antalya escort
türkçe porno anadolu yakası escort

MEDYA VE KAMUOYU İLİŞKİSİ


Bu makale 2017-04-27 16:29:02 eklenmiş ve 2133 kez görüntülenmiştir.
Şahin İLBOĞA ilboga.sahin@hotmail.com

 

Bu yazımda medya ve komuoyu ilişkisini detaylı bir şekilde irdeleyeceğimden, bölümler halinde yazımızı yayımlayacaz. toplam beş bölümden oluşan yazımıda sırasıya; 1. Medyanın Birey ve Toplum Üzerindeki Etkisi, 2. Medyanın Kültür Üretimi, 3. Medya ve Popüler Kültür, 4. Medyanın Küreselleşmedeki Yeri, 5. Medya ve Manipülasyon konu başlıkları altında  makalemizi yayımlamayı düşünüyruz.

 

Bu çalışmada genel olarak literatür taraması yapılarak niteliksel inceleme yapılmıştır. Medyanın ve kamuoyu arasındaki ilişki irdelenmiştir. Bu kapsamda araştırma; medyanın birey ve toplum üzerindeki etkisi, medyanın kültür üretimi, medya ve popüler kültür, medyanın küreselleşmedeki yeri, medya ve manipülasyon başlıkları altında ele alınmıştır. Araştırma sonuçları kapsamında medyanın asıl işlevi olan kamu hizmetinden uzaklaştığı kanaatine varılmıştır. Birey ve toplumun, medya aracılığıyla pasif, sürüklenen, tüketen ve kamuoyu olmaktan çıkartılarak,  kamuoyunu kitleleştiren, Egemen sistemin çıkar ilişkileri kapsamında şekillendirmeye çalışıldığı görülmüştür.  Bu makalede medyanın sosyal ve ideolojik işlevleri eleştirel bir bakış açısıyla sunulmaktadır.

 

Bilinen tanımıyla medya, kamuoyuna bilgi ve haber aktarmakla, onu "bilgilendirmek" ve "haberdar etmekle" yükümlüdür.

 

Bir de medyanın bir yan işlevi var ki bu asıl üzerinde durduğu yönüdür. İstese de istemese de, haber ve bilgi aktarırken kamuoyunu "biçimlendirmesidir".

 

Genellikle medyaya yöneltilen eleştiriler, kamuoyunu tarafsız olarak bilgilendirmek ve haberdar etmek yerine, onu bilinçli olarak yönlendirdiği, kasıtlı bir şekilde biçimlendirdiğidir. Yazımın ilerleyen bölümlerde bu konuyu daha iyi irdelemeye çalışacağım

 

Medyanın Birey ve Toplum Üzerindeki Etkisi
  

   H. Marcuase kötümser bir biçimde medyayı karşı konulmaz bir güç olarak sunar. İletişim araçları, eğlence ve enformasyon endüstrilerinin çıktıları yardımıyla tanımlanmış tutumlar ve alışkanlıklarla tüketicileri üreticilere ve genel anlamda sistemin kendisine bağlayacak kesin düşünsel ve duygusal reaksiyonlar üretir.
  

  Marcuase’a göre; medya kendileri yardımıyla dünya hakkında düşündüğümüz terim ve kavramları tanımlar. Medyanın ve kültür endüstrilerinin burjuva bireyciliğini ve işçi sınıfının devrimci potansiyelini yok eden ideolojik bir işlevi vardır. (Herbert Marcuase(1977) Tek Boyutlu İnsan) Birey olma, neyin, nasıl, ne zaman ve nerede yapabileceğimizi hiçbir etki altında kalmadan kendi irademizle yapabilmektir. Bunu yapamıyorsak birey olma hakkımız elimizden alınmış demektir. Burada en büyük etki medyanın kurumsallaşmasıdır. Medyanın kurumsallaşması egemen ideolojinin tahakkümü altında haber, program vb. birçok yayın ve programı yapmasını beraberinde getirmiştir. Medya aracılığıyla ne hakkında ve nasıl düşünmemiz gerektiği bizlere öğretilmektedir. Bununla da yetinilmeyerek boş zamanlarımızı dahi nasıl geçirmemiz gerektiği bizlere telkin edilmektedir.


 

