Bir yere takılıp kalmak, yalnızca bir konu, bir görüş üzerinde inatla durmak istemiyorum.

Sağ olun; bana yazıyorsunuz, Hocam neden her gün apayrı bir konu diye soruyorsunuz.

Söyleyeyim.

Ben sol tandanslı bir geçmişten geliyorum.

O kadar çok dizeleri alt alta getirip şiirleştirdim, o kadar çok yazdım, o kadar çok yattım, o kadar çok dayak yedim o kadar çok slogan attım ki haddi hesabı yok.

Bir tek şey öğrendim; her şeyden önce insanları öncelikle bilinçlendirmek, farkındalıklarını arttırmak, düşünmeyi ve de okumayı öğretmek gerekir.

Yoksa koy önüne istediğin yemeği yesin. Yan gelip yatsın. Acıktıkça tekrar gelsin etrafında dönsün. Yalakalansın…

İşte bizi bu hale getirdiler. Öncelikle bu halden kurtarmak lazım insanlarımızı.

Bu insanlara manifestoyu okusan, Marks’ dan, Lenin’den Che Guevara’dan söz etsen, sosyalizmi anlatsan nafile…

Emeği, sömürüyü, sömüreni anlatmak nafile.

Varsın; sen maaşını dolarla mı alıyorsun desinler.

Sen onlara emeğinin bile karşılığı olan maaşınla dün kaç dolar alabiliyordun, bu gün kaç dolar alabiliyorsun diye sormayı bil.

Dün en gereksinim duyduğun şeyleri kaç liraya alıyordun bu gün kaç liraya alıyorsun sorununu düşündürmek gerektiğine inananlardanım.

Bütün bunlar için o beyinlerin düşünmeyi öğrenmesi gerek. Her gün pervasızca olan bitenlerin farkında olmaları gerek. Farkındalıklarını arttırmak gerek.

Yoksa bu parti iyidir o parti kötüdür demek insanları bir yere götürmez. O hiçbir gerçek yanı olmayan hurafelerle oluşmuş düşüncelerinde boğulur, hem de farkında olmaksızın.

Sömürü nedir, sömüren kimdir öğretmek, bunlar üzerinde düşünmeyi yeğlemek gerek.

Yoksa şu fikir iyidir bu fikir tu kakadır diyerek bir yere varamayız.

İşte sevgili okuyucularım ben bu nedenle elimden geldiğince siz okuyucularıma didaktik yazılar yazmayı tercih ediyorum.

Affoluna.

Benim bir yerlere yaranmak, ya da yaranarak çıkar elde etmek gibi bir gayretim yok.

Ama benim; bazılarının yaptığı gibi, Diyarbekir’e bir şeyler kazandırmak yerine; dinlediği öyküleri kendinleştirerek derlediği kitapları satmak para kazanmak gibi bir çabam yok.

Namık Kemal’in dediği gibi;

“Kendi derdi gönlümün billah gelmez yadıma.”

Ben özelde Diyarbekir sevdalısı, genelde dünya insanı olmaya çabalayan garip bir gazeteciyim.

Yazmaya çalışıyorum. Okuyucularımın farkındalıklarını arttırmaya gayret ediyorum, yazılarımda.

Siz okuyucularımı daha fazla merak etmeye, daha çok düşündürmeye çabalıyorum.

Başka bir niyetim yok.

Hepsi bu kadar.

Türkiye ne zaman düzelir?

Viktor Hugo diyor ki

“Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz.

Biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk.

O yüzden anlaşamıyoruz.”

İşte bu zihniyetin tamamıyla ülkemde hakim olduğu zaman, Türkiye kurtulur.

Şimdi sıra haftanın öğüdünde.

Kirveme öğütler;

Kirvem,

Her zifiri karanlığın hükmü Güneş doğana kadardır…

İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

Dostça kalın.

2021 yılı DİYARBEKİR YILI olsun

Geleceğimizi çalmayın.

Anzele, büyük bir balıklı göl haline getirilip, turizme kazandırılsın.

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi MÜZEYE dönüştürülsün.

Sur içi DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ haline getirilsin.

Şehrin eski adlarından biri, SUR İÇİNE VERİLSİN.

Eski stadyumun yeri ŞEHRİN, ÖZGÜRLÜK MEYDANI olsun.

Daha da önemlisi,

Sur içinde, yakılıp yıkılan bölgelerde evler, aslına uygun ve Diyarbekir evlerine yakışır bir biçimde yapılsın.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol