Kadına karşı katliam ve şiddet ile mücadele günü olarak sembolleşen 25 Kasım Günü İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’nin hazırladığı, “İHD Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Kadına Yönelik Şiddet Raporu”nda son 6 yılda 374, son bir yılda ise 53 kadının öldürüldüğünü açıkladı.

Neredeyse bir kurban gibi her an katledilen kadınlar maalesef ki normalize edilmiş bir olay olarak görülüyor. Ve en ürkütücüsü de bu zaten. Bu katliam tablosunu normalize eden zihniyet toplumun ve kadınların geleceği için çok daha tehlikeli ve ürkütücü. Namusu kadın bedenine indirgeyen zihniyet, namus adına namussuzca kadınları katlediyor.  

Zulmün günah olduğu dinlerde bir bakıyorsun kadın, adına “kocası” denen bir erkek tarafından zulümce katlediliyor, “Cennet annelerin ayaklarının altıda” diyen bir topluma bakıyorsun kadına işkence uygulayıp adete cehennem ateşinde yakıyor,  adına şiirler yazılıp aşkın kutsallığından bahsedenler kadına, “ya benimsin yada kara toprağınsın” deyip onu vahşice öldürüp yaşamdan koparıyorlar.  

Kadını bir mülk, köle, hizmetçi, şeytan, cinsel obje olarak gören beyinler esasında namus, ahlak ve şereften yoksundurlar. Namus insanın bedeni değil,  beynidir. Kadına karşı hakareti, küfrü, şiddeti, taciz ve tecavüzü hak olarak görenlerin ne vicdan, ne ahlak, ne namus, ne din, ne de imanı var.

Evde, işte, okulda, sokakta yaşanan bütün olumsuzluğu kadına bağlayanlar bin yıllardır kadına dönük her türlü baskı ve şiddeti reva görüp, kadın katliamlarını meşrulaştırıyorlar.

Beş bin yıldır kadına karşı yapılan komploda, kadın bütün toplumsal alanlardan uzaklaştırıldı, ruhuna, duygularına, bedenine, düşüncelerine, emeğine, değerlerine, yaratımlarına el konuldu. Neolitik dönemde kadının gücünü elinden alan şamanlar onu bir köle gibi gördüler, Orta Çağ’da kadını dört duvar arasına hapis eden eril zihniyet,  kapitalist sistemde  ise ona karşı şiddeti, baskıyı, sömürüyü, katliam ve ahlaksızlığı hak görüp yaşamı kirlettiler.

Bizle için en kötüsü de yaşadığımız coğrafyada binlerce kadının namus cinayetlerine kurban gitmesi ve bunun hesabının sorulmamasıdır. Toplumun düzeni için siyaset yapan politikacılar toplumun kanayan yarası olan, şiddet, taciz, tecavüz ve katliamların durması için ciddi bir çalışma yürütmüyorlar. Bu durumu çözmek yerine cinsiyetçi politikalarla bu duruma daha çok zemin oluşturuyorlar. Ve zaman geçtikçe yaşadığımız coğrafyada eril zihniyetin daha çok hakim olmasından kaynaklı bu durum önü alınamayacak aşamaya geliyor.

Eğer ki biz toprağımız, insanımız ve ülkemize aşıksak o zaman gerçek aşkı yaşayacağız, yani insanlık onurunu koruyacağız. Kadına yaşatılacak acılarla hiçbir zaman, özgür, ahlaklı, demokratik, dürüst ve inançlı bir toplum olamayız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol