Siyasi partisiz demokrasi düşünülemez. Halkın siyasete katılımının aracı olan siyasi partiler, yurttaş temsilinin hem temeli hem de güvencesidir. Dolayısıyla siyasi partiler ile demokrasi birbirini tamamlayan iç içe girmiş iki temel unsurdur. Ülkemiz, 1945 yılından itibaren çok partili döneme geçiş yapmış ve süreç zaman zaman askeri darbelerle kesintiye uğrasa dahi günümüze kadar öyle veya böyle gelmiştir.

Siyasi partiler ve demokrasi her ne kadar içi içe geçmiş iki temel unsur olsa bile, sisteminizi iyi oluşturmadığınız takdirde bunun hiçbir anlamı kalmayabilir. Nitekim gelişmiş ülkelerin dışında birçok ülkede siyasi partiler kanunundaki eksiklikler, lidere dayalı tüzükler ve kimi zamanda seçimle gelip seçimle gitmeyi sindiremeyen liderler nedeniyle, demokrasinin en önemli unsuru olmaktan çıkıp demokrasi için en büyük tehdide dönüşebiliyor.

Türkiye'de siyasi partiler kanunu ve parti içi demokrasi sürekli tartışmalı konuların başında gelmiş ve bu tartışma hiç bir zaman bitmemiştir. Çok partili döneme geçişten günümüze bir-iki istisnanın dışında hiçbir bir lider kenara çekilmemiş ve sağlık durumu el verdiği sürece partisinin başında kalmıştır. Yine parti içi demokrasinin işlememesi nedeniyle lidere karşı aday olabilmenin şartları hem çok ağırlaştırılmış, hem de aday olan birinin o partide siyaset yapmasının imkanı kalmamıştır.

Uzun süreden bu yana erken seçimin gündemde olmasıyla birlikte siyasi partiler yeniden tartışma konusu oldu. 20 yıl önce kurulan ve 19 yıldan bu yana iktidarını korumasını bilen AK Parti, şimdiden Türk siyaset tarihinin en önemli partisi olarak tarihe adını yazdırdı.

Son yerel seçime kadar sürekli başarılı olan AK Parti’nin bu başarısının arkasındaki sır, her dönem demokrasi, hukuk, Avrupa Birliği Kriterleri, kişi başına düşen milli gelirin yükseltilmesi, barış ve kardeşlikten yana ortaya koyduğu politikalar, karşıt görüşte olanlardan bile kabul gördü.

Peki ne oldu da AK Parti’de başlayan düşüş sürekli hale geldi. Neden bu düşüş önlenemiyor. Yukarıda belirttiğim gibi önceki seçimlerin aksine hedefsiz kalması, özellikle demokrasi ve hukuk adına ortaya bir hedef koyamaması ve en önemlisi de sertlik politikalarını son dönemlerde sürekli hale getirmesiyle atbaşı gidiyor. Tabi bunda MHP'nin ortağı olması en önemli faktörlerin başında geliyor.

MHP, Türk siyaset tarihinde en tartışmalı partilerin başında geliyor. Birçok karanlık olay ve özellikle solculara yönelik birçok aydınlatılamayan eylemlerin arkasında hep adı geçti. Yani MHP hep sokakta oldu. Alparslan Türkeş'in ölümüyle partinin başına geçen Devlet Bahçeli, ilk yıllarda ülkücüleri sokaktan çekti, teknolojiyle tanışmalarını sağladı.

Bunun mükafatını 1999 genel seçimlerinde gören MHP, yüzde 17.98 oy alarak rahmetli Bülent Ecevit'in DSP’sinin ardından ikinci parti olmayı başardı. MHP; DSP ve ANAP ile kurulan üçlü koalisyonda başbakan yardımcılığının yanı sıra 12 bakanlığa sahibi oldu. MHP, tüm olumsuzluklara rağmen söz konusu hükümette uyumlu çalıştı, ancak bugünkü gibi yaşanan ekonomik kriz nedeniyle sorumluluktan kaçarak 2002'de erken seçim kararı aldı. Bu seçim AK Parti iktidarının başlangıcı olurken, MHP oyunu yüzde 8.3’e düşürerek baraj altında kaldı. Diğer tüm siyasi partiler, bir daha belini doğrultamayarak siyaset sahnesinden resmen silinip gitti.

2015’e gelindiğinde MHP'de Meral Akşener, Sinan Oğan ve Koray Aydın Devlet Bahçeli'ye karşı topladıkları imzalarla kurultay çağrısı yaptı ve aday olduklarını açıkladı. Fakat Bahçeli yaptığı açıklamayla kurultay çağrısını reddetti. Çağrı mahkemeye kadar gitti. Söz konusu süreçte AK Parti, MHP’nin yanında tavır alarak aslında Cumhur İttifakı’nın temellerini o günden atmış oldu.

2018 Genel seçimde AK Parti ve MHP Cumhur İttifakını kurdu. MHP, yüzde 11,10 oy aldı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise aday çıkarmayarak AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı destekledi. O günden bu güne yorulmadan, meydanlara fazla çıkmadan, para harcamadan iktidarın her türlü nimetinden yararlanan MHP, kötü icraatlarda her zamanki gibi sorumluluktan kaçtı, kendisiyle birlikte AK Parti'nin de yavaş yavaş erimesine neden oldu.

MHP; kendi içinden çıkan İYİ Parti’nin çok gerisinde kalınca, tekrar sertlik politikalarına döndü. Bugüne kadar ülkenin gidişatı konusunda hiçbir proje üretmeyen MHP, görüşlerini beğenmediği hangi kurum ve kuruluş olursa olsun ‘kapatılmasını’ istedi. İzlediği sertlik politikaları, ‘üzüm üzüme baka baka kararı’ misali AK Parti’yi de etkiledi ve aynı sert politikaları hatta daha fazlasını AK Parti uygulamaya başladı.

Sonuç, istikrarsız ve yarın ne olacağı belli olmayan bir ülke olduk.

Bu arada yaklaşık 5 yıldan bu yana cezaevinde bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AK Parti ve MHP ortaklığına ilginç bir yaklaşım getirdi. Demirtaş, avukatları aracılığıyla sosyal medya hesabından, ‘Sanırım MHP, son derece akıllıca bir muhalefet taktiğiyle AK Parti'yi adım adım bitiriyor. Bu arada kendileri de bitiyor ama olsun, Türkiye bu fedakarlığı asla (yani bir ay falan) unutmayacak’ ifadelerini paylaştı.

Ne dersiniz, Demirtaş haklı mı? Bunca kötü yönetime rağmen halen AK Parti birinci sırada yer alıyorsa, muhalefet partileri sadece şapkayı değil, ne var ne yok önlerine koyup bir kez daha iyice düşünmeli ve korku çemberini aşıp cesaretle politika yürütme kararı almalı. Yoksa bu gidişle Demirtaş’ın dediği gibi AK Parti'yi MHP bitirecek.

Sevgiyle kalın.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol