YAZARKEN LÜKSE KAÇMAK…

09:28:13 | 2018-10-08
Recep YILMAZ
Recep YILMAZ       Gazeteci- Yazar recepyilmaz46@gmail.com

 

Önemli olan yazdığın yazının okunmasıdır. Okunabilmesidir. Köşe yazarı; hitap ettiği kitlesini iyi tanımalıdır. Sosyo-ekonomik durumunu, kültürel durumunu, eğitim seviyesini, beklentilerini, yaşam biçimini ve tarzını çok iyi bilmelidir. Yoksa yazıları gazete köşelerinde yazdığı gibi kalır. Okunmaz.

Ben bugüne kadar; 200 kelime ile düşünen, 150 kelime ile konuşan kitleye hitap etmeyi yeğledim. Çok teknik, bilimsel ve bilinmesi 2000 kelime ile düşünüp yazanların ancak anlayabilecekleri kelimeleri yazıma almadım.

Varsın bana çok basit yazıyorsun desinler. Benim okuyucu kitlem genelin yüzde 75’idir. 2000 kelime ile düşünüp yazanlara hitap edenlerin okuyucu kitlesi ise yüzde 10’u geçmez bu ülkede.

Önemli olan anlayabilene hitap etmekse amaç, benim yolumu seçin derim yazarlara. Bir tarihte sürgün olduğum bir köyde televizyonda, Süleyman Demirel konuşuyordu. Alkış diz boyu. Hem de daha konuşması bitmeden. Uzatmayayım konuşma bittiğinde, o en çok alkışlayana sordum; ne dedi Demirel? Adam beni dövercesine; “Ne dediğini bırak sen hocam, sen adamın konuşmasına bak” diye cevap verdi. Bilmem anlatabildim mi?

Durum sağda böyle de solda farklı mıydı sanki? Adam alır mikrofonu eline, bildiği bütün sol otoritelerinin adini sayar ve …der ki der. Bununla yetinmez bütün o ekonomi kavramlarını ve Türkiye’nin yüzde 90’ının bile bilmediği terimleri ve kavramları sıralar, en büyük alkışı alır yerine otururdu.

Önemli olan Türkçeye, yabancı dillerden geçmiş; sol tandanslıların yaptığı gibi İngilizce kökenli, Fransızca kökenli ya da Latince sözcükleri; sağ tandanslı yazarların ise Arapça, Farsça sözcükleri yazılarına serpiştirip anlaşılmaz olmak değil. Önemli olan yazdıklarını okuyucunun anlamasını sağlamaktır. 

Ta o günlerde anladım ki en çok alkışlayanlar hiç bir şey anlamayanlardır. Aynı zamanda hiçbir şey okumayanlardır.

O çok alkışlamakla cehaletini gizlediğini sanır. Cehaletini alkışların gölgesine saklar. Bugün farklı mı dünden, hiç farkı yok. Okuduğumuz kitap ve aldığımız aklı başında gazetelerden anlaşılmıyor mu? Lütfen bir gazete tirajlarına ve bırakın okunanı, satılan kitap sayısına bakın.

Biz hala ilkokuldayız bayım. Bunu bilmeyen güncel yazanlar, yani günü okuyucusuna aktarmaya çalışanlar, şunu iyi bilmelidir ki yazılarının başlığı ve ilk birkaç cümlesi okunur. Hepsi o kadar.

Bu durum yalnız yazarken mi oluyor sanıyorsunuz.

Hayır, inanın açık oturumlarda da durum aynı. Seyirci bir-iki cümleyi dinliyor, içinde anlamadığı sözcükler çoğalınca dikkati dağılıyor, izlemekten vazgeçiyor ya da kalabalıktaysa dinler gibi yapıyor. Alkışlanıyorsa o da alkışa katılıyor, sesli takdir varsa o da o takdire katılıyor nokta.

Halkım anlayabileceği bir dille ve de halkın cebinin yandığı, yüreğinin burkulduğu yani direk halkı ilgilendiren konulara parmak basın.

Çarşıyı anlatın, pazarı anlatın, hastaneleri anlatın, geçinme zorluğu çeken dar gelirlilerin halkın sesini duyurmaya çalışın. Yoksulun düştüğü durumu anlatın…

Ayrıca Diyarbekir’i yazın. Diyarbekir bize lazımdır.

Serde edebiyat öğretmenliği var ya, galiba yine didaktik takıldım.

Hoşgörünüze sığınıyorum.

                                      &

Sıra kirvemde…

Kirveme öğütler;

Kirvem, hepiniz kral olmayın, bu dünyaya adam da lazım.

Güzel bir Pazartesi dileğiyle,

Dostça kalın… 

“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”

“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.

“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”

 “ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”

Daha da önemlisi;

YAKIP YIKILAN BÖLGELERDE EVLER, ASLINA UYGU VE DİYARBEKİR EVLERİNE YAKIŞIR BİR BİÇİMDE YAPILSIN.    

 

 

-- Adversting 6 --

 




ETİKET :  

Tümü