Bir kez daha 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü yaşayacağız. Bu vesileyle kendi mesleğimizle ilgili birkaç söz sarf etmek gerekir ki burada amaç ‘Günah Keçisi’ konumunda her zaman değerlendirilen gazeteciliğe içerden bir dikkat çekmektir.

Yaklaşık 28 yıldır naçizane gazetecilikle alakalıyızdır. Halk arasında bir söz vardır: Kürtçesi Nabêkê kir, dibênkêgot. Türkçesi: Kim Yaptıya bir şey yok, ancak kim söylediye her şey… Tabiri caizse vurun abalıya!

Evet gazetecilik mesleği özetle kim yazdı veya kim söyledi. Bu felsefe yukarıda belirttiğimiz Kürtçe atasözünde özlü olarak ifade edilmiştir. Her zaman yazmak ve her daim söylemek basın mesleğinin var olma nedenidir. Bulaşıcı bir hastalık gibidir meret, bir here sirayet etti mi daha da kurtulmak yok.

Her meslek gibi gazetecilik veya modern zamanların ifadesiyle medya da yaşanan değişim ve dönüşüm dinamikleriyle kendini yeniler, yenilemek zorundadır.  Fakat ne kadar değişirse değişsin toplumun sesi olduğu için, toplum da bu sesin her zaman güvenilir olmasını ve kalitesinden hiçbir şey kaybetmemesini bekler.

Siyaset kurumunun ve siyasi aktörlerin kıskacında olan gazetecilik ve gazeteciler her dönemde istismar edilmiştir ne yazık ki! Örneğin kimi zaman muhalif, kimi zaman besleme kimi zaman yandaş, kimi zaman da örgüt basını oluvermişiz. Bunun tabi birçok nedeni vardır kuşkusuz; ancak sadece ekonomik sıkıntılardan dolayı siyaset ve devlet bürokrasisinin azgın dişlerine takılmamış ve bundan dolayı kalitemizi kaybetmemişiz.

Bizzat gazetecinin tavizkar yapısından ve bu çerçevede ortaya koyduğu yayın anlayışından kaynaklanan bir kalite kaybı var ki üzücü olan bir durumdur, bu. Bu ne demek peki? Mesleği küçük çıkar hesapları uğruna peşkeş çeken gazeteciler-sözüm ona tabi ki- gazeteciliği yerin dibine batırır maalesef.

Kalite sorunu hem ulusal, hem yerel basında

Kalite sorunu tabi hem ulusal, hem yerel basında ortaya çıkan ve her dönem farklı biçimlerde tezahür edilen bir gerçekliktir.

Yerel basında haber yapma (Böyle rekabetler kalite getirir) rekabetinin dışında bir rekabet var ki, deyim yerindeyse birbirini yeme, yok etme şekliyle olmaktadır ki, asıl kalite sorunu buradan doğmaktadır.

Yukarı da belirttiğim gibi otuz yıla varan bir süreçle bu mesleği takip etmekteyiz; hala iyi bir gazeteci olduğumu söyleyemem. İyi bir gazeteci olmak her şeyden önce bir bilgi birikimi ve meslekte eleştirel duruşu sergilemekten geçer bize göre. Ne yazık ki, bakıyoruz ki, hala bir haber metni yazamayan, yazmaktan aciz olanlar var ki kendini en iyi gazeteci, diğer meslektaşlarını ise acemi veya çaylak olarak görmektedir. Hatta bunu söylemekten bir sakınca bile görmemektedir. Bu gibi anlayışlara sahip olan meslektaşlarımız basına, gazeteciliğe ne kadar zarar verdiğini beş dakika düşünseler iyi ederler bizce.

Bütün bunlara rağmen toplum hala gazetecilikten bir kalite olarak söz eder. Hala toplumda gazetecilere bir değer verilmektedir. Halkın içine giren, çarşıda, sokakta dolaşan gazeteciler kendilerine dönük verilen değeri görmekte zorlanmazlar.

Unutmayalım her meslekte olduğu gibi gazetecilikte de, saygınlığı ve kaliteyi arttırmak gazetecilerin tutum ve yaklaşımlarına bağlıdır. Halka karşı sorumlu olmak ve birbirlerine saygı göstermek gazeteciyi yüceltir, mesleğe olan güvenirliği arttırır.

Bu bağlamda 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutlar, meslekte eleştirel duruşunuzdan gaz geçmemenizi beklerim, bir arkadaşınız olarak.

Saygıyla…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol