antalya escort
türkçe porno anadolu yakası escort

ORTADOĞU FAY HATTI…


Bu makale 2017-05-21 20:33:06 eklenmiş ve 3913 kez görüntülenmiştir.
Bayram YAŞLI bayramyasli@gmail.com

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı ikili görüşmeye ilişkin uzun bir süreden beri sürdürülen organizasyon nihayet gerçekleşti. Beyaz Saray’daki görüşme öncesi, başta Dışişleri Bakanı Mevlüt  Çavuşoğlu olmak üzere, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar,  MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile İbrahim Kalın’ın, haftalar öncesinden ABD’ de karargâh kurmaları ve lobi faaliyetleri yürütmeleri, bu görüşmenin ne denli önemli olduğunun göstergesidir.

 

Anılan süreçte, ABD’li meslektaşlarıyla ikili görüşmeler yapan Türk heyeti, başta FETÖ lideri Fetullah Gülen’in iadesi olmak üzere, Suriye ve bölgeye ilişkin birçok konu üzerinde görüş alışverişinde bulunduğuna dair basına yansıyan konu başlıkları arasında ilk sırayı aldığı görülüyor. Kulislerden yansıyan bilgilerde, Erdoğan-Trump görüşmesinin beklenenden daha kısa geçtiği yönünde. Ancak, iki liderin gündemindeki ana başlıklara bakıldığında, elbette birçok konu var. Ama bunlardaki öncelik sırasının Suriye olduğu kesin. Suriye’ de birden çok devlet ve devlet dışı güçlerin sahada cirit atması nedeniyle, hangi güç olursa olsun, neyi nerede, ne zaman, ne yapacağını kestirmek çok zor.

 

Görülen taraflar Rusya ile ABD ağırlıklı söz sahibiymiş gibi görülmesine rağmen, birden çok Avrupa ülkesinin de gözü kulağı hep bu bölgede.  Bu nedenle, görüşmede masaya yatırılan Suriye meselesi hakkında dikkatli davranılması, yapılacak açıklamalara titizlik gösterilmesi zorunluluk arz ediyor. Buna uyulduğu da gözlemlenmekte. Her iki taraf da, kısa açıklamalar dışında pek konuştukları söylenemez.

 

Ancak, Türk heyetinin ABD’de görüşmeler yürüttüğü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beyaz Saray giriş yaptığı sırada, Trump’un Özel Temsilcisi BrettMcGurk başkanlığındaki bir heyet de, Musul ve Erbil’ deki temaslarının ardından,  Suriye’de Rojava’nın Kobani Kantonunda, temaslarda bulunması dikkat çekiyordu. Bu temasların planlı olup olmadığı tartışılması gereken konulardan birini teşkil ediyor.

 

Bu eksende, Rojava konusunu irdelemekte yarar var. Peki, iki liderin görüşmesi arifesinde bu ziyaretin yapılması nasıl algılanmalı. Kanımca, ABD bürokrasisi Trump hangi şartlarda ne yapacağının önceden kestirememesi nedeniyle, her ihtimale karşılık ters bir durum ortaya çıkmasın diye böylesi bir tedbiri almışa benziyor.  Böylelikle, görüşmeler nasıl cereyan ederse etsin, ABD yönetiminin Kürtlere ve Suriye Demokratik Güçlerine desteğinin tam olduğunun garantisi verilmiş oldu. Ağır silah kararında herhangi bir değişiklik olmayacağı gibi, bunun tanksavarlar da dâhil edilerek süreceği yine Erdoğan-Trump görüşmesi öncesinde Pentagon’un ağzından ABD medyasına sızdırıldığı görülüyor. Yani ABD ve Koalisyonun  karar vericileri, QSG (Demokratik Suriye Güçleri) ile YPG’yi desteklemeye devam edeceklerini, bu yolla açıkça beyan etmiş oldular. Böylece meselenin askeri desteğin ötesine geçerek, siyasi bir boyut kazandığı görülüyor.

 

Aslında mesele ABD ve Türkiye ekseniyle kalmıyor. Sahada söz sahibi olan ve bölgede gücü her geçen gün artan Rusya ve İran gibi ülkeler var. Bunun yanı sıra, İsrail gizli servisi MOSSAD’ın da bölgede umulmadık düzeyde istihbarat faaliyetleri yürüttüğü gerçeği unutulmamalıdır. Özellikle IŞİD barbarlarının inine kadar giren ve elde edilen istihbaratı da ülkesine aktarmakta gecikmeyen MOSSAD ajanları, yeri geldiğinde çatışmaktan da geri kalmıyor. Bu da, İsrail’in bölgede ‘’Ben de Varım’’ demesi anlamına geliyor.

 

Bu tablo karşısında Türkiye yalnızlığa itilmiş bir pozisyonla karşı karşıya. Durum bu denli vahametini korumasına rağmen, irili ufaklı örgütlerle istihbarat ve saha hareketlerini yürütmek çok zor gibi görülüyor. Özellikle Eğit- Donat adı altında sahaya sürülen ÖSO denen örgütten de istediğini alamayan Türkiye, haliyle koalisyon güçlerinin sahadaki aktivitesine ihtiyaç duyması daha uzun süreceğe benziyor.

 

Ortadoğu denen cehennem kuyusu, her geçen gün bulanıklaşıyor. Özellikle 1. Paylaşım Savaşı’nın hemen akabinde, emperyalist ülkelerce çizilen ve yapay sınırlarla oluşturulan devletlerde,  fay hattı kırılganlığını şiddetli bir şekilde arttırıyor. Kırılan her fay hattının oluşturduğu artçı depremler de yeni yeni oluşumlara zemin hazırlar nitelikte.

 

Suriye’de durum daha birçok şeye gebe gibi gözüküyor. Yol daha uzun, ama görünen o ki, IŞİD barbarlarına karşı direnen, bölgede layık bir halk olan ve yıllar boyunca kimlikleri inkâr edilen Kürtler de, elde ettikleri kazanımları heba etmemek için mücadele ediyor.

Sevgiyle Kalın…

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları


Basın İlan Kurumu
Arşiv Arama
- -
Anket
Güneydoğu Ekspres
© Copyright 2013 Güneydogu Ekspres. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA