banner9

Tüm dünya yurttaşları gibi biz de eve kapandık. Zaruri olmadıkça dışarı çıkmıyoruz, çıktığımızda ise tedbiri elden bırakmıyoruz.

Koronavirüs işte öyle bir illet!

Öldürücü etkisi,  herkesin taşama arzusunu biraz kat be kat artırdı. Evdeyken doğayı, arkadaşlarımızı, memleketimizi daha özler olduk…

Tarih kitapları benzer salgının geçmişte pek çok kez yaşandığını yazıyor. Veba, kanamalı ateş salgını, çiçek salgını, İspanyol gribi bunların belli başlıcaları.

Bu salgınlar nedeniyle milyonlarca insan bugünkü süreci asırlar önce yaşamış. Hasta düşünce tecrit edilmiş, takatsiz ve sevgiye en muhtaç zamanında bir odaya kapatılmış.

Ölünce de bir lanetli gibi kireçlenip bir çukura atılmış.

Atalarımızın yaşadığı sürece benze bir süreci 21. yy’da yaşıyoruz. Adına yeni tip Koronavirüs (Covid-19) dedikleri virüs, ilk olarak Çin’in Wuhan kenti, ardından İran ve İtalya, daha sonra tüm dünyaya ağlarını örmüş durumda.

Neden ilk Çin ve ardından İran?

Bunlar şimdilik muamma.

Bunların tartışması elbet detaylı yapılacak ve virüsün ana kaynağının sebebi mutlaka masaya yatırılacaktır.

Ancak şuan ki koşul; herkesin kendisini ciddi bir şekilde muhafaza ve izole etmesi.

Koronavirüse karşı global bir savaş başlatan devletler, kendi yurttaşının sağlığını ve aynı zamanda sosyal ve ekonomik düzeni korumak adına bir takım tedbir paketleri açıkladı.

Türkiye, ilk olarak pandemi (salgın) hastanelerini belirledi.

Devlet hastanelerine özel hastaneler de dahil edildi.

Ardından sağlık emekçilerinin sosyal haklarında üst seviyede düzenleme yapıldı.

“Evde Kal” çağrılarına karşılık yoksul ve çalışan kesim kaderine terk edilmiş durumda. Haklı olarak, “Evde kalalım kalmasına ama geçim derdi ne olacak” çağrıları yükseldi milyonlardan.

Kimse dillendirmese de fabrikaların yüzde 80’i geçici olarak üretimi durdurdu.

Açıklanan ekonomik tedbir paketi kapsamında işçilere üç ay maaş verilecek. Bu adım bir nebze olsa da emekçileri sevindirmiş durumda.

Bankaların açıkladığı 6 ay ötelemeli bireysel kredi desteği da az da olsa nefes aldıracak gibi.

Devletin başlattığı “Biz Bize Yeteriz Türkiye” kampanyası yaraya ne kadar merhem olacak?

Bekleyip, göreceğiz.

Ancak gelinen nokta paylaşma, bölüşme, olanın olmayana destek sunma günüdür.

Diyarbakır bu konuda oldukça duyarlılık gösteren bir kent.

İmkanı olanlar birbirine danışıyor halkıyla dayanışmak için.

Dün GÜNTİAD’ın yaptığı gibi. 300 aileye gıda kolisi yardımı yapılırken, “veren el alan eli görme”di.

Kentin en yoksul kesimlerine bu ihtiyaç malzemeleri ulaştırıldı.

Şehrin istihdamdaki lokomotifi olan GÜNTİAD’ı yürekten kutluyorum.

Daha önce değerli iş insanı Reşit Cantürk, sahibi olduğu Demir Hotel’in ve eski hastane binası olarak kullanılan 30 odalı yapının sağlık çalışanlarına ve sağlık hizmetine açtığını duyurdu.

Yine değerli iş insanı Şeyhmus Mete, marketler zinciri Çarmar’da zam yerine indirime gitti.

JİBER ve Emek Kitap Kırtasiye yine sağlıkçılarına desteklerini sundu.

Bu değerli insanlar kentin yüz akıdır.

Bunlar bir yana da bu işi reklama, şova dönüştürmek isteyenler de var bu kentte.

Neymiş efendim!

“Biz yardım yapacağız ancak ulusal kanallara haber olması” lazımmış.

Üstelik bunu sağlamak için de reklam parası verenler olmuş.

Yazık!

Yardımın reklamı olmaz.

Ayıptır, utanç verici bir durumdur.

Bugüne kadar hayata hiç tutunmadığı kadar sımsıkı sarılan milyonlarca insan aç aç evinde oturuyor.

Sessizce kendisine yardım edecek duyarlı insanları bekliyor.

Gerçek dostluğu ve dayanışmayı; rencide etmeden imkanı olana yapılan destek talebine kulak vererek duyarlılık göstermek onurlu bir davranış olacaktır.

Bu kentin zengini de çok yoksulu da. İmkanı ola olmayana el verirse bu kent bir birine yetecektir.

Saygılarımla.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol