Tarih boyunca mimarı ve süsleme sanatı gelişim göstermiştir. Özellikle birbirine yakın coğrafyadaki ülkeler, birbirlerinin mimarisinden ve de süsleme sanatından etkilene gelmişlerdir. Kent kültürü ve yapısal sanat yazılarımda bu örnekleri paylaşıyorum. Bu yazımda da bu etkileşim örneklerinden söz edeceğim. 

XII. yüzyılın ilk yarısına kadar Anadolu Türk mimarisi kütle yalınlığı ile Ortaçağ yapısı karakterini korur. Yüksek taş duvarlardaki sadelik içe dönük bir mimariyi yansıtır. Bunun yanısıra kütlesel biçimlenişi ve bezeme programı ile taçkapı, giriş yeri olarak vurgulanır ve sadelik içerisinde çarpıcı bir nokta halinde değerlendirilir. XII. yy ikinci yarısında mimarinin dışa dönük bir özellik kazanması sonucu dış mimari ile ilgili bezeme programı çoğalır.

Anadolu Türk mimarisinde süslemenin yapıdaki yeri, tekniği ve malzemesi değişse de süslemenin ölçülü kullanılışı her dönemde ortak özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Mimari,  Mısır ya da İran’daki çağdaşlarıyla karşılaştırılınca eserlerdeki sadelik dikkat çekmektedir.

Özbekistan, Afganistan, ve İran’da hüküm süren Timurlu döneminde (1370-1510) süslemede öncelikli amaç, görsel etkidir.  Çini süslemede İlhanlı döneminde gelenek daha da zenginleşerek, anıtsal gelişimini sürdürmüştür. Çini, mimariyi süsleyen ana unsurdur. Çini mozaik ve renkli sır teknikleriyle oldukça girift düzenlemeler özellikle dini mimaride iç ve dışta abidevi nitelikte kullanılmıştır. Mukarnasın yanı sıra yazı, kalın çizgileriyle kasnak ve kubbe eteklerinde geniş kuşaklar oluşturmuştur.

14. yüzyılda Anadolu’nun bağımsız beylikler tarafından yönetilmesi ile birlikte mimari üslupta da bölünme ve değişik arayışlara gidildiği izlenmektedir. Beylikler dönemi eserlerinde çini ikinci planda kalmıştır. Mevcut örnekler Selçuklu geleneğini sınırlı şekilde sürdürmektedir.

 Osmanlı sanatının hazırlayıcısı olarak kabul edilen XIV. yüzyıl Anadolu Beylikleri döneminde mimari süsleme, zaman zaman Selçuklu geleneklerini sürdürürken, bazı yeniliklerle de Osmanlı sanatının başlangıcını teşkil etmektedir. Doğu Anadolu ve Karaman bölgesinin Selçuklu taş işçiliğinde, Batı Anadolu’da Selçuk İsa Bey, Milas Firûz Bey, Milet İlyas Bey camilerinin mermer şebekelerinde, iki renkli duvar işçiliğinde, profilli silmelerde, sık dişli mukarnaslar da adım adım Osmanlılaşan bir üslup dikkati çekmektedir.

Beylikler döneminde çeşitli bölgelerin farklı etki alanları içerisinde kalarak mimari ürünlerini ortaya çıkardıkları görülmektedir.

Doğu ve Kuzey Anadolu çevresi Selçuklu geleneğini sürdürürken, Azerbaycan-Kafkasya-İran etkilerine açıktır. Güneydoğu Anadolu ise Suriye-İran-Irak etki alanı içerisinde kalır. XIV. ve XV. yy.’larda Batı Anadolu Beylikleri taş süslemede yeni bir çığır açma eğilimindedir. Bu dönemde iki eğilim yan yana sürdürülür; bir taraftan Selçuklu’nun geleneksel düzeni yeni katkılarla devam ederken, diğer taraftan ileriye dönük, hareketli bir yapılanma dikkat çekmektedir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol