Seyyahların gözünde Diyarbakır ve Kürtler

X. yüzyıldan itibaren Diyarbakır'a gelen seyyahlar, sonraki dönemde ağırlıklı olarak XVI, XVIII ve XIX. yüzyıl başlarında bu gezilerine ağırlık vermişlerdir.

16:07:43 | 2018-09-14
-- Adversting 5 --

Ahmet Sümbül

Diyarbakır, tarihin her döneminde bölgedeki önemli medeniyetlerin ekonomik, bilimsel ve sanatsal faaliyetlerinin merkezi olmuştur. Aynı zamanda Doğu ile Batı arasında seyahat edenlerin geçiş noktası olduğu için Batı'dan gelip Doğu'ya gitmek isteyen yabancı seyyahlar, bu coğrafyaya hayran kalarak burayı sadece geçiş yolu olarak değil, araştırdıkları bir  bölge olarak ele alıp bu gezilerinin hepsini yazıya dökmüşlerdir. X. yüzyıldan itibaren Diyarbakır'a gelen seyyahlar, sonraki dönemde ağırlıklı olarak XVI, XVIII ve XIX. yüzyıl başlarında bu gezilerine ağırlık vermişlerdir.

XV. yüzyılda o dönem Akkoyunluların yönetiminde olan Diyarbakır'ı gezen İtalyan diplomat ve seyyah JosaphatBarbaro, İran'a giderken bir süre dinlenmek için Diyarbakır'da konaklar. Ancak buranın etkisinde kalan seyyah, programını değiştirerek uzun bir süre Diyarbakır'da kalır. Seyyah Barbaro, hayran kaldığı Diyarbakır halkı ve kent yaşamı hakkında uzun  bir yazı yazarken, Kürtler hakkında da o tarihte önemli bilgiler verir.

Diyarbakır Avrupa kentleriyle boş ölçüşürdü

1524-1535 yılları arasında Diyarbakır, Urfa, Halep ve Tebriz'i gezen Portekizli diplomak ve seyah Antorio Tenreiro da, geçtiği şehirler hakkında yazdığı kitapta bilgiler verirken, özellikle Diyarbakır'a aşık olur. Ve bunu yazılarında da dile getirir.

Seyyah Tenreiro, hayran kaldığı Diyarbakır surları ve burçları hakkında çok ayrıntılı bilgiler aktarırken, Sur içinde farklı dinlere mensup olan halkların nasıl barış içinde bir arada yaşadıklarını, halkın geçim kaynaklarını, Dicle Nehri ve Hevselbahçelerinin bereketinden bahseder. Aynı şekilde Diyarbakır'ın o tarihteki mimarisi hakkında bilgiler sunan Tenreiro, şehir imarının o tarihte birçok Avrupa kentleriyle boy ölçüşebilecek kadar düzenli ve temiz olduğunu kaydeder.

Yörede yaşayan halkın kıyafetlerine ve uğraştıkları iş kollarına kadar ayrıntılı bilgiler sunan Tenreiro, eserinde aynı şekilde gezdiği diğer kentleri de yazar.

Bağcılık o dönemde çok revaçtaydı

Diyarbakır ve bölgeyi XVI. yüzyılda gezen Pıolonyalı seyyah Simeon, özellikle burada yaşayan halkın ekonomik ve kültürel  yapılarına dikkat çeker. Diyarbakır çevresinde bağcılığın o tarihte bile çok revaçta olduğunu kaydeden Simeon, bölgede Kürtler ile Ermeniler arasındaki ilişkilerin ne kadar barışçıl olduğuna tanıklık eder ve bunları yazar.

Yine aynı tarihlerde Mezopotamya bölgesine gezi yapan İtalyan PietroDella Vella adlı seyyah da, gezdikleri yerlere ilişkin izlenimlerini yazıya döker. Yazılarında Kürtlerin misafirperverliğinden övgüyle bahseden Vella, halkın cömert ve medeni  olduğunu yazar.

Kırsal alanlarda bölgede halkın yazın yaylalara çıkarak çadırlarda yaşadığını kaydeden Vella, "Fakat bir bölümü şehirlerde yaşar. Yaşadıkları bölgelere en yakın yöneticilere bağlıdırlar. Bu yöneticileri de kendi  hakimiyet sahalarının uzaklığına göre Türk  ve  İran yönetimlerine bağlıdır. Oturdukları yapılar Tür  ve İranlılarınkine benzer fakat daha büyüktür.   Kadınları şehirlerde serbestçe yaşarlar, örtüsüz, peçesizdiler. Türk veya İran devletlerinden hangisine bağlıysa mezhepleri de ona göre değişir ve hepsi Muhammed’in dinindendir" diye belirtir. Seyyah Vella, Mezopotamya'nın kuzeyinin tamamen Kürt beyleri tarafından yönetildiğini yazar.

'Buraları gezmek bir zevktir'

Fransız seyyahlardan Jean-BaptisteTavernier de aynı dönemde bölgeye yaptığı geziden bahsederken, Kürtlerin sert ve başına buyruk olduklarını belirtir.

Mezopotamya bölgesini gezmenin bir zevk olduğunu yazısında belirten Tavernier, şunları yazar: "Yolların sarp ve güçlüğüne rağmen  her  taraf  meşe,  ceviz  ve  başka  türden  ağaçlarla  kaplıdır.  Kürtler  genellikle  sert yaradılışlı insanlardır, Müslümandırlar, aralarında az sayıda mollalar ve onları eğiten kanun adamları  vardır.  Siyah  tazıyı  kutsal  sayarlar,  hurafelere  çok ve  gülünç  derecede inançları vardır."

'İpek işçiliği ileri seviyedeydi

Tavernier, o tarihte Diyarbakır'da yapılan ipek işçiliğinin ileri seviyede olduğunu, bunun yanı sıra Diyarbakır'da üretilen bazı malların yurt içinde ve yurt dışında aranılan niteliklerde olduğunu kaydeder ve Diyarbakır'ın o dönemde üretim ve bilgi teknolojisinde batılı bir çok kentten ileri seviyede olduğunu belirtir. BaptisteTavernier,  Diyarbakır, Bitlis, Van ve Cizre'ye yaptığı gezilerden sonra gözlem ve anılarını "LesSixVoyages de La Haye, 1718" adıyla yayınlar.

1815'te Diyarbakır'ın nüfusu

1815 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden ünlü seyyah James Silk Buckingham, kentin nüfusunun 50 bin civarında olduğunu yazar. XIX.yüzyılın başında şehre gelen Fransız seyyah AdrienDupré de o tarihte Diyarbakır nüfusunu 50 bin olarak verir.

AdrienDupré, Diyarbakır ikliminin sağlıklı olmadığını, sıtma ve Halep Çıbanı’nın bölgede yaygın hastalıklar olduğunu belirtir.

'Diyarbakır bütün kervanların geçiş yeridir'

Fransız seyyah AdrienDupré: “Diyarbakır bütün kervanların geçiş yeridir, burada her türlü ürün bulunmaktadır. Burada çeşit çeşit pamuklu bezler üretilir. Bu mallar Halep’e, Karadeniz kıyılarına ve Kırım’a gönderilir. Diyarbakır’da üretilen kırmızımarokenler kalite bakımından Levant’ın ürünlerinin en iyisidir. Ergani bakırı da orada rafine edilir” diye yazar. Dupré ayrıca,   Diyarbakır’ın büyük bir pelit deposuna sahip olduğunu da vurgular.

Diyarbakır Çarşıları

1619 yılında Diyarbakır’a gelen ünlü seyyah Polonyalı Simeon, gezisine ilişkin yazdığı makalede Diyarbakır'ın çarşılarını öve öve bitiremez. Simeon, Bursa'daki Gelincik ve Edirne'deki Ali Paşa hanları gibi Diyarbakır'ın çarşılarında usta kuyumcular,  zernişancılar, bıçakçılar, papuççular, çizmeciler ve diğer zanaat erbabının çalıştığını yazar.

Fransız seyyah P. Avril ise 1654 ve 1686 yıllarında kente gelmiş ve ticaretin oldukça gelişmiş olduğunu gözlemlemiştir. Avril’e göre, kentte ipek endüstrisi oldukça ileridir. Kırmızı pamuklu bez ve ince deri işçiliği önemli ticaret ürünüdür. Avril, ticaretin Musul ve Bağdat’a karayoluyla ayrıca Dicle nehrinde keleklerle yapıldığını yazar.

1660 yılında Diyarbakır'a kente gelen seyyah M. Poullet anlatımlarında çarşı ve pazarlarla ilgili şunlara değinir: “Diyarbakır’ın çarşı ve pazarı o kadar büyük ve o kadar güzeldir ki; Anadolu’da eşinerastlanmaz. İran’dan, Moğolistan’dan, Polonya ve  Moskova’dan buraya kadar gelip kendimemleketlerine ipek, pamuk ve fevkalade güzel çeşitli deri mamulleri götüren tacirlerin sayısı çok kabarıktır.”

Buckingham'ın izlenimleri

1815 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden ünlü seyyah James Silk Buckingham, Diyarbakır şehrinde üretilen başlıca ürünleri ipek 

ve pamuklu kumaşlar, ki bunların aynen Şam’da üretilenlere benzediğini, basmalı muslin, şal ve mendiller, tamamıyla boyalı maroken deriler, el işi demir işçiliği, altın ve gümüş telle işlenmiş ve muslin kaplamalı yasemin dalından yapılma nargileler bulunduğunu kaydetmiştir. Kumaş dokumasında 1500’den az olmayacak şekilde ilmek kullanıldığını yazar.

500 pamuk dokuma tezgahı

Buckingham, o tarihte Hasan Paşa Hanı'nda pamuk dokuma tezgahlarının bulunduğunu, kentte bu sayının 500 kadar olduğunu, aynı şekilde 300 deri kösele imalatçısı, kunduracı saraç ve bu alandaki tüketim malzemeleri üreticileri ile 100  demirci ve 150 işlemeli pipo üreticisinin bulunduğunu yazar.

Buckingham, Diyarbakır şehrini gezerken bir bakır dökümhanesinde durduklarını, buradakilerin aynen İngiltere Cornwall’daki kalay madenindengönderilenlerin yaklaşık şekli, ölçüsü ve ağırlığında olduğunu, bakır madenini büyük kalıplar içinekoyduklarını, ancak maden cürufunun daha az saf işlendiğini belirtir.

Buckingham, bakırın, buranın kuzey doğusunda üç günlük bir yolculuktan “Maden” denilen yerden getirildiğini, burada eritildikten sonra da kervanlarla Urfa, Musul, Bağdat ve Basra’ya gönderildiğini yazar.

Çarşılarda her türden mala rastlamak mümkündü

Buckingham, Diyarbakır’a Hindistan’dan gelen kaliteli muslin, Keşmir şallarının, baharat ve ilaçların Bağdat üzerinden geldiğini ve cam takımlarının büyük bir kısmının Alman malı olduğunu belirtmiştir. Buckingham, gerekli iç tüketim mallarının  çoğunun yerli kaynaklardan sağlandığını,her türlü meyve ve erzakın bol ve ucuz olduğunu ve şehrin genel üretiminin  nüfusun büyük çoğunluğunun ihtiyaçlarını karşılayacak kapasiteye sahip olduğunu vurgular. Buckingham, bununla birlikte Diyarbakır çarşılarında istenildiğinde her cins malın bulunduğu ve mesai saatleri içinde çarşının insanlarla dolu olduğunu yazar.

15 Kervansaray ve Han bulunurdu

Öte yandan Buckingham, Diyarbakır’ın ticari bakımdan çok gelişmiş bir şehir olduğunu ve şehirdeyaklaşık on beş kadar kervansaray ve han bulunduğunu belirtir. Bunların içinde Hasan Paşa Hanı’nın özellikle çok müthiş olduğunu ve Urfa’daki hanların hepsinden üstün olduğunu vurgular. Bu hanın giriş katında genellikle tahıl dükkânlarının bulunduğunu, Han’ın meydanının çevresindeki dükkânların mal ile dolu olduğunu, birinci kattaki galerilerde çok çeşitli

malların ticaretinin yapıldığını, bunların çevresindeki odalarda seyyahların konaklayacağı mekânların bulunduğunu, binaların üst katlarında ise  ailelerin yaşaması için uygun mutfaklı, şömineli dairelerin bulunduğunu not eder. (Bitti)

               

-- Adversting 6 --

 




ETİKET :   seyyahların gözünde diyarbakır kürtler

Tümü