https://bs.serving-sys.com/Serving/adServer.bs?cn=display&c=19&pli=1077887043&gdpr=${GDPR}&gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_68}&adid=1086907057&ord=[timestamp]

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cezaevinde bir yazı kaleme aldı. Yazı medyada yer aldı tabi ki. Selahattin Demirtaş yazısının özünü iki tanıt üzerine kurgulamıştır. Demirtaş, Türkiye’deki siyasi, ekonomik ve dış politika alanlarına dair yapılan hataların kaynağını Erdoğan’ın tek Adam iktidarı ve AKP-MHP ortaklığı olarak görüyor veya gösteriyor. Diğeri ise iktidarın değiştirilmesi ve tabi ki gösterdiği yol ve ekliyor ‘Başka Yol Yok’ diye.

Tabi bir ülkede siyaseten iktidarlar da hata yapar, muhalefet de. Ama sadece hatanın kaynağını ülkeyi yöneten iktidarda görmek ne kadar doğru ne kadar vicdani? Bu soruyu ortaya atmak önemli ama yanıtlanması bir o kadar daha da önemli. Çünkü muhalefet konumunda olan siyasal oluşumlar doğru bir muhalefet yapmakla yükümlüdürler. İktidarlar, bütün ülkeyi yönettikleri için hataları daha büyük kuşkusuz ve bundan dolayı da hatadan pay dilimleri daha da geniş açılı. Ama muhalefet partileri de oy aldıkları tabanın huzur ve siyasal çıkarlarına uygun siyaset yapmaları gerekmektedir. Bunu yapmazlarsa sahip oldukları oy potansiyeli kadar hata payına sahiptirler.

Gelelim Demirtaş söylemlerinin odağındaki Kürt sorununa ilişkin iktidarın uygulamalarına karşılık tespitine. Ne diyor Demirtaş, ona bakalım.

‘Kürt sorununun barış içinde, birlik ve beraberlik güçlendirilerek çözülmesi mümkündür, kolaydır. Silahı ve şiddeti nihai olarak bitirecek adımları atmak, barışı sağlamak tahminlerden çok daha kolaydır. Çözüm, barış ve huzur halen sağlanmamışsa bunun sorumlusu Erdoğan'dır, AKP-MHP'dir. Barış talebinizi her yerde korkusuzca haykırın. Susmayın, savaş politikalarının kuyruğuna takılmayın. Seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.’

Kürt sorununu çözmek için barışı sağlamak gerekir diyor ve bunun kolay olduğunu ileri sürüyor Demirtaş. Kolaydır demek ama Türkiye gibi bir ülkede farklı iktidar gruplarının sosyal zeminde egemen oldukları gerçeğini unutmamak gerekiyor. Kimlerdir bu iktidar grupları? Örneğin PKK’nin dönüştürdüğü Kürt siyasal kesimin üzerine bir iktidarı vardır ki, HDP asıl olarak oy aldığı bu kesimdir ki, bu kesimin talepleri ile PKK talepleri örtüşüyor ve hükümetin bu kesimin çözüm taleplerini karşılaması günümüz şartlarında imkansız! Ama HDP, meclise girmiş bir parti olarak burada talepleri daha doğrusu işin şeklini yumuşatan bir misyon yükleyebilirdi PKK’den bağımsız olarak. Peki bu mümkün mü?Evet mümükün, nasıl ki Demirtaş, her sorunun kaynağını Erdoğan ve AKP-MHP iktidarı olarak görür ve eleştiriyorsa, aynı şekilde PKK yanlışlarını ve HDP’nin yetersizliklerini sesli bir şekilde ortaya koyabilir/di. Bunu yaptığı taktirde daha inandırıcı olur/du. Örneğin Kobani Olayları ve sonrasında yaşanan Hendek Süreci konusunda hala ciddi bir yüzleşme yapılmış değil. Mesela, biz o zaman Hendek Sürecine destek veriyorduk, ama bugün bakıldığı zaman yapılanların yanlış olduğunu görüyoruz, denilebilir.

Demirtaş’ın Söyledikleri Öcalan’ınkini Çağrıştırıyor

Hatırlanacağı üzere, Abdullah Öcalan, Kenya’dan Türkiye’ye getirildiği zaman uçakta iken bazı sözler sarf etmişti. Öcalan “Ben ülkemi severim. Annem de Türk`tü. Eğer bir hizmet gerekirse yaparız. Türkiye`ye dönünce hizmet edeceğim. Fırsat verirseniz ederim. Türkiye ve Türk halkını seviyorum. Onlar için iyi hizmet edeceğime inanıyorum. Fırsat verilirse yaparım.”İfadelerini kullanmıştı.

Tabi bu ifadeler, kendisine inanan Kürtleri zaman üzmüştü. Kimse Öcalan’dan beklemiyordu bu gibi ifadeleri ve tavrı. Hatta kendisinden devrimci direniş bekleniyordu. Fakat bu beklentiler gerçekleşmedi hatta İmralı Duruşmalarında Öcalan bir adım daha ileri gitti ve kendi payından dolayı asker analarından özür de diledi. Tabu bu durum da kendisine umut bağlamış Kürtleri hayal kırıklığına uğrattı. Bu süreçten sonra Kürtler arasında Abdullah Öcalan’ın karizmatik liderliği tartışılmaya başlandı.

Şimdi gelelim Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde yazdığı yazıda kullandığı benzer ifadelerine. Demirtaş diyor ki, “Ortak paydamız demokratik cumhuriyettir, ortak evimiz Türkiye'dir, ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.”

Bu sözler veya yapılmak istenen açılımlar söyletiliyor mu, yaptırılmak mı isteniyor başka akıllar tarafından bu, bilinmiyor tabi ki.

Şimdi yakından bakılırsa, Türkiyelileşmek isteyen bir HDP’nin eski başkanından ve bu ülkede cumhurbaşkanı adayı olmuş birisinden gelen bu söylemler çelişkili değil gibi görünüyor. Öcalan’ın da o zamanki sözleri, savunduğu Demokratik Cumhuriyet tezine uygundu. Ama Demokratik Cumhuriyet ve Türkiyeleşmek tezleri savunulacaksa o zaman hala çözümü silahlı mücadele biçiminde gören PKK’ye söyleyecek bir sözleri de olmaz mı? Daha doğrusu ikisi bir arada olmaz, bu nettir.

Bu çerçeveden bakıldığı zaman sorunun kaynağı olarak sadece Erdoğan’ı göstermek, AKP-MHP iktidarını çözüm önünde engel görmek ne kadar gerçekçi? Aynı Erdoğan çözüm için diyalog sürecini başlatmadı mı? Bu sürecin sekteye uğratılmasında PKK’nın ve marjinal sol örgütlerinin payını neden hala gizleniyor? Bütün Türkiye’ye ve Kürt halkına bu konuda gerçekleri söylemek neden fazla görülüyor?

Selahattin Demirtaş cezaevinde olan bir siyasetçi, şartları zor. Amacımız yükünü ağırlaştırmak değildir elbette ancak misyonu ve siyasal ağırlığı büyük. Tabu bu, Kürt halkının siyasal çıkarları için anahtar role sahip. Ayı zamanda bu bir siyasal imkan ama bu imkan muhalif dar çevreler tarafından kurnazca kullanılmak isteniyor. Demirtaş rolünü Erdoğan karşıtlığında oynamamalı, siyasal müzakerelerde oynamalı. Müzakereler muhalefetle yapıldığı gibi iktidarla da yapılabilir.

Saygıyla…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol