Maalesef ki yaşam ağır bir ihanete maruz kalmış ve değerli kılacak bir özelliği de kalmamış. En tehlikelisi ise, yalan ve aldatmaca üzerine inşa edilen yaşam biçimidir.

Herkesin iki gözü vardır, gözleri olmayanların da gönül gözü var. Fakat günümüz dünyasında gözlerin olmasından ziyade nasıl gördüğün önemlidir. Yani eğer ki bakarkörsen gördüğün herhangi bir nesne veya canlı senin için çok da bir anlam ifade etmez. Çünkü insan gördüğü şeyin hakikatini, maneviyatını, değeri ve anlam gücünü görmesi lazım…

Kapital saldırının altındaki insan yaşayan bir ölü gibi… Her gün beyin ve bedenine yediği saldırılardan kaynaklı iradesiz ve güçsüz durumda… Örneğin; hayvanlar genelde güdüsel davranırlar, insanlar ise daha çok duygusal ve analitik zekalarıyla hareket ederler. Fakat günümüz dünyasında insanlar davranış ve biçimleriyle hayvanlardan çok daha güdüsel davranıyorlar. Tamamen para, cinsellik ve yemek üzerine kurulmuş bir yaşam biçimi var.

Çünkü kapital sistem insanların zayıf yanlarını çok iyi biliyor ve çok güzel de kullanıyor. İnsanları hayvana çeviren kapital onu en temel 3 yaşam biçimi üzerinden terbiye ediyor. İnsanları kendi değerinden, güzelliklerinden, insanı duygularından ve ahlaktan yoksun bırakıyor.

Para yaşam içerisinde bir araç görevi görüyor. Giydiğin, yediğin ve içtiğin her şeyi para karşılığında alabiliyorsun. Fakat en ürkütücü yanı paranın artık bir tanrıya dönüşmesi… İnsanların para için yapamayacağı şey yok. İnsanlar şerefini, namusunu, haysiyetini ve onurunu paraya çok rahat bir şekilde teslim edebiliyorlar.

İnsanın en temel ihtiyaçlarından bir tanesi de yemektir. Yaşamda kalabilmek için yiyip içmek gerekiyor. Fakat milyonlarca insan yiyecek ekmek bile bulamazken, bir kısım insan da bulduğu şeyi bile beğenmiyor. Hatta yemek yeme alışkanlığı öyle bir hal almış ki kendisini sadece tatmin edeceği bir alana çevirmiş. Düşünsenize yirmi dört saat yemek yiyip ama yine de aç olan, kendi nefsini terbiye etmesini bilmeyen ve iradesiz olanların önüne bir aslan kursanız dakikalar içerisinde hiç nefes almadan hepsini yerler. Ki çağımızın en çok ilerleyen hastalığı olan obeziteden bile bu durumu görebiliriz.

Ve asıl toplumu çöküntüye uğratan da ahlaki yozlaşma. Toplumlar da artık ahlaktan çok ahlaksızlık ön planda. Giderek sapkınlaşan dünyada hemen her gün tecavüz olayları gündeme geliyor. Manevi çöküntü içerisindeki ahlaki değerlerin yitirildiği böyle bir toplumda sapkın cinsel ilişkilerin, fuhuşun, kumarın, uyuşturucu bağımlılığının ve her türlü ahlaksızlığın yaygınlaşması ise çok normal görünüyor.

Yapılan bütün bu yozlaşmalar bireyci kişilikler üzerinden geliştiriliyor. İnsan da önce bireyciliği yaratan kapitalizm onun paylaşımcı düşüncesini tamamen ortadan kaldırıyor ve her türlü ahlaksızlığa itiyor. Kendini hem her şeyin sahibi, hem de kölesi olarak gören insan yaşadığı bu paradoksla her gün biraz daha kendi değeri ve hakikatinden uzaklaştırılıyor. Duygu ve düşünceleri ölüleştirilen insan sadece iskelet ve güdüleriyle yaşıyor.

Ölüleşen ve nasıl diriltilmesi gereken insana ilişkin İncil’de çok güzel bir olay yer alıyor. Olay şöyle: Dört günlük ölü olan Lazarus’un cesedi bezlerle sarılmış olarak evde bulunmaktadır. Evde yas vardır. Hz. İsa yas evine uğrar. Ölünün annesi ve kardeşlerinin feryadı karşısında “Lazarus, ayağa kalk ve yürü” der. Lazarus ayağa kalkar ve yürür. Ölü yeniden can bulur.

Peki kapitalizmin öldürdüğü insan yeniden can bulur mu?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.