31 Mart yerel seçimlerinde AK Parti iktidarının yıllardı elinde olan İstanbul, Ankara ve Antalya gibi büyük şehirleri kaybetti. Bu seçim de iktidar partisi olan AK Parti’nin kaderini ülkedeki ekonomik kriz belirledi. AK Parti iktidara geldiği 2002'den bu yana ilk kez böyle bir yenilgi yaşadı.

İstanbul ve Ankara’yı yönetmek iktidar partisi için ülkenin tümünü yönetmek kadar önemli ve karizma niteliğindeydi. Fakat ekonomik krizden kaynaklı yükselen enflasyon, işsiz sayısının giderek yükselmesi, Millet İttifakı’nın adaylarının iyi olması ve CHP’nin tavanda milliyetçilerle tabanda ise, Kürtlerle kurduğu ittifak İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin ve Adana’da Cumhur İttifakı’na karşı galibiyeti elde etti.

Muhalefet partileri elde ettikleri sonuçtan kaynaklı büyük bir sevinç yaşarken, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisinden “dört buçuk yıl seçim yok ve ülkeyi biz yöneteceğiz” mesajı geldi. Bu mesaj esasında hem iç muhalefete, hem de düş ülkelere bir mesajdı.

Seçimlerden sonra özellikle de iktidar, dış ülkelerle ilişkilenme girişimine girdi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Amerika’ya gidip “yeni reform paketi”ni açıkladı ve Beyaz Saray’da Donald Trump’la bir araya geldi. Dışilişkiler Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise, bazı ülkelerle temas haline geçti.

Dış politikasında ciddi sıkıntılar yaşayan iktidar, S-400 füzeleri konusunda ABD’den tepki alıyor ve ekonomi de yaptırım tehdidine maruz kalıyor. İktidar Amerika’nın tepkisine rağmen her ne kadar Rusya’dan S-400 füzeleri almış olsa da, İdlip konusunda da Rusya’yla ilişkileri pekiyi değil. Yine Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin iç ve dış politikasından çok rahatsız ve tavırlı bir politika izliyor.

Jeopolitik olarak Türkiye Doğu ile Batı arasında köprü ve tampon görevi görüyor. Konumu nedeniyle önemli ve kırılgan bir yerde. Suriye'deki savaş Türkiye'yi daha da kırılgan bir hale soktu. Ve böyle bir dönemde AK Parti hükümeti diplomasi alanında iyi bir ustalık sergilemedi.

Eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu "komşularla sıfır sorun" politikası güttüklerini ve bunun için birçok temaslarda bulunduğunu hatırlıyoruz. Fakat o gün yapılan bu açıklama yerini bulmadı ve gelinen aşamada Türkiye politikasıyla kendini sürekli güçsüzleştiren ve tepki çeken bir konuma geldi.

Ayrıca Türkiye’nin iç politikasında da siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar derinleşmiş durumda. Hem iç, hem de dış politika da bu duruma gelmenin nedeni hükümetin sert ve inatçı tavrıdır. Hükümet, bu tavırların giderek daha çok surun yarattığını görmesi lazım. Uzlaştırıcı, demokratik, insan haklarına önem veren, her kesimi kucaklayan, farklı görüşlere saygı gösteren ve herkese karşı pozitif bir dil kullanacak bir politika gütmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye’deki politik dil, dış ülkelerle olan ilişkileri de belirliyor. Bu saatten sonra Türkiye’nin daha çok kıran ve parçalayan değil de, onaran bir politik dili olması lazım.  

 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol