1960’da 3 milyar 32 milyon olan dünya nüfusu, 1980’de 4 milyar 434 milyona, 1990’da 5 milyar 369 milyon olan nüfus, 2018’de 7 milyar 594 milyona yükseldi. Dünya nüfusunun bugün 8 milyara dayandığı tahmin edilirken, Birleşmiş Milletler nüfus istatistiklerine göre artışın böyle devam etmesi halinde, 2100 yılında dünya nüfusunun 11 milyarı geçeceği öngörülüyor.

Nüfus artışına paralel olarak dünyadaki kaynaklar da hızla tükeniyor. İnsanların dışındaki canlıların yaşam alanları sürekli küçülüyor. Tüm bunlarla birlikte ülkeleri yönetenler kaynaklardan daha fazla pay almak için daha fazla sertleşiyor, daha fazla sömürüyor, kaynaklar üzerindeki hakimiyetini sürdürmek için ise daha fazla savaş yanlısı oluyor. Bunun sonucudur ki, iki büyük dünya savaşı yaşandı, neredeyse dünya coğrafyasının üçte birinde bir şekilde savaşlar sürüyor. Bu savaşlar silah tüccarlarının ürettiği ve yöneticilerinin pazar yaratmasıyla devam ederken, gelişen teknoloji ile savaş yöntemleri de değişmeye başladı.

Bugün içinde geçtiğimiz süreçte bu tartışılıyor. Yaklaşık dokuz aydan bu yana dünya gündeminde salgın var. Tüm hesaplamalar bu salgına göre yapılıyor, tartışılıyor. Fakat bir şey daha var, o da kamuoyu önünde çok sesli olmasa da, perde arkasında büyük ülkelerin istihbarat örgütlerinin gürültü ile yürüttüğü yeni savaş şekli, yani biyolojik savaş.

Bundan olsa gerek Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald John Trump, bir gazetecinin ‘Koronavirüsün kökeninin Vuhan Viroloji Enstitüsü olduğundan emin olmanızı sağlayan herhangi bir şey gördünüz mü?’ sorusuna, ‘Evet, gördüm’ yanıtını vermiş ve sürekli olarak Koronavirüs için ‘Çin Virüsü’ demişti.

Trump'ın bu iddiaları bugünlerde yeniden gündeme geldi. Koronavirüsü inceleyen ilk bilim insanlarından biri olduğu söylenen ve Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçan Çinli Virolog Dr. Li-Meng Yan, ekibiyle hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaştı. Raporunda, virüsün doğada çıkmayacak nitelikte olduğunu anlatan Çinli bilim insanı Yan, virüs geninin olağan dışı özelliklere sahip olduğu ve bu durumun doğal evrimden çok, virüsün sofistike laboratuvar modifikasyon ile yapıldığını gösterdiği iddia etti. Virüsün yarasa ve pangolin ile bağlantılı olduğuna yönelik ortaya çıkan yayınların son derece şüpheli ve muhtemelen sahtekarlık olduğunu da anlatan Çinli bilim insanı, bu uydurmaların halkı aldatmaktan başka bir şeye yaramayacağı ve bilimsel topluluk ile vatandaşları Koronavirüs’ün gerçek kimliğini öğrenmekten mahrum bırakacağı ifade ederek, ikinci bir rapor hazırladıklarını ve bunun da yakında açıklayacaklarını duyurdu.

Görünen o ki Koronavirüs bitse bile tartışmaları bitmeyecek. Bundan sonra hidrojen, atom bombası, tanklar, toplar, uçaklar yerine daha fazla biyolojik savaşlar ve yeni virüsler duyacağız. Çünkü her ülke artan dünya nüfusuyla birlikte kaynakları daha verimli paylaşmak, israf etmemek ve daha fazla üretmek yerine, kaynaklardan daha fazla pay istiyor.

UYUŞTURUCU KULLANIM YAŞI 8’E DÜŞMÜŞ…

Bir toplumu yavaş yavaş çürüterek yok etmenin en kolay yollarından biridir uyuşturucu. O kadar çok çeşidi ve o kadar çok farklı yöntemle satılıyor ki, akıl alır gibi değil.

Koronavirüs nedeniyle uzun süredir okullarda yüz yüze eğitim öğretim yapılamıyordu. Şimdi kademeli olarak eğitim öğretim verilmeye başlanacak. Ama okul kapılarındaki uyuşturucu tehlikesi için başta güvenlik güçleri, öğretmenler ve veliler olmak üzere herkes uyanık olmalı. Çünkü Temiz Toplum Derneği’nin açıkladığı veriler korkutucu boyutta.

Dernek Başkanı Bilal Ay, okullar ve çevresindeki uyuşturucu tehdidinin en az Koronavirüs kadar büyük olduğunun altını çizerek, ‘Bugün uyuşturucuya bulaşma yaşı 8. Uyuşturucudan ölüm yaşı ise 14. Ülke genelindeki bağımlı sayısı 2 milyona yaklaşıyor. Aileleriyle birlikte 8 milyon kişi bu illetten etkileniyor. Uyuşturucu toplumsal bir çöküşe de sebep oluyor. Örneğin dağılan her 100 ailenin 5’inde uyuşturucu bir sebep ya da sebeplerden biri. Ülkemizde yaşanan cinayetlerin yüzde 60’ının, tecavüzlerin yüzde 33’ünün, şiddet haberlerinin yüzde 40’ının arkasında alkol ve uyuşturucu var’ diyerek, aslında uyuşturucunun sadece kullanan ve yakınlarına değil, tüm topluma büyük zarar verdiği gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor.

8 yaşındaki çocuğun uyuşturucu kullandığını,14 yaşındaki çocuğun uyuşturucu nedeniyle öldüğünü düşünün. Bu konu da geç kalınmamalı. Okullarda eğitim verilmeli, toplumsal duyarlılık arttırılmalı, ailelere yönelik seminerler düzenlenmeli, en önemlisi de güvenlik güçleri daha fazla çaba sarf etmeli.

Sevgiyle kalın.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol