Etiyle toprağı, saçlarıyla rüzgarı, gözyaşlarıyla denizi hatırlatır Adem oğlu…

Yaratılış hikayesini biliriz, topraktan var olan Adem oğlu sonra da her tarafa yayılan bir beşer olur. Atalarımız da der ya; toprak insanın aslıdır, atasıdır, ana yurdudur, güzelliktir her şeyin başlangıcıdır.

Bereket fışkırtır, kalbin ve vicdanın olduğu hakikat yeridir toprak. Orkideler, laleler, papatyalar, güller, başaklar da tıpkı insanın balçıkla sıvanıp anne rahminden ortaya çıktığı gibi fidandan bedene dönüşür. Zaten toprağın ortaya çıkardığı ürünler bereketinin büyüklüğünü, maneviyatının derinliğini gösterir.

Tıpkı aşk gibi tutkuyla bağlıyız her karış toprağa. Yağmur ve toprağın aşkından harmanlanan balçık kokusuyla ondan geldiğimizi hissederiz. Toprak bize kimlik verir. Çünkü insanın bedeni, sesi, kültürü ve kişiliği üzerinde yaşadığı toprağa göre şekillenir. Kimimiz dağlar gibi asi olurken, kimimiz de ovalar gibi sessiz, göller gibi durgun, denizler gibi dalgalı oluruz.

Fakat zamanla toprakla aramıza mesafeler girdi. Ve bizi ayıran da beton duvarlar oldu. Ördükleri beton yapılarla oksijen alanımızı öldürdüler, bizi nefessiz ve kimliksiz bıraktılar. Düşünsenize topraktan geldiğimizi bile unuttuk.  Duygu, vicdan ve merhametimizi yitirip sadece tüketen birer oburlara dönüştük. Ekmeği, suyu ve birbirimizi tüketmeye doymadık.

Yaşam yaşanmıyor ve üzerimize ölü toprak atılmış. Modern dünyanın uyuşturucuları bizi toprağın verdiği yaşamdan alıkoyuyor. İş hayatı, hız, rekabet, teknolojik aletleri ve tüketim kültürü bizi uyuşturuyor.

Ama biz toprakla aheng içinde olursak, işte o zaman ‘Xwebûn’ (Kürtçede kendin olmak demek) oluruz. Boşuna dememişler bir şeyi ancak kaybettiğin yerde bulursun, bizler de kendimizi kaybettiğimiz yerde arayıp bulacağız. Mevlana’da diyor ya; Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki sen cansın. Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin. Yani NE ARIYORSAN SEN O’SUN.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol