OZAN BALCI VE DİYARBAKIR GERÇEĞİ

17:07:38 | 2018-10-29
Taner ÖZBAY
Taner ÖZBAY       tanerozbay@mynet.com

 

20 Ağustos 2017 tarihinde Kayapınar Kaymakamı olarak atandı. Önceki Kaymakam/kayyumun ardından konuşulanların gölgesinde göreve başladı. İcraatlarıyla fark yaratıp, sürekli gündemde kaldı.

Diyarbakır Yerel Medya Derneği yönetim kurulu olarak ziyarete gittiğimizde tanıştım kendisiyle. Son derece samimi, fazlasıyla enerjik, beyni ve gönlü dolu, o doluluğa dayalı olarak sürekli bir şeyler anlatan, yaptıklarını ve yapacaklarını peşi sıra anlatma çabası içinde olan, Diyarbakır tabiriyle de “şehir çocuğu” havası veren, son derece içten biriydi Ozan bey.

Bir sohbetimizde kendisine aktardığım, “makamsız adam yahut adamsız makam” sözüm pek bir ilgisini çekmiş, üzerinde azıcık tartışmıştık. Son derece yetenekli, girişken bir insan, eğer uygun bir makamda değilse fark yaratması çok zordur tezini savunmuştum. Ozan bey de buna karşı çıkarak, bireyin her fırsatta fark yaratmasının mümkün olduğunu anlatmaya çalışmıştı. Ben de kendisine, Kayapınar gibi bütçesi olan bir belediye ile personel maaşlarını dahi ödemekte zorlanan bir belediyenin aynı olmadığını, öyle bir belediyeye kayyum atanmış olsaydı bu kadar proje üretip adından söz ettiremeyeceğini anlatmaya çalışmıştım. Sonuç olarak Ozan bey, başına geçtiği makama değer katacak nitelikte insanlardan biriydi. Ve bunu başardı, bir Kaymakamın en büyük hayali olan Valilik makamını elde etti. Kendisini yürekten tebrik ediyorum.

Bir yandan Ozan beyin Vali olmasına, Tokat’a atanmasına sevinirken, diğer yandan Diyarbakır'ın halini düşündüm, Ahmet Kaya misali “sıkıldım, dertlendim”, sosyal medyada içimi döktüm. Yabancıyı başının üstünde gezdiren, iyi yerlere gitmesine vesile olan Diyarbakır'ın, kendi evlatlarını yemesini düşündüm.

İlk kez Batman Valisi olarak görev yapan, ardından Diyarbakır'a atanan, Türkiye'nin en genç ve mülkiyeli olmayan tek Valisi Efkan Ala, söylemleriyle sürekli gündemde olmuş, fark yaratmış, bir bürokratın atanabileceği en yüksek yere, Başbakanlık müsteşarlığına atanmış, bürokratların bürokratı olmuştu.

Efkan Ala’dan sonra Diyarbakır Valiliğine Siirt Valisi Hüseyin Avni Mutlu atandı. Mutlu da rutinin dışına çıkan, fark yaratan bir isimdi. Nitekim Türkiye’de Vali olmak istenecek en büyük, en gözde yere, İstanbul'a Vali olarak atanmıştı.

Mutlu’nun yerine gelen Çorum Valisi Mustafa Toprak son derece hareketli ve konuşkan bir profile sahipti. Fark yaratacak bir yönü olduğunu düşünmüyorum fakat Diyarbakır onu öne çıkartmış, Türkiye’de keyifle Valilik yapılabilecek en güzel yere, İzmir'e Vali olarak atanmıştı. 

Toprak'ın, İzmir'e atandığı kararnamede İzmir Valisi Mustafa Cahit Kıraç da Diyarbakır’a atanmıştı. Fakat Kıraç atamaya direnmiş, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün telefon açıp aracı olmasıyla Diyarbakır’a gelmeyi kabul ettiği iddia edilmişti. Kıraç’ın İzmir’den Diyarbakır’a atamaya karşı çıkması, direnmesi, Diyarbakır Valiliği süresinin kısa olması gibi bir sonuç doğurmuş, 1 yıl sonra merkeze alınmıştı. Zaten istemeyerek, zorlamayla geldiği Diyarbakır’da, beyefendi kişiliğinin ötesinde bir iz bırakamadı.

 

Kıraç’tan sonra Diyarbakır Valiliğine atanan Hüseyin Aksoy ise oldukça zor bir dönemde, Sur ilçesinde hendek-barikat olaylarının gölgesinde görev yaptı. Basına pek yansımasa da, Sur olaylarında sergilediği performansla, insancıl yönünün güçlü olmasıyla adından söz ettirdi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum olarak atanmayı kibarca reddettiği iddia edildi. Bu özelliğinden dolayı olsa gerek Aksoy’un adı kararnamede ses getirecek bir yerde çıkmadı, fakat Kocaeli gibi son derece önemli bir yere Vali olarak atandı. 

Sadece Valiler değil, Diyarbakır’da görev yapan emniyet müdürlerinden, askeri erkandan, kurum  müdürlerinden de aktarılacak çok sayıda örnek var. Durum aynı: Diyarbakır’da görev yapanlar ekseriyetle daha iyi yerlere gidiyor. Eskilerin ifadesiyle Diyarbakır bir zıplama tahtasıdır..!

Kayapınar Kaymakamı iken Tokat Valiliğine atanan Ozan Balcı’nın başarısı karşısında keyiflenirken, aslında bir Diyarbakır gerçeğine de içten içe üzüldüm. Son 15 yılın Valilerini, nereden gelip nereye gittiklerini anlattım size. Peki bu 15 yılda Diyarbakır kendi içinden kimleri çıkardı? Siyasetten spora, medyadan bürokrasiye, kaç tane marka isim çıkardı? Ya da öne çıkan, potansiyeli olan, gelecek vaat eden kaç kişiyi engelledi, popüler olduğuna pişman etti? Belki de soruyu şöyle sormak lazım: Diyarbakır bu süre içinde kaç evladını yedi?

Dedim ya, Ahmet Kaya misali “sıkıldım, dertlendim”,  sosyal medyada içimi döktüm, aynen şu cümleleri yazdım: “Yabancılar gelir, görev yapar, rutinin dışına çıkan nerdeyse her yabancı yükselerek bu kentten ayrılır, daha iyi bir makama ve yere atanır, ömrünü bu kente adayan, her anı rutin dışı olan evdekiler ise yerinde sayar, yabancıyı başının üstünde gezdiren kardeşleri onun yükselmesinden hazzetmez, hasbelkader yükselmişse yaka paça alaşağı etmek için yırtınır, yabancının yükselmesine büyük bir yalakalıkla sevinir, kardeşinin başarı öyküsü karşısında hasetinden adeta çatlar, küçümser, karalar, bin bir türlü kulp takar, “bahan yoh içine p*h” deyip bozmak için elinden geleni yapar, bozmaktan müthiş bir keyif duyar, hasutluğuyla da gurur duyar..! Tanıdık geldi mi size bu şehir?”

Hoş bu saydıklarıma sadece Diyarbakır’da rastlanmıyor, her yerde bu tür sıkıntılar var ama, bir ağabeyimin yorumladığı şekliyle “çekememezliğin ve kıskançlığın başkenti bu yerlerdir: Dikranagred, Amida, Karaamid, Diyarbekir, Diyarbakır”

Soyal medyadaki paylaşımın sonunda yer alan “Tanıdık geldi mi size bu şehir?” soruma çarpıcı yanıt veren bir başka ağabeyim ise “Bediuzzaman "üç hastalığımız var; cehalet, fakirlik, haset..." demişti 103 sene önce. Bu halk tanıdık geldiyse emin olun bu şehir de tanıdık gelecektir.” Demişti...

“Tanıdık geldi mi size bu şehir?” sorusuna ilk cevabı veren bir dostumun nefis yorumuyla bitireceğim: “Bu şehir Diyarbekir’dir, aynen yazdığın gibidir”

-- Adversting 6 --

 




ETİKET :  

Tümü