   Gramsci ‘ ye göre rıza; egemen sınıfın kendi dünya görüşünün ve düşünme biçiminin toplumun üyelerine kabul ettirilmesidir. Okul, kilise (din), medya gibi kurumlar insanların düşüncelerini ürettiği ve yeniden ürettiği kurumlardır. Bu kurumlar aracılığıyla egemen sınıf kendi düşünce biçimini ve dünya görüşünü topluma yayar. İnsanlar herhangi bir toplumsal sorunla karşı karşıya geldiklerinde kendilerine öğretildiği gibi yani egemen sınıfın bakış açısı ile olayları değerlendirirler. Bu bakış açısı onlara doğal ve sağduyu olarak görülür. Olayları sınıfsal çıkarlarla ilişkilendiren kişiler ise sapkın kişiler olarak değerlendirirler. Çünkü bu insanlar sağduyu ile düşünmemektedirler. Sağduyu olayları herkesin bildiği gibi tanımlar. Bugün de medya aynı yöntemi kullanır. Böylece sağduyu insanların temel kabullerine aykırı düşen alternatif yaklaşımları vatandaşın gündeminden uzaklaştırır. Sağduyunun temel kabulleri ile insanlar belli tarz düşünceleri ve düşünme biçimlerini kabul ederek bu değerlerin, inançların ve toplumsal ilişkilerin taşıyıcısı ve yeniden üreticisi durumuna gelirler. Ayrıca sağduyu insanlara doğal görünür çünkü doğal olan doğa ile ilgili olandır. Yani kültürün dışında kalandır ve insanın denetleyemediği kısımdır. Doğal olan toplumsal olarak inşa edilen değil sürekli var olandır. Böylece toplumsal yapılar ve toplumsal ilişkiler doğal olarak tanımlandıktan sonra insanların bunları sorgulamasına ve değiştirmeye çalışmasına gerek kalmaz. Böylece bazı insanların zengin bazı insanların yoksul olması doğal gözükür. Çünkü doğada zaten eşitlik yoktur.


    

Gramsci’ nin hegemonya kavramı (ve kuramı) medyaya uygulandığında görülür ki medya, okuyuculara /izleyicilere/dinleyicilere egemen sınıfın değerlerini aktaran bir araçtır. Medya genel olarak egemen yapıya ve egemen değerlere karşı olan ve bunları tehlikeye atan her türlü olaya karşıdır. Bunlar içerisinde işçi sınıfına ve onun ideolojisine yakın olma ihtimali bulunan sendikalar ve bunların egemen düzen için bir tehdit oluşturan eylemlerine yani grevler, toplumsal düzeni tehdit eden protestoculara ve gösteri yürüyüşleri yapanlara, Marxizme, solculara, çevrecilere ve farklı cinsel kimliklere karşıdır. Bunun yanında kapitalist üretim ilişkileri doğal düzen kabul edilir. Kapitalist girişim, kâr ve yöneticilerin her türlü girişimi ve uygulamaları sağduyu ve toplumun çıkarı olarak sunulur(Gramsci  ‘’ Hegemonya ‘’ (Crehan 2002). Medyada haber değeri olacak olan olaylar ve olgular her zaman egemen sınıfın bakış açısı ile sunulur. Bireycilik yüceltilir. Yoksullukta ve başarısızlıkta kişiler suçlanır. Kusur bireylerde aranır. Kitle iletişim araçları egemen değerleri kabul eder ve sağduyuya uygun olarak yani herkesin bildiği bir dünya tasarımı sunar. Sonuç olarak medya egemen değerleri aktararak hegemonyayı yeniden üretir.
    

Egemen ideoloji, eğitim sistemi, dinsel örgütler, sendikalar ve medya gibi kurumlar ve bu kurumların sürekli olarak propaganda aracılığı ile topluma aktardıkları değerlerden ve fikirlerden oluşur. İnsanlara bir şey olmanın ne anlama geldiği bu kurumlar tarafından öğretilir ve öğretilen o rolün gereği olan bir takım davranışlar o bireylerden ve toplumlardan beklenir. Egemen ideoloji bu toplumlarda sömürü ilişkilerini gizler. Toplumsal hayata ilişkin olarak sahip olunan tüm düşünce ve davranışları toplumsal yapı tarafından belirlendiğini düşünür. Feodal toplumlarda devletin en önemli ideolojik aygıtı kiliseydi. Bugün ise eğitim kurumları ve medya en önemli ideolojik aygıtlarına dönüştürülmüştür. Bu iki kurumun eksik kaldığı alanlarda ise devletin zor olgusu olan polis-asker ve mahkemeler devreye girerek bu eksikliği gidermeye çalışır. Karşısındaki güç, güçlü bir örgütlü yapıya sahip değilse amaç başarıyla gerçekleşir. Eğitim kurumunda ki ideoloji ise daha da derinleştirilmiştir. Eğitim’i 5 yaşına kadar indirmiştirler(Okul Öncesi Eğitim). Çocukların daha iyi eğitim ve öğretim almaları için yapıldığını düşünmek bu durumu salt mahsumaneyi bir durum olarak algılamak bizi pollyannacı bir bakış açısına götürür. Halbuki bu durumun ana nedeni bireyi daha erken yaşta egemen sisteme entegre edilmesidir.

 

Metinlerin açık uçlu olması her bireyin farklı yorumlamasına olanak sağlar. Bu da bir çok farklı görüş ve yaşam biçimine sahip bireylerin kendilerini o metinde bulmasını sağlamaktadır. Böylece kamu denetimi sağlanmış olmaktadır. Çünkü bireyler kendilerini metnin bir parçası sayarak dışlanmış duygusundan arınır.

Medyanın, birey ve toplum üzerindeki etkilerini şu başlıklar altında toplayabiliriz.

·         Bireyi ve toplumu değiştirme ve dönüştürme

·         Küçük ölçekli değişikler yapma

·         Bireyin ve toplumun, tutum ve davranışlarını güçlendirme ve zayıflatma

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA