Üçüncü Dünya Savaşı yayılarak ve kapsamlı bir şekilde devam ediyor. Her geçen gün toplumların yaşamını altüst edecek gelişmeler yaşanıyor. Özellikle de Ortadoğu ekseninde büyüyen savaş önü alınamayacak bir şekilde yayılıyor. Suriye başta olmak üzere Irak, Libya, Yemen ve Pakistan gibi Ortadoğu ülkelerinde hegemon güçler olan ABD ve Rusya kendi çıkarları doğrultusunda sonuç elde etmek için savaşı yürütmeye devam ediyor.

Çözümü sağlamak için Cenevre, Soçi ve Astana gibi toplantılar yapıldı. Bu toplantılarda bazı sözleşmeler de imzalandı. Fakat görünen o ki bu toplantı ve sözleşmeler de çözümü sağlayamıyor. Bunun nedeni ise her güç kendi çıkarı doğrultusunda hareket ediyor. Kendi menfaatini düşünen güçler kriz ve kaostan ne kadar çıkar sağlayabilirliğinin peşinde. Hatta öyle bir hal aldı ki bölgeler birbirlerine pazarlanmakta ve leş kargaları gibi herkes kendi istediği parça üzerine üşüşmekte…

Böylesi yoğun, çıkar çatışmaları, iktidar ve paylaşım savaşları toplumların yaşamını çökertmiş ve derin psikolojik sorunlar yaratmış. Böyle bir krizin içinde halkların demokrasi ve özgürlük temelinde kendi kaderlerini tayin etme hakkı var. Halklar bu hegemon güçlerin katliamlarına karşı ya birlik olup zafere yürüyecek ya da karanlığa teslim olacak.

Bir söz var denir ki; “Mum yakmayanlar, ışığı söndürenler kadar suçludur” Eğer ki Suriye ve Ortadoğu’nun diğer ülkelerinde zalim rejimlere karşı oluşturulan ışık halkların birliğiyle büyütülmese tarih sadece zalimlerin zulmünü yazmaz, aynı zaman da halkların teslimiyetini de yazar. 

Zalim, ahlaksız, vicdansız ve namussuz sitemlere karşı insanların doğru bir duruşu olmalı. Ve bilinmeli ki korku insanı karanlığa sürükleyen bir duygudur. Aydınlık yarınlar için radikal duruşların olması lazım. Senin bedenini, beynini ve toprağını işgal eden rejim sistemlerine karşı doğruyu savunacak iradeye sahip olmalısın.

Biz Suriye’de IŞİD vahşetini gördük. Bu vahşet, kadın, çocuk ve her yaştan insanı kendi içine aldı. Bu tür vahşetlerin tekrar devam etmeyecek diye bir garantisi yok. İnsan yanı başında yaşanan bu vahşi acılara tanıklık ettikçe birey olarak kendi dünyamızda yaşadığımız küçük sıkıntıların ne kadar anlamsız olduğunu görüyoruz. Düşünsenize, milyonlarca insanlar Yemen’de orada burada aç, kadınlar tecavüze uğruyor, çocuklar annesiz babasız kalıyor, şehirler yerle bir oluyor ve yaşamlar altüst oluyor. Böyle bir dünyada sadece kendi bireysel çıkarlarını düşünüp yaşamak büyük bir bencilliktir. İnsan her zaman en kötüsüyle empati kurmalı ve kendi haline şükretmeli.

Dünya insanın sadece kendi penceresinden baktığı kadar küçük değil. Bütünü yakalamak çok önemli. Ve önemli olan rengi, dili ve kültürü senden olmayanla da bir olmaktır. Bireycilik insana hiç bir şey kazandırmaz. Tam tersi bu dünyada da öbür dünyada da sana kaybettirir. Hz. Muhammed’in bir sözü var, der ki; “Akıllı insan, nefsine hâkim olan ve ölümünün hazırlığını en iyi şekilde yapandır.” Yani sen aklın ve duygularınla yaşamı nasıl yorumlarsan bir sonraki adımı da öyle yaşarsın. İnsanlara ve evrendeki her şeye çirkin bakarsan, çirkini yaşarsın, güzel bakarsan güzeli yaşarsın. (Hz. Muhammed’in kast ettiği cennet ve cehennem gibi).   

Bu nedenle bireyi değil, toplumu, küçük dünyaları değil büyük dünyaları yaratmak lazım. Çünkü küçük şeyler insanları her zaman cüce yapar. O yüzden demokrasi, eşitlik ve özgürlük temelinde bütün halkların birlik olup kendi amacı etrafında kenetlenmesi lazım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.