuşma bozukluklarına neden olur. Bu hastaların birçoğunda algı problemleri de olduğundan dizartrinin farkına varmazlar. Ses tellerinde az kullanımdan dolayı kavislenmeye (bowing) bağlı kapanma kusuru oluşabilir. Hastanın kooperasyonu veya hastalığın şiddetine göre terapi, enjeksiyon laringoplasti(Gırtlak felcinde solunum yolunu rahatlatmak için dikiş uygulanması) veya medializasyon tiroplasti(glottik açıklığın kapatılması) tedavi seçenekleri arasında düşünülebilir.

 

Larinksi tutan sistemik hastalıklar: En önemlisi romatoid artrittir. Bu hastaların %25'inde krikoaritenoid eklem tutulabilir. Vokal kord paralizilerini romatoid artrit eklem ankilozundan ayırmak gerekir. Mikrolaringoskopi ile eklem hareket ettirilir, hareketsiz ise ankilozdur.(oynar eklemlerin hareket yeteneğinin tamamını ya da bir kısmını kaybetmesidir)

 

Endokrin hastalıklar: Hipotiroidide vokal kordlarda(ses tellerinde) ödem nedeniyle ses kısıklığı ve  yorgunluğu olur. Büyüme hormonu artışına bağlı gelişen akromegali hastalığında kordlarda kalınlaşma ve seste kabalaşma olur. Steroid kullanan bayanlarda seste kalınlaşma görülür. Ayrıca fizyolojik olarak menstruasyon dönemlerinde ve gebelikte seste geçici değişiklikler oluşur.

 

**Akromegali: Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön lobundan (adenohipofiz) çok fazla miktarda büyüme hormonu (growth hormone, GH) salgılanması nedeniyle oluşan hastalıktır. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse gigantizm adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, kemiklerdeki büyüme plaklarının kapanması nedeni ile sadece el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.

 

Larinksin granülomatöz hastalıkları: Tüberküloz (tbc), sarkoidoz ve sifiliz gibi granülomatöz hastalıklar larinkste görülebilir. Sarkoidoz ve sifiliz en sık supraglottiste (özellikle epiglotta yerleşir. Larinks tüberkülozu ise akciğer tbc’lu hastaların %10'unda gelişebilir. En sık interaritenoid bölge, aritenoidler ve ses tellerinin arkasını tutar. Ses kısıklığı ve öksürük vardır. Tedavi, anti tüberküloz ilaçlarla yapılır.

 

F. TÜMÖRAL NEDENLER (BENİGN VE MALİGN KİTLELER)

 

Papillom: Çocuklarda daha çok dispneye(solunum zorluğuna) yol açarken; erişkinlerde ses kısıklığına neden olurlar.

 

Maligniteler: En sık larinks karsinomları(kanserleri) neden olur. Ses kısıklığı çoğunlukla ilk bulgudur(özellikle glottik kanserde). Supraglottik(glottis üzeri) ve infraglottik(glottis altı) kanserde ses kısıklığı daha geç çıkar. Komşu yapıların kanserleride ses kısıklığı yapabilir, ama genelde obstrüksiyon(darlık) ön plandadır.

 

G. TRAVMATİK NEDENLER

 

Travmatik nedenler; mekanik, kimyasal, termal ve iyatrojenik (cerrahi girişimlere bağlı) olarak incelenebilir.

 

Mekanik travmalar; künt boyun travmaları, ateşli silahla yaralanmalar ve delici-kesici aletlerle olan boyun travmalarına bağlı larinks yaralanmaları şeklinde görülebilir. Bu travmaların yarıya yakınında (yüzde  43) neden trafik kazalarıdır. İkinci sırada (yüzde  37) ateşli silah yaralanmaları yer alır. Travmanın şiddetine bağlı olarak yaralanmalar; hafif bir ödemden (konküzyon), larinks iskeletini oluşturan kıkırdaklarda fraktüre, hatta larengotrakeal (krikotrakeal) separasyona (ayrılmaya)kadar değişen geniş bir spektrumda yer alır.

 

Supraglottik, glottik ve subglottik düzeyde değişik derecelerde olan bu etkilenmeler disfoniye veya afoniye neden olur. Vokal kordların etkilendiği glottik etkilenmelerde ses bozukluğuna daha sık rastlanır. Travma anamnezi yanında inspeksiyonda(bakarak) görülen ödem(şişlik), hematom(kan birikimi), fraktür(kırık), yanık, çıkık veya kesi izleri gibi doku hasarları, larengeal yaralanmaya bağlı gelişen solunum, ses ve yutma bozukluklarında dikkat edilmesi gereken bulgulardır. Fizik muayene ile solunum sıkıntısına, ağrılı yutmaya, yutma güçlüğüne, seste değişikliğe, boyunda ağrı, hareket kısıtlılığı ve kanamaya neden olan odaklar tespit edilmelidir.

 

Larengeal travma nedeniyle başvuran hastalarda tedavi yaklaşımı konservatif(risk oluşturmayan) veya cerrahidir.

 

Konservatif yöntem, minimal ödem(şişlik), hematom(kan birikimi) veya laserasyonların(kesik) olduğu fraktürün olmadığı hafif vakalarda gerekir. Bu olgular en az 24 saat gözlemlenmelidir. Bu süreçte larinks ödemini azaltmak için sistemik steroid tedavisi verilmelidir. Sonrasında nemlendirilmiş hava, yatak ve ses istirahati yanında mukozada laserasyon(kesik) olan olgularda ek olarak proton pompası inhibitörü ve antibiyotik tedavisi verilerek taburcu edilir.

 

Sebebi ne olursa olsun larengeal travmalı hastaya yaklaşımda ilk hedef güvenli hava yolu sağlamak olmalıdır. Bu nedenle acil cerrahi gereken larengeal travmalı hastalarda sıklıkla trakeotomi gerekmektedir. Daha sonra kanama odaklarının kontrolü ve hematomun boşaltılması sağlanır. Travmaya bağlı patolojiler kontrol altına alınana kadar hastalar, hastanede gözlem altında tutulmalıdır. Bu süreçte mutlaka geniş spektrumlu antibiyotikler başlanmalıdır. Ayrıca steroid tedavisi ve diğer semptomatik destek tedavileri gerekebilir. Hasta stabil hale geldikten sonra, travmaya bağlı hasarlanmanın boyutu endoskopik ve radyolojik yöntemler aracılığıyla netleştirilmeli ondan sonra konuşma bozukluğuna yönelik müdahalelere geçilmelidir. Bu müdahaleler, endoskopik veya açık cerrahi olmak üzere iki şekilde yapılabilir. Bu yöntemlerle larengeal yapının fonksiyonel ve yapısal bütünlüğünün yeniden şekillendirilmesi, organik ses bozukluğu yapan patolojinin giderilmesi ve eğer varsa yutma güçlüğü yapan etkenlerin onarımı amaçlanır.

 

Kimyasal yanıklar; alkali, amonyak ve sodyum hipoklorür gibi kostik maddelerin yanlışlıkla ya da intihar amaçlı içilmesine veya kimyasal gazların inhalasyonu bağlı olarak görülür. Sıcak sıvı ve katıların alınması ya da sıcak gazların inhalasyonuyla da termal hasar ortaya çıkabilir. İyatrojenik(cerrahi) travmalar grubuna giren ses bozuklukları, cerrahi girişimlere bağlı bir komplikasyon( hastanın ya da doktorun elinde olmadan gelişen, istenmeyen olumsuz gelişmeler) olarak ortaya çıkmaktadır. Polip, papillom gibi lezyonların eksizyonu(bir dokunun kesip çıkarılması) veya larengeal çatı cerrahisi gibi ses tellerine yönelik ameliyatlar sırasında ses telleri hasar görebilir ve ses bozukluğu gelişebilir.

 

Cerrahi sırasında solunumu desteklemek için uygulanan endotrakeal entübasyon travma nedeni olabilir. Özellikle endotrakeal tüpün olması gerekenden daha büyük olduğu hastalarda ve havayolunun dar olduğu durumlarda risk artar. Entübasyon sırasında aritenoid kıkırdağın disloke(kayması) olması veya aşırı şişirilmiş endotrakeal tüp kafının rekürren sinirin periferik ön dallarına basısı nedeniyle vokal kord paralizisi gelişebilir ve travmanın şiddetine bağlı olarak geçici veya kalıcı ses bozuklukları görülebilir.

 

Uzun süreli entübasyon(solunum aletine bağlı kalma); travmatik irritasyon(tahriş), ödem(şişlik), bası etkisi, enflamasyon(yangı) ve iskemi(kansız kalma)nedeniyle sıklıkla vokal kordların ve aritenoid kıkırdakların etkilendiği ses bozukluğuna yol açan başka bir iyatrojenik(cerrahi girişime bağlı) travma nedenidir. Çok büyük çaplı entübasyon(soluk tüpü), tüp ucunun irritasyonu(tahriş) veya kaf basıncına(entübasyon tüpüne birleşik balonun çok şişmesi) bağlı olarak; ülserasyon(deri ve mukoza yüzeyinden doku kaybı sonucu ortaya çıkan lezyon), granülom( yangıda oluşan, mononükleer hücreler, epiteloid hücreler, dev hücreleri ve bağ doku hücrelerinden oluşan, tümör benzeri şişkinlik), skar(yara izi), krikoaritenoid sublüksasyon(gevşeme), ankiloz(oynar eklemin hareket yeteneğini kaybetmesi), vokal kord paralizisi(ses teli felci) ve subglottik(glottis altı) stenoz(darlık) oluşabilir.

 

Larinks malignitelerinin tedavisine veya solunum yolunu açmaya yönelik parsiyel larenjektomi, trakeotomi gibi girişimler sonrasında da ses bozuklukları gelişmektedir. Bu durumlarda ortaya çıkan ses bozukluğu bir komplikasyon(istenmeyen olumsuz gelişme) değil, girişimin doğal bir sonucudur. Baş-boyun kanserlerinin tedavisi için uygulanan radyoterapiye bağlı travmalarda bu gruba dahil edilebilir.

 

Unilateral(tek taraflı) ses teli felci sıklıkla iatrojenik(cerrahi girişime bağlı) travmalar sonrası oluşur. En sık tiroid cerrahisi olmak üzere, özofagus, kalp, akciğer cerrahileri, endolarengeal tüp ile entübasyon(soluk tüpünün hastanın büyük hava yoluna takılması), boyun disseksiyonu(kesisi), mediastinoskopi(göğüs boşluğunun ışıklı aletle incelenmesi) gibi nedenler buna yol açabilir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA