70 YIL ÖNCE GİTTİLER-4

Birinci dünya savaşı sürerken ilk Yahudilerin göçü 1916 yılında başladı. İlk göç edenler Çermik Yahudileri idi. Daha sonra Yahudilerin göçü 1940'lara kadar devam etti. Ancak İsrail'in kurulması ile birlikte 1948 yılında Yahudilerin tamamı Diyarbakır'dan ayrıldı. Halen Kudüs'te yaşayan Diyarbakır'dan göç etmiş Yahudiler ve ailelerinin kurduğu iki ayrı Sinagog bulunmakta.

11:50:12 | 2018-12-03
-- Adversting 5 --

Ahmet SÜMBÜL

DİYARBAKIR'DA yaşayan Yahudi Cemaati, dini bayramlarını görkemli bir şekilde kendi aralarında kutlarlardı. Pesah Bayramı’nın ilk gecesi geleneksel Seder (Yedi gün süren Pesah Bayramı’nın ilk iki gecesi verilen yemek sırasında okunan dini metin) sofrasını kurmaya maddi imkanları müsait olup akrabalarını ve komşularını Seder'e davet eden ailelerde iki masa kurulurdu. Bir masa erkekler, diğer masa kadınlar ve kızlar içindi. Bayram olmadığı zamanlar bile erkekler ve kadınlar hiçbir şekilde aynı masada birlikte yemek yemezlerdi.

Burada dini ayin yapılır, dualar okunurdu. Pesah arifesinde kesilen bir yaşındaki kuzu duaların okunmasından sonra kızartılıp yenilirdi. Pesah'ın yedinci, yani son günü erkekler sabahın erken saatlerinden itibaren sinagogda toplanırlar, ertesi sabaha kadar Zohar (Dua metni) ve diğer dini metinleri okuyarak geçirirlerdi. Pesah Bayramı’ndan on beş gün önce, evlerde ekmek ve kaşer olmayan yemekler yenmezdi.

Yahudilerde nişan geleneği

Diyarbakır'daki Yahudilerin geleneğinde diğer şehirlerdeki Yahudi Cemaatleri’nin aksine nişanlanacak kız, nişanlısına başlık parası vermezdi. Buna karşılık erkek tarafı nişanlısının babasına altmış mecidiye başlık parası verirdi.

Nişan günü erkekler tarafının akrabaları ve arkadaşları kız tarafına gidip kızı isterlerdi. Bu merasimde damat adayı hazır bulunmazdı. Kız babasının onayı üzerine nişan hahamın nezareti altında ve gene damadın yokluğunda yapılırdı. Kız tarafının ailesi başlık parasında vazgeçerse bu bedel fakirlere dağıtılırdı. Nişan töreni sırasında kız bir beyaz peçeye bürünür ve yemin ederdi.

Düğün merasimi

Düğünler genellikle Şabat (Kutsal istirahat günüdür. Cuma akşamı gün batımından başlar ve Cumartesi gün batımında sona erer. Bu zaman zarfında hiçbir faaliyette bulunulmaz, ateşe dokunulmaz, yemek pişirilmez) akşamları yapılırdı.

Düğün evde yapılır ve gelinin evinin eşiğinde gerçekleşirdi. Haham eve gelip Ketuba'yı (Yahudi şeriatına göre dini nikahta iki tanık huzurunda haham tarafından yazılan ve evlenen taraflarca imzalanan evlilik akdi) evde yazardı. Törenden sonra gelin bütün yakınlarının refakatinde damadın evine götürülürdü. Burada iki-üç gün süren ve akrabaların katıldıkları ziyafetler verilirdi.

Cenazede ağıt yakan kadınlar

Diyarbakır’daki Yahudilerin cenaze merasiminde, ölenin ardından dışarıdan ağıt yakması için kadınlar çağrılırdı. Bu kadınlar ağıtları ve ağlayışları ile eve hüzünlü bir hava verirlerdi. Yedi günlük yas süresine titiz bir şekilde uyulurdu. Yas süresinde evde verilen akşam yemekleri ailenin dostları tarafından hazırlanırdı. Ölenin kabrine hiçbir taş konmaz ve isim yazılmazdı. Her aileye özel bir işaret ailelerin mezarlarını birbirlerinden ayırt ederdi.

Diyarbakır Yahudilerinin birisi Urfa Kapı’da, diğeri de Dağ Kapı’da olmak üzere iki mezarlığı vardı. Bu mezarlıklar 1940 yılından sonra artık kullanılmamaya başlandı. O tarihten sonra Diyarbakır'da kalıp göç etmeyen ve ölen Yahudiler Yenikapı'daki mezarlık yanına defnediliyordu.

Cumhuriyet döneminde Diyarbakır Yahudileri

Cumhuriyet dönemine ilişkin Diyarbakır'daki Yahudilerin yaşamlarına ilgili bilgiler çok azdır. Tek kaynak 1943 yılında Diyarbakırlı Yahudi tüccar Şalom Yemin'in İstanbul'u ziyaretinde "La Boz de Turkiya" dergisi sahibi gazeteci Albert Kohen ile yapmış olduğu bir söyleşidir. Bu söyleşide Şalom Yemin 1943 yılında Diyarbakır'da yaşayan Yahudi nüfusunu 50 aile ve yaklaşık 350 nüfus olarak tahmini anlatır.

Şalom Yemin, yaptığı söyleşide, Diyarbakır'daki Sinagog da çok eski yıllar öncesinden kalma bir Talmud yazmasının mevcut olduğunu, yazmanın som gümüşten yapılmış bir kutu içinde muhafaza edildiğini, bunun daha sonra Ankara'ya Milli Kütüphaneye gönderildiğini belirtir. (Bazı kaynaklar ise bunun eski bir Tevrat değil, İbranice yazılı parşömene yazılı yazmalar olduğunu yazar)

El yazısı Tevrat halen Müze'de bulunmakta

10 Ekim 1934 tarihinde İstanbul'da yayınlanan Vakit Gazetesi’nde ise, Diyarbakırlı haham İlyas tarafından ceylan derisi üzerine yazılmış, dikişlerinde iplik yerine kursak kullanılan 2 bin senelik bir Tevrat'ın Diyarbakır Halk Evi'ne bağışlandığı yazılır. Söz konusu Tevrat'ın 1960 yılında Diyarbakır Müzesi'ne devredildiği ve halen orada bulunduğu ancak teşhir edilmediği biliniyor.

Cumhuriyet döneminde Yahudiler, Sur İlçesi’ndeki Arap Şeyh Mahallesi’nde oturmakta idi. Sinagog da bu mahallede bulunuyordu. 1916 yılında Filistin'e yapılan ilk göçün ardından, kalan Yahudiler yavaş yavaş Diyarbakır'ı terk etmeye başladılar. En son göç 1948 yılında İsrail'in kurulması ardından yaşandı. Buradaki Yahudiler İsrail'e göç etmeye başladı. Kaynaklara göre 1949 yılında Diyarbakır'da sadece 14 Yahudi aile kalmıştı.

Bir tek o terk etmedi Diyarbakır’ı

Diyarbakır'ı terk etmeyen tek Yahudi ise Ferho adlı bir kadındı. Diyarbakır'lı Yazar Mıgırdıç Margosyan, son Yahudi Ferho hakkında şunları yazar: "Diyarbakır'da Yahudi Mahallesi diye bir mahalle vardı. Şimdi Kore Mahallesi olmuş. Moşe dediğimiz bu insanlar 1950'lerde çekip İsrail'e gittiler. Bir tek deli kadın kaldı. Ferho diye bir kadın. O gitmek istemedi mi, götürülmedi mi bilmiyorum. Ferho, bütün deliliğine rağmen ismini Selma olarak değiştirdi biraz rahat etti."

Cumhuriyet döneminde Diyarbakır'da yaşayan Yahudilerin bir kesimi küçük tüccar ve esnaf olup hırdavat, manifatura, kırtasiye ticaretiyle ilgileniyorlardı. İşportacılıkla ilgilenenler ise köylere gidip çerçilikle mal takası yapıp manifatura ve hırdavat verip karşılığında peynir, yün ve yağ alıyorlardı.

Margosyan'ın anılarında Yahudiler

Yazar Mıgırdıç Margosyan, 1940 yıllarında aynı mahallede komşu olarak yaşayan Yahudilere ilişkin anılarını şöyle anlatıyor:

"Cehü, Yahudilere Kürçe de verilen addı. Biz Hıristiyanlar ise Yahudilere 'Moşe' derdik. Biz Ermeniler Gavur Mahallesi’nde, Hançepek'te oturuyorduk. Yahudiler bizim kapı komşumuzdu ve Yahudi Mahallesi’ni parsellemişlerdi. Yahudilerin Mahallesi şehrin doğusunda, Yenikapı surlarının dibindeydi. Gavur Meydanı ve Yenikapı surları arasında yaşıyorlardı. Mahallelerinde sadece kendileri oturuyordu. Aralarında Türk, Kürt, Ermeni falan yoktu. Hepsi de ticaretle uğraşıyorlardı. Zaten bizim oralarda Moşe demek bir bakıma ticaret yapan adam demekti. Zengini de fakiri de alış veriş işleriyle uğraşırlardı.

En fakir Yahudi bile, bir dükkan açacak kadar sermayesi olmayan dahi, ne yapar eder, kendince ticarete yönelirdi. Hiçbir şey yapamayan da sırtına bezden bir torba asar, eskicilik yaparlardı. Boş şişeleri, değirmenden geldikten sonra elenen unlardan geriye kalan buğday kepeklerini, eskimiş, yırtık, yamalı elbiseleri, ayakkabı ve yemenileri satın alırlardı.

Moşeler'in genellikle Melik Ahmet Caddesi'ndeki attariye, züccaciye, nalburiye, kaya tuzu, yün, yapağı, zeytinyağı, çengelli iğne, firkete, makas, makara ipliği, kanaviçe ipliği gibi şeyleri satan dükkanları vardı. Akşamları dükkanlarının tahta darabalarını (kepenk) kapatıp üzerlerine de sayısız asma kilitlerini vurduktan sonra günlük kazançlarının heyecanıyla evlerinin yolunu tutarlardı.

'Eve gidene kadar hakarete uğrarlardı'

Evlerine gitmeleri için de önce bizim Hançepek'ten, Gavur Mahallesi’nden geçmeleri gerekiyordu. Gidecek başka yolları da yoktu. Önce Balıkçılarbaşı’ndan aşağı yürüyerek Dört Ayaklı Minare'nin yanından geçecek, sonra Hançepek kahvelerinin önünden evlerinin yolunu tutarlardı. En kestirme yol, en yakını buydu. Ama mevsim yaz ise, sokaklar karpuz ve kavun kabuklarından geçilmiyorsa Diyarbakır'da Yahudi olmak da her babayiğidin harcı olmadığına göre, çoluk çocuğun fırlattığı karpuz kabuklarına hedef olmamak için bazen yollarını uzatırlar, kahve önlerinde onların dönüşünü sabırsızlıkla bekleyen 'piç'leri atlatarak ara sokaklardan evlerine giderlerdi."

Çermik Yahudileri

Diyarbakır Arap Şeyh Mahallesi’nde izleri kalmayan Sinagog'un yanı sıra, Çermik'te Yahudilerin yaşadığı kanıtlayan tek şey halen ayakta duran ve depo olarak kullanılan Sinagog'dur. Bugün bu yapının kapısında İbranice bir kitabe yazılıdır. İnşaatı bittiğinde yazılmış olan ve okunabilen kadarıyla İbrani takvimine göre 5176, Miladi takvime göre 1416 yılında Sinagog'un tamamlanmış olduğunu beyan eden bu kitabe, yüzyıllar boyunca Yahudilerin burada yaşamış olduğunu kanıtlıyor.

Kitabenin çevirisinde şunlar yazılmakta: Rab'ın adıyla yapalım ve başaracağız. Bana yardım gökleri ve toprağı yaratan Rab'dandır. Girişin mübarek olsun, çıkışın mübarek olsun. Onlar sevinç ve meseretle götürülecekler. Kral sarayına girecekler. Kadir olan Allah size merhamet etsin."

Küdüs'te Diyarbakır doğumlu Yahudiler

Bugün İsrail'in Kudüs kentinde doğma büyüme Diyarbakırlı olan yaklaşık 20 Yahudi aile yaşamaktadır. Diyarbakırlı Yahudiler 1948-1949 yılları arasında İsrail'e göç ettikten sonra geleneklerinden kopmamak için biri Netsah Yisrael, diğeri de Tifereth İsrail adlı iki Sinagog kurdular. Bu iki Sinagog, Diyarbakır'dan göç eden Yahudiler için aynı zamanda buluşma mekanı durumunda. (Bitti)

-- Adversting 6 --

 




ETİKET :   70 YIL ÖNCE GİTTİLER

Tümü