Son günlerde Türkiye’nin dört bir tarafında ekin alanları ateşe veriliyor. Tarım arazilerinde çıkan yangınlar kısa sürede büyük alanlara yayılıyor ve binlerce dönümlük tarla ile ormanlık alan yok oluyor.

Özellikle de son günlerde Diyarbakır’da binlerce dönümlük ekili buğday tarlaları küle dönüştü. Bu yangınların haberini servis ettiğimiz de içimiz yandı. Çünkü  İnsanoğlunun bilinen en eski, en temel ve en önemli gıda maddelerinden buğday, zahmetli bir yolculuğun ardından tarladan sofraya ekmek olarak geliyor.

Çiftçinin geçim kaynağı, vatandaşın beslenme de en temel gıda maddesi olan buğdaylar alev alev yandılar ve geriye küle dönmüş tarlalar, zarara uğramış çiftçi ve ekonomik krizden dolayı fiyatı yükselen ekmeğe tepki gösteren vatandaşlar kaldı.

Daha önce ki köşe yazılarında da değinmiştik, biz ekmeği çok tüketen bir toplumuz ve ona kutsallık atfederiz. Çünkü ekmek denince akla emek de geliyor. Ekmeğin oluşması büyük emek ve mucizevi keşifle ortaya çıkmıştır. İlk tarım ortaya çıktığında, başağa bilinçli olarak dokunan ilk insan eli, tohumdan başağa ve onu var eden güneş ve yağmura dair bilgiler elde etmiştir.

İnsanların da yerleşik yaşama geçmesinin en büyük etkeni olan tarım ülke ekonomisini döndürecek düzeyde bir öneme sahip. Özellikle de zahmetli bir yolculuğun ardından tarladan sofraya ekmek olarak gelen buğday en önemli tahıl ürünümüzdü.

Alın teriyle sulanan buğday ve insan arasında gözle görülür çok etkileyici bir ilişki ve bağımlılık hikayesi vardır. Bu ilişki buğday tanesinin ilk toprağa düştüğü andan itibaren başlar. Ekimi, büyümesi ve hasadıyla buğday, doğumu, ölümü ve dirilişi de simgeler.

Yaz aylarının gelmesiyle başlayan tarım arazileri ve orman yangınlarının nedenleri arasında dikkatsizlik, doğal nedenler ve rant uğruna bilinçli olarak çıkarılması var.

Uzmanlar her yaz döneminde ekili alanların yakılmasının zararlarını defalarca uyarıcı nitelikte dile getiriyorlar. Uzmanların dile getirdikleri zararları biz de bir kez daha köşe yazımızda şöyle sıralayalım;

1-Yangınlar toprak içerisindeki faydalı canlıların ve topraktaki organik maddenin yanarak yok olmasına neden olur. Toprak organik maddesi yok edildiğinden, toprak verimliliği azalır, canlılarının beslenme ortamı yok edilir.

2- Toprakta bitkilere yarayışlı besin maddeleri azalmakta ve zamanla toprağın verimliliği düşmektedir. Verimli tarım topraklarımız zamanla verimsiz çorak topraklar haline gelmektedir.

3- Su ve rüzgâr erozyonunu artırmakta, bu nedenle toprağın en değerli üst katmanları rüzgâr ve su ile taşınarak yok olmaktadır.

4-Doğal denge bozularak zararlı böcekler ve hastalıklar çoğalmaktadır.

Bakın insanlar ve doğa arasında simbiyotik bir ilişki var. Biz doğayla birlikte yaşayan varlıklarız ve dolayısıyla karşılıklı olarak birbirimizi besliyoruz. Ama bu böyle olunmasına rağmen betona dönüşmüş ülkemizin resmine baktığımızda da görüyoruz ki, biz doğayı sadece talan edeceğimiz bir alan olarak görüyoruz. Ellerimizle oluşturduğumuz küresel ısınmanın sonuçlarını artık yaşıyoruz.

Küresel ısınma iklim değişikliklerine sebep olarak, şiddetli kasırgalar ve sellere neden olurken, uzun süreli kuraklıklar ile de çölleşmelere neden olmaktadır.

Kutuplardaki buzulların erimesi kıyı kesimlerin tamamen sular altında kalmasına sebep oluyor. Bu da dünyadaki yaşanabilir alanı daraltıyor.

Karlı dağlardaki ısı değişimleri nedeniyle sık sık çığlar oluşuyor ve çevresindeki yerleşim yerlerini tehlikeye sokuyor.

Su kaynaklarının hızla tükenmesi sonucu susuzluk baş gösteriyor.

Sıcaklık artışları kuraklık, çölleşme ve orman yangınlarına neden olmaktadır.

Zaten son yıllarda küresel ısınmadan kaynaklı yaşanan bu başlıkların belirtilerini hepsini yaşıyoruz. Sel felaketinden yüzlerce kişi hayatını kaybediyor, yanardağların olduğu bölgelerde patlamalar meydana geliyor, can ve mal kaybı yaşanıyor, ormanlar ve ekili alanlar yanıyor, tatlı su kaynakları azalıyor. Ve bunların tek nedeni biz insanlar…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol